Değerli okuyucularım Allah şahidim son birkaç gündür yüzüm gülmüyor . Müzik dinleyemiyorum. Arkadaşlarımla şakalaşamıyorum. Sokakta , okulda , yolda nerde olursa olsun küçük bir kız çocuğu gördüğümde yüreğim acıyor. Kendime gelemiyorum.

Uzun zamandır moral değerlerimizin her geçen gün erozyona uğradığını hep beraber müşahede etmekteyiz. Gün olmuyor ki bir haksızlık , hukuksuzluk haberi almayalım. Son zamanlarda özellikle çocuk istismarları ,çocuk tecavüzleri , kadın cinayetleri , çocuk ve kadınlara uygulanan her türlü zorbalıklar yoğunlaşmaya başladı. Önceleri de duyardık bu moral bozucu haberleri ama cok fazla etkilemezdi günlük hayatımızı . Ama artık öyle bir duruma geldik ki hayatın olağan akışına aykırı her gün yeni bir insanlık dışı , iğrenç bir haberle uyanıyoruz. Sabah yeni bir sapıkla uyanıyor akşama başka bir sapıkla giriyoruz. Hayatın olağan akışı diye bir terim var hukukta. Az buçuk hukuk bilgisi olanlar hayatın olağan akışının ne demek olduğunu bilir. Gerçi hukukçu olmaya da gerek yok bunu bilmek için. Sonuçta bir toplumun yada kişinin belirli bir zaman aralığında günlük yaşaması muhtemel olumlu ve olumsuz olayların ortalaması da diyebiliriz. Medya ya bakıyorum da bir çok kişinin normal olma konusunda paradigma kaosu yaşadığını görüyorum. Bir kötülüğün niteliğinin değişmesi mümkün olabilir mi Allah aşkına. Sapık sapıktır. İster Amerikalı olsun , ister uzak doğulu olsun , ister ülkemizin herhangi bir muhafazakar semtinden olsun. Sapık sapıktır. Zalim zalimdir. Hain haindir, ister se babamızın oğlu olsun.

Bu çirkinliklerin , pisliklerin insanlık dışı uygulamaların sebebine bakmadan önce neyin nerede kimler tarafından hangi amaçla yapıldığının iyi tespit edilmesi gerek. Bu sadece bir sapkınlık değil aynı zamanda güç elde etmek ve bu gücü elde tutmak için yapılamayacak rezilliğin olmadığını da göstermek anlamına geliyor.

Benim çok uzun zamandır dikkatimi çeken başka bir durum daha var. Dünyayı yöneten liderler ve ya güç odakları hep aynı. Aileler , kurumlar ve ya kuruluşlar hep aynı. Böyle de olunca demokrasi güç merkezlerinin elinde bir enstrüman dan farklı bir şey olmuyor. Ve dünyamız her geçen gün biraz daha kirlenmekte. Her geçen gün biraz daha çirkinleşmekte. Savaşlar , iç savaşlar , gözü doymayan liderler, şahsi çıkarları için kendi halkının başına gelebilecek her türlü felaketi göze alıp çıkarı için memleketini satabilecek siyasetçiler. Düne kadar siyaha beyaz diyenlere her türlü hakareti yaparken bu gün kendisi beyaza siyah ve siyaha beyaz diyen toplum mühendisliğine soyunmuş zavallılar. Gücü elinde tutmak için yalan söylemeyi ve haksızlık yapmayı mübah sayanlar. Algılarla yaratılan manipülatif olguların hüküm sürdüğü bir dünyaya dönüştü yer küremiz. Ve böyle giderse çok daha elim olaylarla karşılaşmamız muhtemeldir.

Camilerde , okullarda , dergahlarda , kiliselerde ve her türlü ibadethanelerde anlatılan değerler nerde? Hani Yaratan dan ötürü de olsa yaratılanı sevecektik. Hani teslis akidesinde ki ve Hallacı Mansurun da dediği Enel Hak.. Hani ya her insan yaratıcının bu dünyada ki bir parçasıydı. Ruhundan cemalinden velhasıl kendinden bir şeyler katmıştı insanoğluna. Ve tüm ilahi dinlerde ki insana bakışın ortak noktasıdır bu. Hem Allaha inanıyor hem de bu pislikleri yapabiliyorsanız veya doğrudan yada dolaylı destek oluyorsanız ve ya sessiz kalıyorsanız sıkıntı büyük.

Eyy Müslümanlar. Eyy Yahudiler ve eyyy Hristiyanlar. Siz hepiniz Aynı yaratıcıya iman ediyorsunuz. Ateist dediğiniz ve her gün aşağıladığınız sözgelimi Japonların bir çocuk tecavüzüne rastladınız mı? Sonra da dersiniz gençlik her geçen gün ateist oluyor. Deist sayısı artıyor diye yakınırsınız.

Bu konuda yazılacak çok çirkinlikler var da emin olun ben dile getirmekten imtina ediyorum. Hem kul hakkından korkarım hem de okuyucu kitlemden dolayı daha bir sınırlı sorumlu davranmak zorundayım.

İnsanlık suçu işleniyor. Çocuklar kayboluyor. Çocuklar kaçırılıyor. İnsanlar denek olarak kullanılıyor. İnsanların sıradan bir canlı ya da cansız varlık gibi her hangi bir meta gibi kullanıldığı bir dünya ya doğru gidiyoruz.

Güzel işleri yaparken herkeste bir aidiyet kaygısı ya da önceliği var. Bir yardım yapıldıysa bir yere benim dinim , benim cemaatim veya benim tarikatım yaptı der bununla övünürüz. Bu bir yere kadar doğrudur da. Ancak yanlış ve çirkin işler yapıldığında da üzerine gidip çürük elmaları ayırmak tada aynı hassasiyeti göstermek zorundayız. Benim cemaatim yapmaz demekle olmuyor. Yapar kardeşim. Haram yemeye alışan herkes her şeyi yapar. Torpil ve ayrımcılığın zirve yaptığı , temek hukuk kurallarının yok sayıldığı bir dünya da herkes her şeyi yapar.

Kötülük hangi dinden , hangi cemaatten hangi tarikattan gelirse gelsin örtbas etmek yerine karşı çıkıp o çürük elmaları ayıklamalıyız. Ayıklamalıyız ki mensubu olduğumuz dine zarar gelmesin. Başka din yok. Başka Peygamber de gelmeyecek. Müslüman tavrı net olmayı gerektirir. Adalet karşı tarafa uygulandığında bir anlam taşır. Başka dünya yok. O kadar büyük bir pisliğe bulaşmış ki insanlık kolay kolay üstesinden gelinemeyecek bir durumla karşı karşıyayız. Adamlar ne kadar pişkin ya. Normalleştiriyorlar sanki. Çünkü güç var. Çünkü tuz kokmuş. Bizim kültürümüzde ahlaksızın ahlaksızlığını örtbas etmek yoktur. Tam tersine üzerine gitmek ve ortaya çıkarıp bir daha cesaret edemesin kimse diye toplumsal baskı kurulur. Çıkmış bir tane zavallı medya da diyor ki “ bunlar zaten Yahudi ne beklersin ki bunlardan , bunlar hep böyleydi.” E hacım bak bakalım epstein adasına girişte kimsenin etnik kökenine , dinin inancına bakmışlar mı? Oranın tek bir özelliği var o da insani değerlerden uzak sapık bir yaratık olman yeterli.

Vicdanlı insani değerlerini yitirmemiş her insanın bu tarz olaylara karşı çıkıp derhal en ağır cezaların verilmesi şartıyla soruşturmaların tüm ülkelerde sürdürülmesi lazım. Hatta gerekirse yeniden idam cezası bile konuşulabilir.