Adını Tosya’dan tadını Ilgaz’dan alan ürün Çeltik Ortalıca köyünün güneşle olan davası!

Bu hafta da yolumuz Ilgaz’ın öte yanına Tosya’ya düştü.

Aylardan ekim artık güz ayının ortasındayız. Kastamonu ovasında çoktan hasıl hasat bitmiş yeni sezonun hazırlıklarına başlanmıştır bile. Adı üstünde güz mevsimidir, ilk yağmurlardan sonra toprak sürülüp ekim, dikim zamanıdır.

Ama öyle bir ürünümüz var ki onun hasat zamanı tam da bu günlerde başlar.

Suyun çocuğu çeltik; suda doğup büyüyen, gelişen, ekimi, dikimi, hasadı kısacası her şeyiyle farklı bir ürün. Çeltik, suda çimlenebilen ve suda erimiş oksijenden faydalanabilen tek tahıldır. Diğerleri suda boğulur, bu hayat bulur.

Tosya pirincinin merkezi “Ortalıca”

Ben de bir göçmen kuşu sayılırım, her mevsim Kastamonu ‘da diyardan diyara uzanan yolculuklar yaparım. Baharda araç yaylalarında, kışın Ilgaz’da, Yaralıgöz’de, sonbaharda Küre dağlarında, yazın Taşköprü ovasında, sahilde gezeler dururum. Kısa molalar veririm her bir yörede.

Bir göçmen kuş misali yanımda fotoğraf makinem ayağımda botlarım gönlümde Kastamonu sevdası düşerim yollara. Kimi zaman salep, bazen palamut, ya da sarımsak, belki de siyez peşinde koşar dururum.

Göçmen kuş gibiyim dedim ya işte yine o göç yollarındayım. Ilgaz’ın öte yanına Tosya-Ortalıca’ya gidiyorum. Çeltik zamanıdır şimdi, sararmıştır tavalar, boyunlarını bükmüş harmana gidecekleri zamanı bekler başaklar.

Burası da benim memleketim sayılır gide gele artık Ortalıca’nin camisinin kubbesindeki leylekleri gibi benim de bekleyenlerim, benim de bir yuvam vardır bu köyde.

…

Ortalıca…

Tosya merkeze 21 km uzakta Devrez vadisinde çeltik tarlalarıyla çevrili bir 1521 den bu yana aynı adı taşıyan bir köyümüz. İdari olarak birkaç kez el ve il değiştirmiş.

Daha önceleri Tosya kazasına bağlıyken; 28 Temmuz 1936'da Kargı kazasına, 24 Temmuz 1948'de yeniden Tosya kazasına bağlanmış.

Bir ara belediyelik iken sonradan köye dönüşmüş.

Ortalıca yolunda giderken iki manzara hiç değişmez: Yanında seni takip eden Devrez Çayı ve uzaktan bakan, gölgesi daima üstünde olan Ilgaz Dağı.

Devrez deyince durmak lazım. Bazen yakınlaşıp bazen de uzaktan sadece yeşilliğinden belli eder kendini. Nazlı nazlı akarken geçtiği her yeri yemyeşil yapar, bereket bolluk saçar.

Ahh o Devrez ki sadece bir çay değildir o bu vadiye hayat, Tosya pirincine tadını veren su kaynağıdır.

Hititlerin; Dahra sı bizim Devrez’imiz kıvrıla kıvrıla geçtiği her yere bereket bolluk getirerek Kızılırmak’a karışır gider.

…

Cebrail Keles Tosya

Ortalıca'nın Güneşle olan mücadelesi!

Bizim köy diye geldiğim Ortalıca’nın Hacıibrahim tepe diye bir mahallesi var ki güzelliğini anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalıyor.

Aslında en kısa zamanda mutlaka koruma altına alınması lazım.

Köy bir tepeye kurulu adeta bir ada, kale gibi bir konumda tüm ovaya hâkim. Birbirinin güneşini kesmeyen birbirine yaslanarak ayakta duran ahşap evler dantel gibi sıra sıra özenle kondurulmuş.

Ahşap evleri oluklu kiremitli çatılar, evlerin arasını ise darabalar çevreliyor.

Ambarların kapılarında üzerlik otu duvarlarında koçbaşlarının asıldığı tipik bir Türk köyü. Her evin bacasında çatısında mutlaka bir leylek yuvası var. Bahar mevsiminde takırdamaları D100 den bile duyulan leyleklerin dansları şarkılarıyla şenlenen büyülü bir köy.

Hele çeltik tarlalarına su verildiği zamanlarda tam bir ada görünümünü alıyor. Tarlalardaki suyun yansımalarını izleyenlere gökyüzü yere inmiş gibi muhteşem anlar sunuyor.

...

Ortalıca köyünün meydanındaki Musa abimin kahvesinin önündeyiz.

Eski dostumuz Muhtar Salih Uysal henüz tarladan gelmemiş. Meydandaki masalar dolu, köyün ak saçlı sakallı bilgeleri ekim güneşinin tadını çıkarıyorlar.

Bir sandalye de ben çekip oturuyorum.

Selamlaşıyor hal hatır soruyoruz. Mevzu derin, laf çok, çayların biri gelip biri gidiyor.

Köylülerden biri bana kaş göz ederek gülümsüyor ve camdaki yazıyı gösteriyor.

Musa abim çaya zam yapmış 10 tl olmuş! Oysa bu fiyata biz su bile içemiyoruz, Musa abim müşterilerine mahcup bir edayla bakıyor.
Masadaki köylülerden gelen mesajı alıp içeri sesleniyorum: “Musa abi, nettin öyle, zam yapmışsın?” diye takılıyorum.

Gülüyoruz ve hep birlikte bir çay daha içiyoruz.

Muhabbet zıkı sarıyo çaylar gelip giderken Karşımda 70 yaşını çoktan devirmiş Ahmet Kocabaş amcam laf arasında çok ilginç bir öykü anlatıyor.

O da atalarından, eskilerden duymuş;

Rivayet odur ki;

Ortalıca bir zamanlar Kargı'ya bağlıymış. Tüm resmi işler Kargı'dan görülürmüş. Köylü sabah hayvanı koşup yola düşermiş, akşam gün batarken dönermiş.

Bir gün toplanıp dilekçe vermişler: "Bizi Tosya'ya bağlayın.

“Hâkim sormuş: "Bana bir tek haklı sebep söyleyin, bağlayayım. “

Köyün en uslusu öne çıkmış :"Reis Bey, sabah gün doğumunda yola çıkıyoruz, güneş gözümüzün içine doğuyor. Akşam gün batımında dönüyoruz, güneş yine gözümüzün içine batıyor. Allah seni inandırsın sabah akşam gözümüzün içinde. Etme, gitme bizi kurtar bundan.

“Hâkim gülmüş ama hak da vermiş.

“1936'da Kargı'ya bağlanan Ortalıca, 1948'de tekrar Tosya'ya bağlanmış.”

Bugün Ortalıca Tosya'ya 21 km mesafede. Güneş hala sabah akşam aynı yerden doğup batıyor ama köylüler şehre işlerini görmeye giderlerken artık gözlerini kısmadan bakıyorlarmış.

…

Ağzım açık dinlediğim bu hikâyenin üstüne bir çay daha gider diyerek Musa abime sesleniyorum

Çaylar dolsuuuuun muhabbet olsun!
…

Kızılırmaklı Hasan Usta, Yukarı köylü Muammer abla…

Ortalıca köyünün Devrez kıyısındaki tavalar sararmış. Çeltikler biçime hazır hale gelmiş. İki tarla arasındaki sınırda bir karartı gözüküyor, Ahmet emmim oğlunun tarlasındaki çeltikleri kontrole gelmiş. Benim dronu görünce huylanıyor yerde taş arıyor, beni görünce gülüyor. Zaten taş da bulamayınca vaz geçiyor.

…

Ortalıca’da Hasat zamanı,

Tarlada kocaman bir biçerdöver gezeliyor. Yanına arada bir traktör yanaşıyor çeltik daneleri boşaltılıyor kasaya alıp gidiyor harmana doğru.

Çeltik tarlasında çamurlara bata çıka fotoğraf çektiğimi gören biçer operatörü beni yanına çağırıyor, gel buradan çek daha iyi olur diye duruyor.

Körün istediği bir göz diyerek atlıyorum makineye.

İçi oldukça geniş, kendime bir yer bulup oturunca başlıyoruz sohbete, Hasan Usta Çankırı Kızılırmak kargılı köyündenmiş. Her sene buraya hasada geliyor. Artık hangi tarla nerede başlıyor nerede bitiyor tarla sahibinden iyi biliyor. Taşını toprağını çamurunu tümseğini ezberlemiş.

Önündeki tambur döndükçe çeltikler bir bir içeri alınıyor danesi saptan ayrılıp depoda birikiyor. Çalışma şekli öylesine fotoğrafik ve etkileyici ki adeta hipnotize ediyor beni.

Hasan ustanın sesiyle kendime geliyorum.

Al bakalım susamışsındır diye dolabından bir soğuk su şişesi uzatıyor.

Tavanın birinin biçimi bitince yanaşan traktöre çeltik danelerini boşaltınca ben de Hasan Ustama veda edip traktörün peşine takılıyorum.

…

Harman yerindeyiz yere serilen büyük naylon çadır bezlerinin üstüne çeltikler kurutmaya bırakılmış. 3 tane ablam ellerinde tahta tırmık çeltik kurutuyor.

-Kolay gelsin ablalarım, nenem, teyzem, nediyonuz?

-Nedelim çeltiği dırmıklıyoz,

-Çekeyim mi sizi müsaade var mıdır?

-Çek bakalım…

Adı muammermiş nenemin, yaşı epeyce var. Elleri nasır tutsa da yüreği pamuk gibi. Bana kıyamıyor fotoğrafını çekmeme izin veriyor. Yukarı köydenim diyor bizim oğlanın şurada dükkânı var. Ben de burada harmanda çeltik kurutuyorum.

Harmanın kıyısına çöküp izliyorum onları.

Ağaç tırmıklarla çeltikten yol yol izler açıyorlar.

Bir o yana bir bu yana.

Yollar değişiyor, yönler, çeltikler değişiyor. Değişmeyen tek şey onu tutan nasırlı eller.

Ilgaz’ın kar pınarlarıyla beslediği Devrez’in suyunda doğup büyüyen çeltikler şimdi harmanda kuruyor. Her bir tanenin içinde Ilgaz’dan bir ses bir tat bir koku var. O yüzden bu kadar lezzetli derler.

Tosya pirincinin bağrında Ilgaz’ın türküsü var.

…

Bir göçmen kuşum ben.

Ilgaz dağının öte yanında Devrez’in kıyısına konmuşum. Çeltik tarlaları içinde gezinen kocaman makinelerin kestiği başaklardaki o tek tanenin peşindeyim.

Masamda eşim, evdeşim, kırk yıldır yol arkadaşımın yaptığı bir tabak pilav var.

Tosya Ilgaz’ının yamaçlarından, Gövrecik ormanlarından topladığım bir apaz kanlıca mantarıyla süslenmiş.

Masa Ilgaz’la dolu.

Ilgaz kokan pirinç , Ilgaz’ın armağanı kanlıca mantarı ve …ve Ilgaz sevdalısı bir Balıkçı Şef.

Daha ne olsun.

6 Ekim 2026 Kastamonu/Tosya
Cebrail Keleş-Balıkçı Şef