Daday ‘mı, Datça mı? Bir isim karışıklığının hikâyesi Üryani eriğinin başkenti…
Daday, Kastamonu’nun hemen yanı başında, tarihi 5.000 yıl öncesine uzanan şirin bir ilçemiz. Benim için de sulak alanlarında balık avladığım doğası ve tarihi yerlerini fotoğrafladığım özgün bir yer.
Daday'da anlatılacak çok şey var. Aklıma ilk gelenleri sıralarsak; Ballıdağ’da kardelenler, yumurtacı göletinde su kuşları, çiftliklerinde atlar, Memişin yerinde et ekmeği gelir.
Ve az bilinenler muhteşem kalem işleriyle süslü köy camileri, yaklaşık 1500 yıl öncesinde yapılan Meyre tapınağı, Kayı köyündeki 2000 yıllık anıt mezar benim için çok özeldir.
Daday huzurlu bir yer, bunu da 2024 de Türkiye’nin 25. Üyesi olarak Cittaslow (Sakin Şehir) unvanı alarak tescil ettirdi.
“Mevsimlerin yavaş ve şefkatli geçişini, otantik ürünlerin ritmini, güzel tatlara ve sağlığa saygıyı hala takdir ettiğimiz kasabalar” a veriliyor bu paye.
Sakin şehre yolculuk…
Yollardayım yine, Daday’a doğru gidiyoruz. Takvimler son güze girmek üzereyiz dese de sonbahar henüz tam demlenmemiş, yol boyu sıralanmış kavakların yaprakları bile tam sararmamış alacalı bulacalı. Ballıdağ’a bakıyorum zirvesi yemyeşil, ilk kar henüz düşmemiş.
Burada her şey yavaş belli ki Sonbahar da acele etmiyor gelmek için.
Bu seferki yol hikâyemiz Coğrafi işaretli ürünümüz Üryani Eriğini yerinde görmek. Bunun için uzun yıllar üryani eriğinin tanıtımı, geliştirilmesi için çaba sarf eden Dadaylı Harita Y. Müh. Feza Tiryaki’ye “merhaba” diyoruz.
Bir dokunup bin ah işitiyoruz.
-Bilindiği gibi, sakin şehirlerin bir özelliği de geleneksel yaşamı koruma, bunun içinde de üryani eriği başta geliyor. Ben bu eriğin tanıtılması ilçemize ekonomik olarak katkısı için çok uğraştım hatta babadan kalan köy konağının bahçesine 800'den fazla ala erik diktim. Bugünlerde de hasat sonu. Haydi, gidelim bir de siz görün diyor. Feza bey dostumuz oldukça dolu içindekileri anlatıyor sakin sakin!
Feza Tiryaki ile kısa yolculuk sırasında özellikle Daday’dan Doğa turizminden, ala eriğin kıymetinin bilinmemesinden konuşuyoruz. O üryani eriğini anlattıkça benim aklıma bir başka konu takılıyor.
Daday’ın sakin şehir unvanına vurgu yaparak; Feza bey diyorum, bu tanım yani “Slow City” bizim Üryani Eriği'nin ta kendisi değil mi?
15 gün güneşte yavaş yavaş kurutma = SLOW
700 rakımda mevsimini bekleme = SLOW
Tek tek elle dizme, birbirine değdirmeden = SLOW
Çam tahtasında sabırla bekletme = SLOW
Yavaşlık, yalnızca bir şehrin unvanı değil; bazen bir eriğin sabırla işlenmesidir.

Daday'da Bir Üryan Masalı: Ala Eriğin Hikâyesi
Bizim memleket diye söylemiyorum ama Kastamonu’nun her köşesi adeta yöresel ürün cenneti. Ne tarafa baksam bir endemik ürün dağdan, taştan, ovadan fışkırıyor.
İşte bu aylarda Tosya’da çeltik harmana indi bile. Taşköprü Sarımsağı desen çoktan kurudu. Germeç pazarında alıcılarını bekliyor.
Sahil ilçelerimizde bu günlerde palamut bereketi yaşanıyor.
Dağlarda, ellerinde sepetlerle öbek öbek insanlar Kanlıca mantarının peşinde.
Gelelim bizim ala eriğe yani üryaniye.
Bu ürünlerin çoğunu hemen herkes bilir ama bir üryaniyi sadece Kastamonu bilir. Çünkü bu memleketin dışında yetişmesi mümkün değildir.
Üryani eriği, Kastamonu'nun kendine özgü değerlerinden biridir. Özellikle Daday ve Kastamonu merkez çevresinde yetişen bu yerel erik çeşidi, yöremizin kültürel mirasının da bir parçasıdır.
Peki, neden "Üryani" demişler adına? Asıl adı "Ala Erik"tir. Üryani bizim taktığımız lakap.
…
Hikâyesi de yapılışında gizli. Eylül/Ekim gibi dallardan tek tek toplanır. Her gün dolaşılır, olgunlaşanlar alınır. Sonra bir leğende sıcak su, yanında soğuk su...
Erik önce sıcağa girer, sonra soğuğa. Şok olur ve kabuğundan ayrılır.
Çırılçıplak kalır. İşte "Üryan" kelimesi de oradan gelir.
Üryan, Arapçada çıplak demektir. Soyunmuş, kabuğundan sıyrılmış demektir.
Bu erik de kabuğunu soyunca üryan kalır. 700 metre ve üzerindeki rakımlarda, az miktarda yetişir Üryani.
Her yerde yetişmemesi nedeniyle ender bulunur.
Kabuğu soyularak çam tahtaları üstünde kurutulan üryani eriği; kurutulmuş olarak tüketildiği gibi, önceden suda bekletilerek elde edilen kıvamlı suyu içilerek veya kompostosu yapılarak tüketilir.
Pelverdesi ve pestili de yapılan üryani eriği her öğünde yer alır. Sabah hoşafı, öğlen pestili, akşam ekşisi...
Şekere gerek yoktur, kendi şekeri yeter.
Ama o hale gelmesi kolay değildir. En güzelleri, en gösterişlileri seçilir. Çamdan, gürgenden yapılmış tahtaların üzerine, birbirine değmeyecek şekilde tek tek dizilir.
On beş gün güneşte kurur. Hava nemlenirse, bir çise düşerse hemen içeri alınır.
Nazlıdır. Sabır ister.
Sonra raf ömrü iki yıl, üç yıl olan bir emanet çıkar ortaya.
Üryan Geldik, Üryan Gideriz…
Anadolu'da bir söz vardır: "Üryan geldik, üryan gideriz.
“Anadan üryan geldik bu dünyaya. Ne cebimizde bir şey vardı, ne sırtımızda bir kabuk. Sonra hayat bize kabuklar giydirdi.
Makam kabuğu, unvan kabuğu, mal mülk kabuğu...
Kalınlaştık, sertleştik.
Tıpkı ala eriğin kabuğu gibi. Erik de dalında kabuklu durur. Güneşi görür, yağmuru yer, olgunlaşır. Ama o kabukla yenmez. Lezzeti ortaya çıkmaz.
Ne zaman ki sıcak sudan soğuk suya girer, şoka uğrar ve kabuğundan soyunur, işte o zaman üryan kalır.
O zaman ballanır. O zaman şifa olur.
İnsan da böyledir.
Dert görmeden, çile çekmeden o kabuktan soyunamaz insan.
Daday'ın 700 rakımlı yaylalarında, çam tahtası üstünde güneşte bekleyen erik gibi, insanın da biraz güneşte demlenmesi, yanması gerekir.
İnsan da böyledir: Üryan geldik, üryan gideceğiz.

(Dadya) Datça mı Daday mı?
Hazır Daday’dan bahsetmişken şu ilginç tarihi bilgiyi de paylaşalım,
Muğla'nın Datça ilçesinin eski adı Dadya idi. 1933 yılında Kastamonu'nun Daday ilçesi ile resmi yazışmalarda ve posta/telgraf hizmetlerinde sık sık karışıklık yaşanıyordu. Bu isim benzerliğini ortadan kaldırmak amacıyla: 4 Aralık 1933 tarihinde bir Bakanlar Kurulu Kararı alındı. Karar, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün imzasıyla yürürlüğe girdi.
Bizim memleket...
Daday’dayım.
Yüzüm Ballıdağ’a dönük, burada zaman yavaş aksa da hiç durmuyor. İşte tepede biriken bulutlar yakında ilk karların düşeceğinin işareti.
Bizim memleket; Üryani eriği gibidir Kastamonu’m.
Dışı sert, görünüşü alacalıdır. Ama asıl güzelliği, asıl değeri o kabuğun altındadır.
Ne zaman ki olgunlaşır, yanar o kabuktan sıyrılır, güneşte demlenir ve birlikte kurur çıralı çamların üstünde. İşte o zaman bambaşka bir değişim geçirir.
Şifa olur, elmas ayarında, altın değerindedir.
Tek sorun çok nazlıdır kırılgandır, ne soğuğa ne yağmura ne rüzgâra dayanıklıdır.
Kıymetlidir, Her sene, her yerde, her zaman bulunmaz.
Ama her Kastamonulunun mutfağında kilerinde bir yerlerde bir avuç olsun bulunur.
Çünkü o, sadece bir erik kurusu değil, atalardan gelen kültürdür.