Küre'de sonbahar, İnebolu'da dereye düşen bahar bir daha çıkamamış.
Kastamonu'da kasım ayındayız ve son güz mevsimine girdik. Sonbaharın son günlerini yaşıyoruz. Geride daha kaç sonbaharımız kaldı, bilinmez. Aklıma bir söylence geliyor. Lokman Hekim'e kaç yıl yaşamak istediği sorulmuş, o da yedi kartal ömrü istemiş. Bir kartal yaklaşık 80 yıl yaşıyor, yani 560 yıllık bir ömür diliyor ve o kadar yaşamış.
Şairimiz Cemal Süreya da kırlangıcı çok sevdiğinden yedi kırlangıç ömrü dilemiş.
"Lokman şair, senin hayatın
Yedi kırlangıcın hayatı kadar
Altısını ardı ardına yaşadın
Bir kırlangıcın daha var."
Son güzün peşine düşen bir göçmen kuş, bir kırlangıç misali düştüğüm yolda sordum: Ey yüreğim, sonbahar ne tarafta? Diye.
Elim de, dilim de, yüreğim de aynı yeri işaret etti. Sarı sıcak renklerin peşine düş, bulursun sonbaharı, dedi.
İlk önce Kastamonu'da aradım sonbaharı. Karayollarının bahçe duvarında sarmaşıklardan bir duvar halısı gördüm. Kırmızının, sarının, kahverenginin en güzelini nakış nakış işlemişler.
Bu mu, dedim.
Hayır, devam et, dedi yüreğim.
Daday kavşağındaki Kuleli Konağı'nı gördüm. Kavak ağaçlarının sarı yaprakları yağmur gibi yere yağıyordu.
Durma, devam, diye iç sesim söylendi.
Çıktım Kastamonu'dan, uzandım gökyüzüne bir avuç sonbahar kokan bulut koparmak istedim. Elimden kaydı, uzaklaştı benden.

Düştüm peşine sonbahar düşlerimin...
Bir sonbahar düşüydü, her yıl peşine düştüğüm bir hayaldi, rüyaydı. Bir güz günü aradığım, renkli bir ateş böceği gibiydi.
Her yerde bir izi olsa da ben ayak izinin değil, kendinin peşindeydim.
Oyrak Geçidi'nden baktım Devrekâni Ovası'na. Yaralıgöz sisler altında gözükmüyorken ben de Seydiler tarafına devam dedim.
Göç etmeyen birkaç şahin vardı yol boyunca selamlaştığımız.
Köyler vardı yamaçlarda, evlerin önündeki ağaçların yapraklarının ışıkta rengârenk titreştiği. Bacalardan gündüz de duman çıkıyor artık. Evlerin önünde pekmez kaynamıyor, turşular çoktan kurulmuş, kanlıca mantarları bile bulunmaz olmuş.

Küre Dağları'nda Sonbahar.
Masruf Geçidi'ndeyiz. Burada sonbahar çoktan gelip geçmiş. Meşeler yapraklarını dökmüş, çam ağaçları yeşil, diğer her şey kahverengi, gri.
Dağlar var sıra sıra. Üstlerinden yağmur yüklü bulutlar geçiyor katar katar. Karadeniz kokan, yağmur döken, sonbaharın ağıtını dağlara söyleyen bulutlar geçiyor.
Çamurlu patikalarda sadece izlerini, ormanlarda sadece seslerini duyduğum her çeşit canlı doya doya sonbaharı yaşıyor ve yaklaşan kışa hazırlanıyor.
Karşı yamaçlardaki köy evlerinin bazılarının bacalarından dumanlar tütüyor, besbelli hayat var. Yağmur yağıyor ince ince, uzun ince bir yolda, sarı sıcak bir ateş böceğinin kılavuzluğunda gidiyorum. Camili Köyü'nden inip, Uzunöz'de Ecevit Hanı'nın yanından geçerken yeni hâline bakıyor, bir dahaki sefere uğramak üzere not alıyorum.
Burası Küre Dağları. İleride adını aldığı bakırın anavatanı sayılan ilçemiz var.
Yukarıdan bakınca bu iniş harika bir fotoğraf verebilirdi ama sanırım biraz gecikmiştim. Bir dahaki sonbahara diyerek dronla birkaç fotoğraf alıyorum.

Selin tahrip ettiği tarihî köprümüz İkiçay...
Küre'nin çıkışında bir köy var, adı Ersizlerdere. Destansı güzelliği ve destanlarla örülü bir öyküsü var. İpsine Kayalıkları'nın eteklerinde kurulan bu köyümüz, İnebolu yolunda özellikle Ecevit çorbası içmek için durduğum mola yerlerimden biri.
Emin abim rahmetli olalı beri sanki çorbanın tadı tuzu aynı olsa da tadında bir eksik var gibi geliyor.
Dediğim gibi burası tarihin kesişim noktalarından, Millî Mücadele döneminin sessiz tanıklarından biri. Özellikle İkiçay Köprüsü bu tarihin en önemli şahidi.
Ersizlerdere Kanyonu'nun içinden gelen Karadona Çayı, Küre'nin içinden gelen çayla burada birleşiyor.
Tam birleştiği yerde güzel bir köprü vardı. Tarihî özelliği olan köprü, yıllarca yeni köprünün gölgesinde kalırken güzel bir restorasyonla yeniden hayat bulmuştu. Ne yazık ki 2021 yılındaki büyük selde tahrip oldu.

Köprünün tarihçesini Mustafa Eski hocamız şöyle yazmıştı:
KÜRE İKİÇAY KÖPRÜSÜ: 27 Nisan 1900 tarihinde törenle hizmete açıldı. İstiklal Harbi'nde, İnebolu'ya gelen tonlarca silah ve cephane bu köprüden geçti. İstiklal Yolu'nun en önemli iki maddi tanığından birincisi, diğeri de Şeker Köprüsü'dür.

Günümüzde köprüde hummalı bir çalışma var. Yeni köprü ve bağlantılarında Karayolları çalışıyor. Umarım tarihî köprümüz de eski hâlini alır.
Sonbaharın peşine düşmüşken tarihin derinliklerine dalıp gitmişim. Ersizlerdere Tabiat Parkı o kadar güzel ki ayrılmaya gönlüm razı olmuyor. Az ileride Karacehennem Boğazı sisler altında bana bakıyor. Benim adım sonbahar, diyor sanki.
Bu davete karşı koymak her ne kadar imkânsız olsa da yolum denize kadar devam etmeli, sarı sıcak sonbahar ateş böceğini bulmalıyım diyerek devam ediyorum.

Yolun sonu, İstiklal'in yolu, İnebolu...
Bitti yollar, denize düştü ateş böceği. Bu sarı sıcak bir sonbahar yolculuğuydu, Karadeniz'de son bulan.
İnebolu'da limana bakıyorum, içimde tarifsiz duygular var. İstiklal Yolu buradan başlamıştı. Uzun bir destanın ilk dizeleri burada yazıldı.
Kayıkların kasırgalara, kağnıların kamyonlara, bir avuç inanmış insanın Mustafa Kemal Atatürk'le birlikte yedi düvele karşı verdiği imkânsız bir mücadelenin başladığı yerdi.
Sokaklarında gezdiğim bu İstiklal kentinde, 1921 Ocağı'nda, kar kış kıyamette iki genç şair Nazım Hikmet ve Vala Nurettin bu sokaklarda benim gibi yürüdüler. Şiirler okuyup, Ankara'ya Millî Mücadele'ye katılmak için yola çıktılar.
Dillerinde şiirler, gözlerinde vatan aşkı vardı...
"Dereye düşen bahar bir daha çıkamamış
Bu ne güzel memleket: Yüksek dağlarında kış”,
…

Yollarında sonbahar, deresinde ilkbahar...
O günlerde dereye düşen bahar İnebolu'dan, yollardaki sonbahar da Küre'den hiç çıkamamış.
Ne bir Lokman Hekim'im kartal ömrü hesap edecek, ne bir Cemal Süreya'yım kırlangıçların ömründen dileyecek.
Ben bir garip Balıkçı Şefim,
Sadece bir sonbahar daha yaşıyorum.
Anı yaşa ve sarı sıcak yollarda elinde makine gez, diyorum.
…
Cebrail Keleş - Balıkçı Şef
4 Kasım 2026 - İnebolu

