Kıymetli okurlarım
Tevhid konusunu daha önce de ele almıştım. Geçtiğimiz günlerde Malatyalı Niyâzî-i Mısrî Hazretlerinin beyitlerini Mustafa Tatcı Hoca'nın yorumlarından dinlerken, tevhid hakikatine dair müthiş güzel bir anlayışla karşılaştım. Bu güzelliği sizlerle paylaşmadan geçemedim. Böylesine derin bir mânânın kitap sayfaları arasında gizli kalmaması, düşünce dünyamıza ve gönüllerimize ulaşması gerektiğini düşündüm.
Çünkü tevhid düşüncesinde varlık ile bilgi, bilen ile bilinen, akıl ile gönül bazı felsefecilerin sandığı gibi birbirinden kopuk değildir; aynı hakikatin farklı boyutlarıdır ve aynı ilâhî nurun aydınlığında anlam kazanırlar.
Niyâzî-i Mısrî'nin asırlar öncesinden seslenen bu irfanı, insanın felsefî arayışlarına da yeni bir ufuk açacak; hakikati yalnızca düşünmekle kalmayıp onu bütünlüğü içinde idrak etmenin imkânlarını gösterecektir. Böylece varlık ve hakikat üzerine yürütülen tartışmalar, fikirleri birbirinden uzaklaştıran ayrımların ötesine taşıyarak tevhidin aydınlığında daha derin bir kavrayışa ulaştırabilecektir. Özellikle nur ile zulmet konusu, felsefedeki “Kötülük problemi”ni çözecek olan en güzel cevaptır.
Tevhid ilmini ve idrakini kavrayan insan, karşılaştığı olayları yalnızca görünen yönleriyle değerlendirmez; onların ardındaki manâyı, hikmeti ve bütündeki yerini de düşünür. Böylece olaylar karşısında daha doğru ve ölçülü tavırlar geliştirmeyi öğrenir. Bu bakış, insanı hakikate yaklaştırırken aynı zamanda hayatı daha geniş bir perspektiften okuyabilmenin de önünü açar.
Tevhid düşüncesini hayatlarının merkezine alan Hak erenleri, tevhidi gerek yaşayışlarıyla gerekse sözleri ve beyitleriyle bizlere anlatmaya çalışmışlardır. Onlar için tevhid, yalnızca dile getirilen bir inanç değil, hayatın bütününü kuşatan bir idrak ve yaşayış biçimidir.
Niyâzî-i Mısrî de beyitleriyle bizleri tevhidin huzur veren iklimine davet eder. Gelin, Mustafa Tatcı Hoca’nın yorumları eşliğinde Niyâzî-i Mısrî’nin mısralarında tevhidin güzelliğine birlikte yolculuk edelim.
(...)
“Zihî kenz-i hafî k’andan gelir her var olur peydâ
Gehî zulmet zuhûr eyler gehî envâr olur peydâ
Zihî deryâ-yı vahdet kim kesilmez hergiz emvâcı
Bu kesret âlemi andan doğup nâ-çâr olur peydâ
Ne sihr-i bu’l-acebdir kim bu yüzden görünür ağyâr
O yüzden gayrı yok tenhâ gelir dildâr olur peydâ
O yüzden görüben a’yân döner şem’i cemâline
Felekler de görüp anı döner edvâr olur peydâ”
(...)
(Haz. M. Tatcı, Niyâzî-i Mısrî Halvetî Dîvân-ı İlâhiyât s. 400, 2. Nutku, 2026. H Yayınları).
“Zihî kenz-i hafî: Ne kadar güzel bir gizli hazine, her varlık ondan olur peydâ.
Kenz-i hafi: “Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim. Mahlûkâtı yarattım.” (Acluni, Keşfü'l-Hafa). Kutsî Hadis-i Şerîfinden mülhem.
Peydâ: Açığa çıkmak, ki anda- ondan- kândan: Farsça maden demektir. Gizli hazine olan cevher ocağından meydana gelen Nur. Bizim özümüz bir tek nur...O çok güzel olan gizli hazinenin kaynağından her şey açığa çıkıyor. Daimi bir oluş içindeyiz. Bütün varlık alemindeki toptan cevheri bir noktada buluşturduğumuz zaman Hz. Ali’nin “İlim bir nokta idi onu cahiller çoğalttı.” dediği noktaya geliriz. O noktayı idrâk etmek gerçek ilimdir. Yani ilim ve irfandan gaye noktayı fehmetmektir. Çok derinlikli olarak kavramaktır. Varlık o noktadan geldi.
Nokta idim ezelden,
Saklı idim güzelden,
Kün dendi ferman elde
Divaneyim ben şimdi
Devredip nurdan turdan (tavır)
İndim geldim huzurdan,
İnsana dört unsurda
Yanılınca gendume (buğday)
Yolum düştü kendime
Özrüm bu efendime
Divaneyim ben şimdi
Bir gamım var dermansız
Bas mührünü fermansız
Sensiz bu tenim cansız
Divaneyim ben şimdi.
Layık mıyım bilemem,
Âşık mıyım bilemem
Sadık mıyım bilemem.
Yanmışım kül olmaya (yokluk)
Toz olup yol olmaya
Eşikte kul olmaya.
Gecelerde mahımdın
Elde çırağ âhımdın
Her seherde ahımdın
Ben aslıma taliptim
Hem nefsime galiptim
Ummanda dün oluptum
Ben aslıma taliptim ...
(M.T)
“Gehî zulmet zuhûr eyler gehî envâr olur peydâ”
Varlık, bir nurun her an açılıp duran her an kapanıp duran oluşundan ibarettir. Zulmet ve nur, Karanlık ve aydınlık... karanlıktan aydınlığa çıkarmak lazım. Batılıların diyalektik dediği şey. Cenab-ı Hakk’ın bütün esma, efâl ve sıfatlarının toplamı zatıdır. Bu varlık hakikatin cem olmuş şeklidir. Bütün varlık bir sesin bir nefesin tezahürüdür. Varlık, hakikatin cem olmuş hâlidir. Bunu insan kendinde toplarsa câmi olur.
Varlığın Hak’la kaim olduğunu bir bilsek... zuhur eden âlem, mümkün olan varlıktır. Sonradan peydâ olan bu âlem, Künt-ü kenzen mahfiyen, gizli bir hazineydim, manâsındadır.
Felsefecilerin üzerinde çalışması gereken budur. O zaman herkes Hakikatin kaynağını anlamış olur.
Zulmet ile anlatılmak istenen, Hakk’ın örtülmesidir. Hakk’ı bilmeyen karanlıktadır. Nur gelince zulmet gider. Gerçek aydınlanma yaşanır.
Zihî deryâ-yı vahdet kim kesilmez hergiz emvâcı
Bu kesret âlemi andan doğup nâ-çâr olur peydâ
Ne güzel, öyle bir derya ki dalgaları kesilmez. Sürekli dalgalar çarpıp duruyor birbirine. O kesilmeyen dalgaların neticesinde yeni oluşlar ortaya çıkar. Cenab-ı Hakk’ın esmaları birbiriyle çatışıyor. Cenab-ı Hakk’ta tüm esmalar bütün olarak bulunduğundan, tüm varlıkta ise esmalar farklı olarak bulunduğundan, ten gözüyle onlar görünmez. Ancak gönül gözü açık olan her esmanın kaynağının Allah olduğunu bilir ve her şeyi hoş görür. Çünkü her varlıktan Hakk’ın zuhur ettiğini bilir. Bu kesreti, yani çokluğun Hakk’tan olduğunu bilip ona göre adım atmak gerekir.

“Ne sihr-i bu’l-acebdir kim bu yüzden görünür ağyâr
O yüzden gayrı yok tenhâ gelir dildâr olur peydâ”
Bu ne acayip sihirli bir varlık âlemidir bu âlem. Sakın ağyar görme. Bütün varlık, âlemde görünür. insan hayretler içinde kalıyor. Bir yandan kendinden başka varlık yok. Bir yandan tecelliler onu aldatıyor. Hakkın yüzünden başka kimse yok. Hakka talip isen bütün engelleri aşacaksın “Ne yana dönersen dön Allah’ın vechi oradadır.”
Ne şaşılacak bir sihirdir ki bu yüzden görünür ağyâr. O yüzden yabancı görünür bize dışımızdaki varlık. Hakk’tan ayrı görürüz. Birlik âleminden bakınca Hakk’tan başka bir şey olmadığı anlaşılır. Varlığın iç yüzü insan-ı kâmilden görünür. Bu yüzde O’nun yüzünden başkası yok. Can gözüyle bakınca sevgilinin yüzü her bir varlıkta görünür. Teklikten bakınca Allah her an zâhirdir, görünür. Çokluktan bakınca Allah görülmez. Teklikten bakınca hepsi O. Bu varlık, Allah’ın nurundan yaratılmıştır. Varlık görecelidir. Hakiki değildir. Hakk’ın vücudundan başka bir varlık yoktur. Vücud-u vâhid var başka bir şey yok. O yüzden ağyâr yoktur. Ağyâr görüyorsan, bu karanlık yüzden bakma o aydınlık yüzden bak. Zulmetten bakma Nur’dan bak.
“O yüzden görüben a‘yân döner şem‘-i cemâline
Felekler de görüp anı döner edvâr olur peydâ…”
O yüzden vahdet nazarıyla bakanlar, varlığın ardındaki birliği görmeye başlarlar. Cemal nurunu gören göz, o nurun aydınlığında hakikati idrak eder. Artık varlık, yalnızca birbirinden ayrı görünen nesnelerden ibaret değildir; her bir tecelli, hakikate açılan bir işaret hâline gelir.
Feleklerin dönüşü de bu büyük ahengin bir ifadesidir. Kâinattaki hareket, düzen ve süreklilik, insanı varlığın ardındaki hikmet üzerine düşünmeye davet eder. Böylece insan, kesretin, yani çokluğun içinden vahdete, birliğe doğru bir idrak yolculuğuna çıkar.
Her nefeste varlık gibi gördüğümüz yokluğa gider. Öbür taraftan yeniden oluş vardır. Gidene öldü, gelene doğdu dersin. Oğlum bu görüntüler, yağmur damlası gibi, varmış gibi görünen sular gibiyiz. Bu varlık alemi su kabarcıkları gibi, bir varmış bir yokmuş...ta zirveden bakarsan ne gelen var ne giden. Bu zirveden bakma olayına tasavvuf ehli cem demiş. Zirveden bakınca, cemden bakınca Hak görürsün. Bu malzeme Hak. (Tatcı Hoca’nın tafsilatlı yorumuna aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz).
(https://www.youtube.com/watch?v=EaMYfWjtIrw&t=4530s).
İdraki güç görünen tevhid hakikatini dilimizle ikrar, kalbimizle tasdik, hâlimizle tahkik edebilmek… Rabbim, “Lâ ilâhe illallah” sözünün nurunu gönlümüze, idrakimize ve yaşayışımıza taşıyabilmeyi cümlemize nasip eylesin. Âmin.
Bir gün daha sona ermek üzere… Kuşlar son uçuşlarını yapıyor, güneş yavaş yavaş ufuktan çekiliyor.
Rabbim, hiçbir günümüzü bir öncekine eş kılmadan, her günümüzü hayırlarla bereketlendirerek yaşamayı cümlemize nasip eylesin.
Hayırla kalın…