Gidemediğin yer senin değildir
Memleketim diye söylemiyorum ama Kastamonu doğasıyla tüm dünyada bilinen bir şehir. İçinde olduğumuz için belki kıymetini göremiyoruz.
Geçen hafta Pınarbaşı’nda Horma ve Valla Kanyonlarını gezenlerin çoğu “Bu kadar güzel yerlerin olduğunu bilmiyorduk” dedi.
Azdavay Çatak Kanyonu’ndaki cam terasta ise 80 yaşını geçmiş bir neneyle karşılaştım. “Beğendin mi buraları nenem?” dedim. Ellerini açıp “Beğenmem mi, şükür gösterene” dedi.
Bilinmeyene Yolculuk…
Uzun zamandır Kastamonu kırsalında az bilinen yerlerin, hikâyelerin peşindeyim. “Gidemediğin yer senin değildir “ düsturu gereği sosyal medyada gördüğüm bir şelale haberi beni heyecanlandırdı. Aslında yer olarak buralara aşinaydım, hatta geçen hafta o yolda asfalt çalışması bile çekmiştim.
Hemen Çatalzeytin’deki yerel rehberim Hisar Kafe işletmecisi kardeşim Tamer Çetin’i aradım.
“Ekibi topla, bizi şelaleye götür” dedim.
“Eyvallah Şefim, başım üstüne” dedi.
Çatalzeytin’de buluştuk. Ekibimiz: Tim lideri Tamer Çetin, İstanbul’da yaşayan ama aslen buralı korumamız Tayfun Özdemir, İsmail Köyü muhtarının oğlu rehberimiz Adil Efe Köse ve AA Kastamonu Temsilcisi Özgür Alantor.
Adil, “Çocukluğum buralarda geçti, avucumun içi gibi bilirim” diyerek güven verdi. Tayfun elindeki tüfekle “Koruma bende” dedi. Bize de tripod, dron ve bir sırt çantası ekipman kaldı.
Şelaleye giden yol harita üzerinde kısa olsa da gerçekte çok farklıydı. Çalı ağaç basmış tarlalarda Tamer elinde Tosya çakısından hallice bir bıçakla böğürtlen ve dikenli çalılarla kaplı alanı açıp bize yol yapmaya çalışıyordu.
“Şefim az bekle, size yol açayım.”
Biz iki gazeteci ekipmanı koruyayım derken ilk 10 metrede pantolonları yırtıp kollarımızda çiziklerle tanıştık.
Adil önde, “Buradan domuz sürüsü geçmiş, çığır açmış, onu takip edeceğiz” diyerek kayboldu.
Yol yoktu, bir süre sonra ayağımızın altındaki arazi de bitti.
Tamer çantasını açtı. Biz dağcı malzemesi beklerken içinden yorgan ipinden hallice bir çamaşır ipi çıktı. “Bunu ağaca bağlıyoruz, tutuna tutuna kayıyorsunuz.” O ipin kimseyi taşımayacağı belliydi.
Sonunda çözüm bulundu: Yere oturup karda kızak kayar gibi kaymak.Gözümü karartıp saldım kendimi. Özgür de peşimden yuvarlandı. İki bozkırlı birbirimize tutuna tutuna indik Kirazlı Deresi’ne. Bu arada İstanbullu Tayfun çoktan aşağı inmiş, sesi uzaklardan geliyordu.
Hayatı İstanbul’da geçmiş bir adamdaki bu performans genlerle ilgili olsa gerek.
Kirazlı deresinin cadı kazanı…
Yan duvarları 100 metreye ulaşan mini bir kanyon burası. Yaralıgöz’ün zirvesinden süzülen sular milyon yılda ilmek ilmek oymuş. Adına ‘cadı kazanı’ diyorlar ama bence doğal bir jakuzi.
Önce Tamer atladı.
“Su nasıl?” dedim.
Çenesi birbirine vurduğundan ne dediği anlaşılmıyordu.
Çekim ve yemekten sonra sadece ayak izimizi bırakıp atıklarımızı yanımıza alarak dere aşağı saldık kendimizi.
İlk anlar keyifliydi: Taştan taşa sekip “buraları turizme açmalı” diye geyik yapmaya başlamıştık ki, az sonra gerçekler başladı.
Dere son selden sonra çok değişmiş.
Sürüklenen ağaçlar, devasa kayalar yolu kapatmış. Kâh ağaç altından kâh derenin içinden düşe kalka ilerlemeye çalışıyoruz.
Önde Tamer, arkasında Tayfun, en arkada Özgür ve ben ve bizi kollayan Adil…
Etraf kabalak yapraklarıyla kaplı, sanki Amazon’dayız.
Tamer’e umutla soruyorum: “Geldik mi?”
“Geldik sayılır Şefim, aha şu virajı dönünce köprüyü göreceğiz.
.” Ama burada mesafe farklı işliyor, 10 metrelik yer 1 kilometrelik yola bedel.
Tüm umudumuz bitmiş biz güçten kuvvetten düşmüşken bir mucize oldu ve köprü karşıda gözüktü.
Önce serap sandım. Sonra bir nara atıp köprüye koştum arkadaşlar ben bu köprüyü öperim dedim.
Onlar da, “Etme Şef tetanos olursun” diye zor zapt ediyorlar.
Ve Mutlu Son…
Hepimizin üst baş perişan, ayakta zor duruyoruz.
Muhtar aracıyla köprüde bizi bekliyordu, çok sevindik mutlu olduk.
Köye varınca bizi muhtarlık önünde Adil’in dedesi Coşkun Abi karşılıyor,
“Nasıl buldunuz?” diye sorunca,
“Çektiğimiz çileyi mi, gördüğümüzü mü anlatayım?” diyorum.
Gülüşüyoruz karşılıklı.
Coşkun abim ne diyebilirim ki anlatılmaz yaşanır. Kastamonu da burayı gözüyle görebilen bir avuç kişi arasında olmak beni çok mutlu etti.
Böylesi bir güzelliği görebilmek için çektiğimiz zorluk ileride gülümseyerek anlatılacak tatlı anılar olarak kalacak.
İyi ki gördüm dediğim yerler arasında ilk ona rahat girer.
En azından hayatta bir kez olsun burayı görmek için her türlü zorluk göze alınır.
Bu arada ekip arkadaşlarıma da teşekkür etmek isterim. Onlar olmasa buraları görme şansını bulamazdım.
Teşekkürler Tamer, Adil Efe, Tayfun, Özgür kardeşlerim. Sizlerle her yere giderim, bir sonraki keşifte buluşmak üzere.
Cebrail Keleş-Balıkçı Şef
9 Eylül 2026-Çatalzeytin



