Ilgaz’ın Zirvesinde İlk Kar Taneleri
Sonbaharın sonuna geliyoruz; bizim buralarda bu günlere "son güz" derler. Kışın ilk ayak sesleri duyulur, Eylül çoktan geride kalmıştır. "Ilgaz’ın zirvesine ilk kar düştü" haberleri süsler gazetelerin sayfalarını. Ilgaz, henüz beyaz gelinliğini giymediyse bile duvağını takmıştır kısa bir süreliğine.
Yollardayım yine… Yüreğimin götürdüğü yeri arıyorum yıllardır; bir türlü bulamıyorum. Benim yüreğim de usta şair Turgut Uyar’ın dediği gibi, ama küçük bir değişiklikle:
Akreple yelkovanın küs olduğu zamanlardan birindeyim. Zamanın adeta durduğu yere, Tosya Ilgaz’ına doğru ilerliyorum.
Yol da yolcu da geçtiğim yerler de çok tanıdık…
Akkaya’da muhtarın yerinden geçerken bir korna çalıyor, Çatalçam çeşmesinden bir yudum soğuk su içiyorum. Karadere’de, Dereberçin’de, Haydarlar’da, Ayı Deresi’nde hatıralarım emanettir dağlara, taşlara, ağaçlara ve kuşlara…
Çam Denizinin İçindeki Yeşil Adacıklar
Burası Ilgaz…
İçinden geçerken pek öyle görünmese de bizim dağlarımız uçsuz bucaksız bir çam denizine benzer. Kesintisiz uzanır gider.
Arada bir küçük adacıklar belirir; ahşap evlerin kahverengiliği, küçük bahçelerin birkaç evleklik açıklığı o çam denizinin yeşil tonları arasında hemen dikkat çeker.
Bir ince duman yükselir bacaların birinden, yaşlı bir nene bahçeden kışlık bir şeyler toplar. Birkaç inek köyün ortasındaki tahta oluktan su içerken, bir alıcı kuş yükseklerde süzülür. Korkuyla uçuşan serçeler, ahşap evlerin asırlık kiremitlerinin altına sığınır.

Musaköy’ün Üç Asırlık Ata Ağacı
Burası Musaköy…
Merkez, Aşağı Musa, Çamlıca ve Hasanlı mahallelerinden oluşan çok güzel bir köyümüz. Ilgaz’ın eteğinde ötede beride bir kaç evlik mahalleler ovaya yayılmış.
Merkez mahallesinde Köy konağının önünde gençlerle karşılaşıyorum. Köylerde gençler nadiren karşıma çıkıyor o yüzden seviniyor sohbete başlıyoruz. Köy konağının önünde gençlerle karşılaşıyorum. Köylerde gençlere rastlamak artık ne yazık ki güç, o yüzden seviniyor ve hemen sohbete başlıyorum.
Ayağındaki kara lastiği tebessümle gösteren bir genç anlatıyor:
“İstanbul’dan buraya yaz tatili için geldim. İnek peşinde koşuyoruz, sosyal medyada takılıyoruz. Buradaki hayatı videoya çekip paylaşıyorum, İstanbul’daki arkadaşlarıma çok ilginç geliyor.”
Köyün Muhtarı Hüseyin Yılmaz da genç bir muhtar. Köyü için gece gündüz çalışıyor şimdi de köy konağının son çalışmalarının başında. "Orman işi yapıyoruz. Köyümüz çok güzel, huzurlu ve sakin bir yer. Yazın kalabalık oluruz, kışın az olsak bile yine de ocağımız tüter sobamız yanar" diyor.
Aklımdaki soruyu soruyorum:
—“Muhtarım, şu tepede iki ağaç var. Birinin sadece kökü kalmış, diğeri ise gayet sağlıklı asırlık bir ağaç. Var mıdır bunlarla ilgili bir bildiğin?”
—“Biz kendimizi bildik bileli o ağaç orada muhtarım. Eskilerden, yaşlılardan da hikâyesini tam bilen yoktur.”
Uzaktan bakıyorum; kalın gövdesi ve muhteşem yan dallarıyla çevresindeki karaçamların arasından hemen sıyrılıyor. Verimsiz toprağa tutunmuş, dimdik ayakta… Köylülerin anlattıkları ve anıt ağaçlar üzerine yıllardır edindiğim gözlemlerim, bu ağacın üç yüz yaşını aşmış olabileceğini gösteriyor. Etrafındaki genç fidanların arasında tam bir ata gibi heybetle boy gösteriyor.

Gövrecik’te Bir Ahlât Ağacının Altında
Tosya Ilgaz’ının eteğindeki çok güzel bir köy olan Gövrecik Köyünün Muhtarı İsmail Demirbaş ile uzun zamandır tanışırız.
İkimiz de birbirimizi görünce bir kardeş dost arkadaş olarak seviniriz, dereden tepeden konuşur, hal hatır sorarız. Sonra yürürüz arazide, gezdiğimiz her yerde bir hatıra bırakırız ayak izi yerine. Bu sefer ormanın kıyısındayız tarlalar ormanla yan yana. Bazı tarlaları orman basmış artık gelen giden, eken biçen olmayınca orman hakkını geri almış.
Bazı tarlalar ise hala ekiliyor ve aralarında sınırları çalılar küçük ağaçlar, yığılmış taşlar belirliyor.
Muhtarla arazide dolaşırken iki tarlanın sınırını belirleyen bir ahlât ağacının yanına varıyoruz. Dalları yaban armutlarıyla dolu, bazıları çoktan yere düşmüş. Uzanıp birini koparıyorum, sert ve tatsız geliyor.
İsmail Muhtar gülümsüyor:
“Şimdi onun zamanı değil şefim… Dalda değil, dağda ve durdukça olgunlaşır bu…”
Ne zaman bir ahlât ağacı görsem, zamanında okuduğum Yusuf Yavuz’un yazısı gelir aklıma:
“Ahlât ağacı Anadolu insanına benzer. Ne derdini söyler, ne de duyan olur feryadını… Ne vazgeçer tutunmaktan, ne de terk eder toprağını.
Ahlâtın bildiği üç türkü vardır; üçü de sabır üstüne…”
…
“Böyle 'Ah' Demeyi Bir Ahlât Ağacından Öğrendim”
İnceden bir güz yağmuru başlıyor, sığınıyoruz ahlâtın altına. Bizim buraların insanı da tam olarak bu ahlât ağacı gibidir işte…
Altına sığınanı korur, kapısına geleni boş çevirmez. Azla yetinir. Ne bir damla özel su ister köklerine, ne bir avuç gübre…
Budanmayı bile yaban hayvanlarının insafına, yıldırımların merhametine bırakmıştır.
Bildiği üç türkü vardır; üçü de yalnızlık üstüne…
İsmail Muhtar gökyüzüne bakıp şükrediyor:
“Bu sene ahlâtlar coştu; kuşburnu, alıç, acı elma bol oldu. Dağda, ormanda kurt kuş aç kalmayacak, Rabbime şükürler olsun…”
Ahlât ağacının altında onun sessiz türküsünü dinliyorum.
Ormanların ortasında birçok canlıya can olan, kan olan bir ağacın derin yalnızlığını anlatıyor bu türkü. Yanında bir başka ağaç yok ki konuşup dertleşsin. Koskoca tarlada tek bir yeşillik; çoğu zaman "çalı" deyip geçilen bir ağaççık…
Yağmur damlaları bile arkadaşlık etmek istese de ziyareti çok kısa sürüyor, yapraklarından süzülüp dökülüyor toprağa. O, sadece iki tarlanın arasında bir sınır işaretidir; altına taşlar yığılır, gölgesinden geçilip gidilir.
Yalnızdır Ahlât… Aslında "ah"ların ağacıdır.
Didem Madak ne diyordu Ah’lar Ağacı şiirinde:
“Ve ah dedim sonra…
Böyle ah demeyi beli bükük bir ahlât ağacından öğrendim.”
Benim dilek ağacım Ahlat…
Uzak köylerden birinde güz yağmuruna tutuldum; iki tarlanın sınırındaki bir ahlât ağacının altına sığındım. Altında taşlar, üstünde yağmur damlaları vardı. Ne taşlar konuştu, ne damlalar kalıcı oldu yapraklarında…
Sırtımı gövdesine dayayıp, bozuk bir saat olan yüreğimi uzanıp astım dalına…
Bir dilek ağacı misali…
Yüreğimden derin bir "ahh" sesi yükseldi.
Böyle ah demeyi ben de bir Ahlât ağacından öğrendim…
…
Cebrail Keleş/Balıkçı Şef
20 Ekim 2026-Kastamonu Tosya