90’ların ortasıydı, Karayolları istikametinden Çarşı tarafına seyreden otomobilin önüne birden atladı yolcu minibüsünden inen lise talebesi, usta şoför sert bir frenle durdu…

Ön tamponun vurduğu delikanlı otomobilin arka tamponundan caddeye düştü.

Candaroğulları Polis Karakolu’nun tam önü…

Can havliyle şoför mahallinden indi şoför, telaşlı ve şaşkın gözlerle bakan delikanlı ile göz göze geldi ve teskin etti, hemen kucakladığı gibi otomobilinin arka koltuğuna yatırdı.

Üst yamaçtaki SSK Hastanesi’ne sürdü direkt…

Acil servisin önüne dünya rekoru kıran bir süratle vardı.

Koştu acildekiler…

Sedye ile aldılar yaralı genci.

Derhal müdahale edildi ama…

Nefes alamıyordu yaralı.

Bir hengame koptu acilde…

Telaş.

Gökten bir “melek” süzülmüşçesine o an…

Sedyede yatan çocuğun ağzını açtı ve dilini çekti, delikanlı nefes almaya başladı, kalbi vuruyordu “güm güm”.

Hayriye Kipay idi o an orada müdahale eden ve nefessiz kalan gencin hayatını yeniden başlatan…

Hem’şire hem melek.

(Her şey yerde tesadüfen gördüğü bir gazete kupürü ile başladı…

1950'li yılların ortaları.

Mustafa Afacan Köşe (2).Jpg-6

Hacettepe Üniversitesi ilkokul mezunları için hemşirelik kursu açıyordu, ilkokul mezunu o tarihlerde el üstündeydi, yurdun dört bir tarafından başvuru serbestti…

Gazi Mustafa Kemal Atatürk Türkiye'si toplumsal hayatın her alanında muasır medeniyet çıtasını aşmak yolunda gençlerinin omzunda yükseliyordu.

Küçük bir mani vardı genç Hayriye için, yaşı tutmuyordu, vazgeçmedi…

Bir başına doğruca arzuhalcinin yolunu tuttu, yaşını büyütmek için mahkemeye dilekçe yazdırdı, mahkemede doğum tarihi 1941'den 1937'ye gitti.

Bir küçük mani daha vardı aşılacak, Ankara'daki sınava birlikte gideceği arkadaşlar lazımdı yanına, derhal arkadaşlarını örgütledi ve üç arkadaş sınava birlikte gitti ve üçü de kazandı…

İki arkadaşı kursa kayıt yaptırıp hemşirelik eğitimine başlarken Hayriye'ye dedesinden vize çıkmadı.

Kursa gidemedi ama yılmadı, bu engeli de aşacaktı, bir yıl boyunca “sessiz eylem” yaptı, tavrını koydu…

Hacettepe Üniversitesi'nden eve gelen mektupta bir yıl önceki sınav sonucunun geçerli olduğu ve isterse yeni dönem kursa katılabileceği yazıyordu, dedesi bu kez itiraz etmedi, Hayriye Ankara'da kursa başladı.

İlk görev yeri “İnebolu Devlet Hastanesi”…

Dört yıl görev yaptığı İnebolu yıllarında evliliğe de adım attı, eşi Almanya'da çalışıyordu, Almanya’da “gurberçi” yılları başladı.

Hemşire diplomasının Almanya’da denkliği olmasına karşın lisan bilmediği için alanına başvurmadı, üç yıl boyunca iplik fabrikasında çalıştı, yüksek düzeyde Almanca öğrendi…

Göttingen hastanesinde “yardımcı hemşire” olarak göreve başladı.

“Türk hemşire” o kadar sevildi ki…

Bir hastası tarafından ömrünce ikamet etmesi için dayalı döşeli ev tahsis edildi.

Sılaya döndü eşiyle vaktinin geldiğini düşünerek…

Memleket aşkı her Türk kadının yüreğinin baş kösesinde olduğu için, vatansever Hayriye Kipay, ömrünü bu kez içinden çıktığı halkına vakfedecekti.

Kastamonu Verem Savaş Dispanseri'nde göreve başladı…

Kastamonulu hastalara umut taşıdı.

Whatsapp Image 2026 04 12 At 19.53.51

Eşinin teyzesi Soma'da yalnız yaşıyordu ve desteğe ihtiyacı vardı, düşünmeden eşiyle birlikte Soma'nın yolunu tuttu, Soma SSK hastanesinde göreve başladı…

İyilik meleği Hayriye Kipay Soma'daki hastalara çare oldu.

Yeniden Kastamonu'ya döndü…

Kastamonu SSK hastanesinde dahiliye bölümünde sorumlu hemşire, ardından başhemşire yardımcısı, “hastanenin kalbi” desek en doğru “rütbe”.

Nasıl bir “kalp” olduğunu çalışma arkadaşları izah etti…

“Pırıl pırıl bir insandı”, “Topluma vakfedilmiş bir yaşam”, “Hemşirelerin anası babası”, “Hekimlerin ablası”, “Hastaların anası”, “Yardım meleği”, “Müthiş bir insan”.

Elbette her iyi insan ardından övgü dolu sözler ile anılır…

Hayriye Kipay’ı an(lat)mak için uzun cümleler kurmaya kimsenin yanaşmadığını fark ettim, noktasız cümleler dizisi olurdu çünkü, o kadar iyi idi ki birkaç kelimelik cümle en doğru şekilde anlatmaya kafi.

SSK hastanesinde borca giren ve ödeme darlığı çeken personel için kim olduğuna bakmadan hemşire kepini ters çevirip para toplamak, sigortası olmayıp da SSK’de tedavi gören ve hastane ücretini ödeyemeyen hastalar için gerekli miktarı bulup buluşturmak, gurbete gelen hemşirelerin ve pratisyen hekimlerin anası ve babası olmak…

Hayriye Kipay “yaşayan şefkat anıtı” idi.

Bit ayıklardı…

Üstü başı olmayan hastaları pirupak eder, yol paralarını ayarlar, evlerine giydirip gönderirdi.

Bir “insaniyet manzumesi”...

“İnsanlık okulu”.

1999 yılında kamudaki hemşirelik görevinden emekli oldu ama “topluma vakfedilen ömür” görevini hız kesmeden sürdürdü…

Tüketiciyi Koruma Derneği Kastamonu Şubesi’ni kurdu, hak ve hukuk mücadelesini sürdürdü, sivil toplumculuk koşusunda da nefesi hiç kesilmedi.

Kastamonu halkı sayesinde hakkını hukukunu bildi ve mücadelesini verdi…

Korkmadan, yılmadan, durmadan.

“Kastamonu’nun Hayriye Ablası” elbette hem Valilik hem de Belediye yönetimlerince baş üstünde tutuldu…

Hatrı da sayıldı aklı da, baş köşede ağırlandığı gibi ilk danışılanlardan oldu, Kastamonu’yu hem en iyi bilenlerdendi hem de en çok emek verenlerdendi çünkü.

Paylaşırdı…

Kendinden önce verirdi.

“Etekmeği” ustasıydı…

Sofrası da kalbi gibiydi; herkese açıktı.)

(Yazının ilk sayfasında yazacaklarımı sona sakladım…

Hayriye Kipay Kastamonu’nun (s/g)özüydü.

Hemşire olarak kamusal ve sivil toplumcu olarak toplumsal tüm üst düzey meziyetlerinin öncesinde Kastamonu Kimliği’nin özüdür Hayriye Kipay…

Kastamonu’yu tarih boyu Kastamonu yapan Kastamonu Kadını’nın çağımızda yaşayan ve o şanlı mirası gelecek nesillere taşıyan kahramanıydı.

Hakkın, hukukun, kadının sözcüsü idi…

Dirençli, direngen, dinmeyen sesti.

Şefkatin, merhametin, vicdanın gözcüsü idi…

Nerede aç(ık) varsa doyurur/tamamlardı.

Geldiği melekler diyarına döndü…

Türkiye’nin dört bir tarafında binlerce kalpten okunan duaların eşliğinde.

Nice Hayriyelere örnektir, yoldur, rehberdir topluma vakfettiği yaşamı…

Kastamonu’ya şandır.

Cennettir mekanı…

Kalplerdeki nurdur.)