1700 yıl öncesinde Daday’da hayat

Bir kasım sonu güneşli güzel bir günde yine yollardayız. Daday’a gidiyorum, hani hemen yanı başımızdaki bizim sayfiye yerimiz sayılan şirin ilçemize. Burası sadece benim değil birçok Kastamonulu için, Memişin yerinde et ekmeği yediği, At Çiftliklerinde ata bindiği, karlı günlerde Ballıdağ’a çıktığı, yumurtacı göletinde piknik yaptığı, derelerinde, göletlerinde olta salladığı bir yer.

Daday sadece bugün değil binlerce yıldır önemli bir yerleşim yeri olmuş ve en az Kastamonu merkez kadar da eski bir tarihe sahip. MÖ 5.000 yıllarından bu yana bu topraklarda medeniyetler birbiri ardına gelip geçmişler, her biri de ardında izler bırakmış.

Gasgalarla başlayan bu süreç, Etiler, Paflagonyalılar, Kimmerler, Lidyalılar, Persler, Romalılar, Araplar, Danişmentler, Selçuklular, Çoban Oğulları, Candaroğulları ve Osmanlılar bu toprakları yerleşim yeri olarak seçmişler. 1214 yılından bu yana da ebedi Türk Yurdudur.

Cebrail Keleş 10 Ocak Köşe Yazısı (1)

Karabük Gökgöz köyündeki bahçe duvarındaki Kitabenin müzeye getiriliş öyküsü.

Uzun yıllar öncesiydi,

Meyre Tapınağının en önemli parçası olan “Kitabesi” Karabük’e bağlı Gökgöz köyünde bir evin bahçe duvarındaymış. Tüm hukuki süreç tamamlanmış ve bu önemli eserin Arkeoloji müzemize alınması kararı verilmiş.

Bize de (il Özel İdaresi) bu işin taşıma kısmını gerçekleştirme de görevlendirilmişti.

Tapınak kilise/Aktaştekke köyü meyre mahallesinde kitabesi ise Karabük’e bağlı olan bir köy evinin bahçe duvarında, peki niye diye sorduğumda,

Bu kitabenin, yaklaşık yüz yıl kadar önce o civarın sözü geçen ağalarından biri tarafından mandalarla, kağnı arabalarıyla köye getirilip duvara yerleştirildiğini anlattılar. Bu taraflara yolu düşen bir bilim insanı tarafından da ilk kez görülüp okunarak bilim dünyasına kazandırılmış. İlerleyen yıllar içinde bu taşın önemi anlaşılınca da evin sahiplerine zimmet edilmiş, kitabenin de Arkeoloji müzesine alınmasına karar verilmiş.

Kitabeyi almaya ilk gittiğimizde ev sahipleri tarafından pek sıcak karşılanmadık, ikinci gidişişimizde treyler,iş makinesi ve Jandarma vardı yanımızda.Kepçeye taşı alıncaya kadar aramızda en çok endişelenen Müze müdiremiz Nimet Demirci Bal Hanım olmuştu. Yağmur altında iş makinesinin kepçesine aldığımız kitabenin zarar görmemesi için olağanüstü gayret gösterdi. Sonuçta, taşı sardık sarmaladık ve treyler üstünde jandarma eşliğinde müzeye sağ salim getirmeyi başardık. Başta Müdürümüz Nimet Hanım olmak üzere herkes rahat bir nefes aldı.

Şimdi, müzemizin bahçesinde duruyor ve ziyarete açık, arada bir önünden geçerken o yağmurlu soğuk kış gününü düşünürüm. En azından küçücük bile olsa katkım olduğunu varsayarak mutlu olurum.

Cebrail Keleş 10 Ocak Köşe Yazısı (4)

Aktaştekke de değişen hayatlar değişmeyen taşlar…

Dadaya bağlı Aktaştekke köyüne 2007 yılından beri aralıklarla yolumuz düştü. Bazen kazı çalışmaları sırasında bazen de su için sözel idarenin yaptığı sondaj için uğradım.

Bunca zamandır kırsalda gezerim, hangi köye uğrasam oradaki devletin temsilcisi olarak gördüğüm muhtarı ararım. Eski dostum Mustafa Çetin’i de arayıp yarın geleceğim diyorum.

-Yarın öğlen namazından sonra mevlit var, unutma vakitlice gel diye tembihliyor.

Aktaştekke köyü Meyre Mahallesine döndüğümüzde öğle ezanı çoktan okunmuştu bile, Yeni düzenlenen cami ve çevresi çok temiz bakımlı ve düzenli. Muhtarım iyi çalışmış. Mevlütün sonuna ancak yetişince kapıda bekliyorum. İçeriden çıkanlarla selamlaşıp merhabalaşıyoruz. Köy konağı yemekhanesine hep birlikte yol alırken epeyce tanış çıkıyor.

Gözüme biri takıyor Satı Çetin, yıllar önce fotoğrafını çektiğim amcam.

-Ooo satı emmi yaşlanmışsın diye takılıyorum, altta kalmıyor senin saçlara da, sakallara da epeyce kar yağmış diyor gülüşüyoruz.

Köyden Şakir Çetin yakın zamanda annesini kaybetmiş, hem de umreden yeni dönmüş mevlit vermiş şükür için. Yemek yiyor dua ediyor getirdiği zem zem suyunu içiyoruz.

Köy meydanında bir aile fotoğrafı çekiyoruz.

Cebrail Keleş 10 Ocak Köşe Yazısı (6)

Tapınak/Kilise medeniyetlerin kesiştiği müze köy

Köy içinde tapınağa doğru gidiyoruz yolumuzun üstünde taş duvarda üzerinde boğa figürü olan bir mermer taş görünüyor. Bu süslü olanlar köydeki her yapının en az bir köşesinde tapınak taşı var. Bu duruma "Spolia" (Yeniden Kullanım) adı veriliyor. Tarihi eser yakınlarında olan şehir köy gibi yerleşim yerlerinde çok yaygın.

Her adımda biz tapınak kalıntılarına yaklaşırken çevremizdeki o dönemden kalma anıtsal taşlar da çoğalıyordu.

Köyün bitişiğinde dikenli çalılardan, zorlukla geçip tapınak kalıntılarına ulaşıyoruz. Kurtarma kazısından bu yana öylece kalmış. Otlar, çalılar, dikenler bürümüş her tarafı.

Üzülüyorum.

Bundan yıllarca önce Kastamonu Gazetesine yazdığım yazıyı buluyorum;

“Giriş kısmı üç sıra (beşer metre) taraça halindedir. Giriş kısmına doğru arazide merdiven şeklinde yükselmektedir. Giriş kısmının üzerinde yer alan üçgen alınlığın yerde uzanmış halini görüntülemek mümkündür. Bu alınlığın kenarları bordürlü, iç kısımları ağaç dalı, yaprak, çelenk motifli kabartmalarla süslüdür. Düz zeminden bir metre aşağıda kirişlerle çevrili bir kapı görülmektedir. İçerisi toprak dolu olan bu kapıdan, binanın altında bir zemin katın olduğu veya 150 metre aşağısında yer alan bir hamam kalıntısına ulaşıldığı anlaşılmaktadır.

Mabet'in kitabesi Boyu 180cm.eni 86cm.kalınlığı 50 cm.dir. Kitabe Grekçe alfabesi ile yazılmıştır. Bu kitabe 1900 yıllarının başlarında Alman Hirchfeld, Doublet, Preusers, Dettenberk tarafından görülmüş ve yayınlanmıştır.
Tercümesi şöyledir;

" Hayırlı olsun. Atalarının taptığı tanrı Zeus Benitemas'a müdür, atadan kalma kabile reisliğini alan, mukaddes yerleri kurmuş,hususi has ve birinci memur olan ve mabedin temelini atan ve Arimios diye isimlendirilen Gaios'un oğlu Markos Aurellios Alexandros ki o kabile reisi has kurucu, besleyici, Pontus eyaletinin baş rahibi olup pek itibarlı, Amastris şehrinin en büyük memuriyetini icra etti. Bitinya ve Pontus eyaletinin başrahibi idi. Mukaddes Antnios tafından (İmparator Caracalla) şöhret gördü. Devletin bütün hürmetli memuriyetlerine itibar kazandı. Nihayet Aurellios Alekxandros 279 yılında hevesle mabeti yaptı ve techiz etti".
Kitabeden anladığımıza göre binanın temelini Arimios (Gaios) atmış, MS 279 yılında oğlu Markos Aurellios Alexandros tarafından tamamlanmıştır.
Arimios'un ataları, gök tanrısı Zeus tarafından yöneticilikle görevlendirilmiş ve bu görev Arimios'a geçmiştir. Arimios kabile reisidir. Biritanya ve Pontus eyaletinin başrahibidir. Roma İmparatoru Mukaddes Antnios (Caracalla MS.188-217) tarafından büyük itibar görmüş ve ticaret iskelesi olan Amastris (Amasra) şehrinin yönetimini üstlenmiştir.
Bu kaynaktan anlaşıldığına göre binanın yapımı yıllarca sürmüştür.

Bina önce tapınak (mabet) olarak yapılmış ancak, Roma İmparatorluğunun İS.313 de Hıristiyanlığı kabul etmesinden sonra kiliseye çevrilmiştir. Bu nedenle mabet denilmektedir.

Cebrail Keleş 10 Ocak Köşe Yazısı (3)

1700 yıllık bir tarihe dokunmak, o topraklar da gezinmek

Bundan binlerce yıl öncesinde bu topraklarda gezen, toprağı eken biçen yaşayan birileri ile aynı mekânda farklı zamanlardayım.Çok değişik duygular hissetiriyor.

Uzanıp bir taş alıyorum elime dokunuyorum tarihe, Dilimde bir şiir, elimde 1750 yıl önce yontulmuş bir taş var.

“Beni bulamazsan üzülme,

Eşyalarımı bulacaksın, kestiğim taşları, açtığım yolları,

İşlediğim heykelleri bulacaksın ve göreceksin ki

Binlerce yıl öteden, parmak izlerimiz dokunacak birbirine.”

Cebrail Keleş 10 Ocak Köşe Yazısı (7)Cebrail Keleş 10 Ocak Köşe Yazısı (5)Cebrail Keleş 10 Ocak Köşe Yazısı (2)