-Kastamonu merkez karla tanıştı
-Devlet Seni bırakmaz darda!
-Gazeteciler valimizle bir araya geldi
-Ilgaz Yurduntepe’de kayak mevsimi başladı
…
2026 yılının ilk günü yılın ilk ayı ve ilk tatili diyelim.1 Ocak günü herkes sıcacık evinde tatilin keyfini çıkarırken ben elimde makine düştüm şehrin sokaklarına.
Bu seneyi karla karşıladık, gerçi az bir şey yağdı ama şehir merkezindekiler için bu da yeter. Merkez değilse de sahil ve yüksek kesimlerden çok yoğun kar haberleri gelmeye başladı. Artık kar kalınlığı yarım metre değilse fazla yağmamış der olduk.
Yılın ilk günü madem şehri şöyle bir dolaşayım diyerek Vilayet binasının önünden başladım yolculuğa. Şerife bacımı, kaleyi çekeyim derken dondum. Bana hem mekânın hem de çalışanlarının sımsıcak olduğu bir yer lazım. Adres belli Mütevelli Otel,
Tüm çalışanlarla artık tanıştığımızdan resepsiyonist beni görür görmez,
Ooo hoş geldin şefim diyor.
Otelin Genel Müdürü Eyüp Akarsu da sesimi duyup açık oda kapısından sesleniyor;
-Hoş geldin şefim yine tepede bir şey görmüşsündür, sen bu soğukta, ayazda boşa gelmezsin diye takılıyor.
Eyüp müdürümle bir çay içimi sohbete oturuyoruz. Ama bir demlik çay içmişiz farkına varmadan. Şehrin turizminden, köydeki hayata kadar çok yönlü, çok farklı bir sohbet yapıyoruz.
-Sonra aklıma geliyor dur yahu ben yukarı terasa çıkıp fotoğraf çekecektim. Bana müsaade diyerek asansöre biniyorum. Yıllardır buraya gelir terasa çıkarım, yağmurda, karda, gece gündüz özellikle de yıldırımlar çakarken ya da meydanda törenler varken burası benim fotoğraf çekme yerimdir.
Salonda otel sahiplerinden Ali Rıza Mütevelli beyle karşılaşıyoruz, hal hatır soruyoruz. Otelin Aşçıbaşı Balıkçı, doğasever kardeşim “Ali Güleç” tıpkı soyadı gibi güleç yüzüyle görünüyor.
-Şefim hoş geldin dur sana çıkış kapısını açayım diyor.
Dedim ya yıllardır gelirim ama bir türlü şu yana açılan kapının nasıl çalıştığını öğrenemedim gitti.
Terasın bir yanı; Hükümet binası, saat kulesi, Cumhuriyet Meydanı ve Nasrullah köprüsüne bakıyor.
Diğer tarafta ise kale, Nasrullah Cami, şadırvan ve şehrin kadim sokakları görünüyor.
dron yokken de ben buradan panoramik fotolar çekerdim hala da çekiyorum.
“Kar bizim memlekete çok yakışıyor”
Devlet seni darda bırakmaz…
Beni bilen bilir, Balıkçı şef kış insanıdır. Kapalı havalardan, kardan kıştan hele eksi derecelere düşen havalara bayılır. Sabah aracı “Ilgaz” biraz nazlı çalışsa da şimdilik iki marşta alıyor bu da bana yetiyor.
Soğuk dedik, kar dedik, kış dedik, severiz dedik eee, anlat bakalım
Söze şöyle başlayalım, öncelikle ayın kış insanı Küre Sarpun köyü muhtarı İmdat Sezer oldu. Nasıl olmasın ki iki tane traktörü ardı ardına koşup karları yararak bir açması vardı. Tüm ülkeye gündem oldu.
Bozkurt ilçesine bağlı Yaşarlı köyünde kardan yol temizlemesi yapan Enes Rençber kendisini gören Ahmet Mıh’ın sevinçten oynamaya başladığını görünce kayda aldı ve bu da ülkenin gündemine girdi.
Tezcan Köyü Kayaardı Mahallesinin kapalı yollarını açılıyor. Şoför Hikmet Başpınar köy içinden geçerken iş makinesinin kenara yığdığı karların evin yolunu kapattığını görünce hemen aşağı inip bir kürek buluyor. Yol ile ev arasındaki o birkaç metrelik karı temizliyor.
Belki açılan yol kısa ama Fatma nenemi hayata bağlıyor o kısacık mesafe.
Fatma Nenem de Ahh yavrum beni darda bırakmadın, hepinizden Allah razı olsun deyince o müthiş sözleri söylüyor,
"Geldik, buradayız. Devlet seni bırakmaz darda, devlet geldi."
10 Ocak Çalışan Gazeteciler günü.
Ocak ayının biz gazeteciler için ayrı bir anlamı vardır. En azından senede bir gün hatırlandığımızı görür mutlu oluruz. Bu senede gelenek değişmedi ve Sayın valimiz biz gazetecileri Doğa Kültür köyünde bulunan Şehit şerife Bacı öğretmen evinde bir araya getirdi.
Bana göre ülkemizin en güzel öğretmen evi çünkü “Ilgaz” manzaralı. Temiz ve nezih hizmetiyle ilimizin yüz akı olan Doğa Kültür Köyü Öğretmenevi kafeteryasında gazeteci dostlarla buluştuk.
Günlük koşuşturmadan birbirimize pek fırsat ayıramadığımız gazeteci dostlarımızla bir araya gelince haberler havada uçuşmaya başlıyor. Kimler yok ki duayenler de burada yeni işe başlayanlarda. Sahadakiler, ofistekiler, yöneticiler kısaca haberin mutfağından servisine kadar her aşamada görev yapanlarla sohbet etme imkânımız oluyor.
“Belki birbirimize haber atlatabiliriz ama asla birbirimizi atlatmayız.”
Ilgaz dağının keyfini çıkaranlar
Bizim memleketin mücevher taşı, en parlak elması neresidir diye bir soru sorsak. Başkaları ne der bilmem ama benim için cevap tektir.
Benim sevgimin ölçü birimi, terk etmeyen sevdam, ilk doğan torunum adıdır “Ilgaz”.
Ben sevdim mi Ilgaz kadar severim demişim bir kere daha ötesi var mı?
Sırlarımı derdimi zirvelerindeki koyaklara emanet etmişim. Gürgenlerin türküsünü dinleyip, pınarlarında akan sularından kana kana içmişim. Bahar aylarında çiğdemleri, yayla çiçeklerini çekmeye doyamadığım dağım, Ilgaz’ım.
O Ilgaz ki; gün olur çıkarım hacet tepenin, yurdun tepenin ayak basılmamış, el değmemiş, göz görmemiş yücelerine, zirvelerine. Adına kader çiçeği derler işte ondan bir parça emanet alır gelirim eve. Bir dilek diler asarım mutfakta bir kuytuya, dileğimle birlikte o da şekillenir. Bazen kurur kalır bazen uzar gider.
Ilgaz dağında bu ocak ayında farklı bir hareketlilik başlar. Herkes ben gibi görmez, onlara göre sadece kış, kar ve tatildir.
Kayak yapanlar, kızakla çılgınca tepeden aşağı hızla gidenler. Fotoğraf çekenler herkes bir nedenden dolayı buralara gelir. Eğlenir mutlu olur ve dönerler evlerine, şehirlerine.
“Ilgaz’a gelen biri dönüşte mutlaka o dağın sevgisiyle dolu olarak giderler.”
Ocağınız hep tütsün.
Kış aylarında ne zaman bir köye düşse yolum, önce bacalara bakarım. Ne zaman gözlerim o göğe yükselen titrek zayıf dumanı görse içim ısınır. Mutlu olurum. Bilirim tüten bir ocak, canlı bir hayat demektir.
Benim yolumun ışığı, deniz feneridir Ilgaz. Ne zaman kaybolsam yıldızlara bakarım, ay arar gözlerim gökyüzünde ama hiç biri olmasa da benim kutup yıldızım Ilgaz’dır. Eğer onu görüyorsam bilirim ki memleketteyim.
“Sığındığın gönül memleketindir”
Cebrail Keleş-Balıkçı Şef
13 Ocak 2026-Kastamonu











