“Medeniyet, insanların birlikte üretme ve hayatı imar etme iradesinin eseridir.” (İbn Haldun)
MADENCİLİĞİN ÖNEMİ
Zaman zaman madencilik ve çevre konularında gereksiz, bilimsel bakış açısında uzak, sadece duyumlardan ve önyargılardan ibaret olan yorumlar yapılmaktadır. Bu konuyu;bilimsel, sürdürülebilir kalkınma ve sürdürülebilir yaşam odaklı madencilik anlayışıyla değerlendirmek doğru bir yaklaşım olacaktır.
Asıl meselemiz toprağın altındaki zenginliği, toprağın üstündeki hayatı yok etmeden değerlendirebilmek olmalı. Doğayı koruyan, bilimi rehber alan ve çıkarılan kaynakları aynı bölgede katma değeri yüksek üretime dönüştüren bir model kurabildiğimizde, madencilik bir çatışma konusu olmaktan çıkar ve gerçek bir kalkınma aracına dönüşür.
Madenler, milyonlarca yılda kimsenin emeği olmadan oluşmuş, tüketildiğinde yerine konulamayan; insanlığın ortak kullanımına sunulan servetlerdir. İnsanlık tarihi incelendiğinde medeniyetlerin gelişiminde doğal kaynakların belirleyici bir rol oynadığı görülür.
Ülkemizdeki madencilik açısından oldukça zengin bir jeolojik potansiyele sahiptir ve bu sektör önemli bir gelişme içerisindedir. Bugün dünya ticaretinde yer alan yaklaşık 90 mineralin 70’ine sahip bir ülkeyiz [1]. Son yıllarda uygulanan doğru politikalarla, yer altı kaynaklarını daha etkin şekilde değerlendiriyoruz. Neticede, sadece ülke ekonomisi açısından değil, yerel kalkınma açısından da önemli fırsatlar ortaya çıkmaktadır.
Günümüzde kullandığımız cep telefonundan otomobile, elektrik altyapısından yenilenebilir enerji teknolojilerine kadar modern yaşamın neredeyse her alanı madenlere dayanıyor. Bu nedenle madencilik yalnızca bir ekonomik faaliyet değil, aynı zamanda medeniyetin gelişimini destekleyen stratejik bir üretim alanıdır.
MADEN İŞLETMECİLİĞİNDE AKILCI BİR DENGE MÜMKÜN MÜ?
Madencilik faaliyetleri doğru planlanmadığında çevresel sorunlara yol açabilmektedir. Günümüz modern dünyasında madencilik artık geçmişteki ilkel yöntemlerle yürütülen bir faaliyet olmaktan çıkmıştır. Birçok gelişmiş ülke, doğal kaynaklarını değerlendirirken çevresel hassasiyetleri de gözeten madencilik politikalarını benimsemiş ve uygulamaktadır. Madencilik faaliyetleri bilimsel yaklaşımı merkeze alan çevresel etki değerlendirmeleri, iyileştirme planları ve sürdürülebilir üretim modelleri çerçevesinde gerçekleştirilmektedir [2].
Yalnızca üretim miktarını artırmaya odaklanan bir yaklaşım yerine, “sürdürülebilir yaşam odaklı madencilik” anlayışı benimsenmiştir [3]. Bu yaklaşım; doğaya verilen etkinin en aza indirilmesini, işletme süresi tamamlanan sahaların rehabilite edilerek yeniden doğaya kazandırılmasını, yerel toplumun ekonomik olarak bu süreçten fayda sağlamasını ve gelecek nesillerin yaşam hakkını gözetmeyi de dikkate alır.
İlimizde de, zaman zaman madencilik faaliyetleri üzerinden bazı tartışmaların yaşandığı görülmektedir. Bir kesim bu faaliyetlerin ormanlara ve tarım alanlarına zarar vereceğini savunurken, diğer kesim ise bölgenin ekonomik kalkınması açısından madenciliğin önemine dikkat çekmektedir. Aslında meseleye ideolojik ya da duygusal tepkiler vermek yerine; meseleyi bilimsel, sürdürülebilir kalkınma ve sürdürülebilir yaşam odaklı, siyaset üstü bir anlayışıyla değerlendirmek en sağlıklı yaklaşım olacaktır.
Kastamonu, sahip olduğu krom ve bakır başta olmak üzere çeşitli metal cevheri rezervleriyle yalnızca doğal güzellikleriyle değil, aynı zamanda yer altı zenginlikleriyle de dikkat çeken bir şehirlerimizdir. İlin ihracatında metal cevherleri ve madencilik ürünleri önemli bir paya sahiptir.Bazı dönemlerde ihracatın yaklaşık %70–75’i metal cevherlerinden oluşmaktadır [4,5]. Bugün madenciliği tamamen reddetmek, aslında modern yaşamın kendisini reddetmek anlamına gelir. Ancak doğal kaynakların çıkarılması söz konusu olduğunda çevresel etkiler, tarım alanlarının korunması ve doğal yaşamın sürdürülebilirliği gibi haklı endişeler de gündeme gelmektedir.
NELER YAPILMALI?
1. Madenleri işletirken, her şeyden önce madenciliğin şu ilkelerini uygulamak gerekir [3]:
• Doğanın korunması
• Kamu yararının önceliği
• Hukuk ve şeffaflık içinde madenciliğin yürütülmesi yani madencinin ticari sırları dışındaki projesiyle ilgili niyet, plan ve raporlarının açık, anlaşılır ve düzenli olarak kamuoyunun bilgisine sunulması
• Projenin planlandığı andan başlayarak, yöre halkı ve sivil toplum kuruluşlarının projeyi benimsediklerini belirten sosyal onay.
2. İleri teknoloji destekli, çevreyi ve canlı varlığını tehdit etmeyen sürdürülebilir madencilik değil, “Çevresel Etki Değerlendirmesi” (ÇED) raporlarındaki kuralların tavizsiz bir şekilde uygulandığı sürdürülebilir yaşam odaklı madencilik anlayışına geçilmeli.
3. Bu tür stratejik konulara bilimsel yaklaşılmalı, ilgili maden kuruluşları sürdürülebilir bir madencilik anlayışı ve uygulamaları için yöredeki üniversiteyle ve konu ile ilgili bilim insanlarıyla işbirliği yapmalı, üniversite yöneticileri de konu ile ilgili bilim insanı değerini harekete geçirmelidir.
4. Yurt içinde ileri teknoloji ve yapay zeka vb. dijital teknolojilerle entegre edilmiş maden işletmeciliğine geçilmeli
5. Yerel kalkınmaya ivme kazandırmak için; madenler,çıkarıldığı bölgede katma değeri yüksek ileri teknoloji ürünlere dönüştürülmeli.
NETİCE
Dünyanın pek çok gelişmiş ülkesi doğal kaynaklarını bilimsel planlama ve güçlü denetim mekanizmalarıyla değerlendirerek kalkınmasını hızlandırmaktadır. Türkiye bu gelişmelere kayıtsız kalamaz. Sahip olduğu doğal kaynakları görmezden gelemez. Bu kaynakların kontrolsüz şekilde kullanılmasından ziyade; akılcı, sürdürülebilir ve katma değer odaklı bir madencilik politikasını benimseyerek geleceğe yürümemiz lazım.
Bilimsel yöntemlerle planlanan, çevresel hassasiyetleri gözeten ve yerel ekonomiye önemli bir katkı sağlayan bir madencilik modeli, hem doğal mirasın korunmasına hem de bölgesel kalkınmanın hızlanmasına ivme kazandıracaktır.Dolaysıyla, asıl mesele sorumluluk ve emanet bilinciyle hareket edip toprağın altındaki zenginliği toprağın üstündeki hayatı yok etmeden değerlendirebilmektir.
Doğal kaynakların kullanımı yalnızca ekonomik bir tercih değil, aynı zamanda ahlaki bir sorumluluktur. Daha çok kazanma hırsı insanoğluna da doğaya da zarar verir. Şükür ve kanaat da zenginliktir. M. Gandhi’nin şu ifadesi çok anlamlıdır: “Dünya herkesin ihtiyacını karşılayacak kadar zengindir, fakat herkesin hırsını karşılayacak kadar değil.”
Unutulmamalıdır ki, toprağın altındaki zenginliği değerlendirirken toprağın üstündeki hayatı Allah’ın emaneti olarak görebilen ve sahip olduğu imkânları hak ve hakikat doğrultusunda koruyabilen toplumlar, insanlığın özlemini çektiği gerçek medeniyetin öncüleri olacaktır.
YARARLANILAN KAYNAKLAR
2. https://www.castren.fi/amendments-to-the-finnish-mining-act-and-the-new-nature-conservation-act-entered-into-force-on-1-june-2023/ (Finlandiya örneği).
3. https://fikirturu.com/toplum/cevreye-zarar-vermeyen-madencilik-mumkun-mu/