Esnaf odalarının yeni(den) yöneticilerini makama oturtacak seçimler başladı yine, göreve talip yeni namzetler yanı sıra yıllara sari “ununu elemiş-eleğini asmış” kadim idareciler de devam emrinde, başkanlıktan emeklilik yok!…
İpe un serecek hali yok seçmenin, “gelen ağam-giden paşam”, derdi “geçim”.
“Esnaf odaları ne iş yapar?” sorusu sormanın alemi yok…
En işlevsiz örgütlülük hiç örgütlülükten evladır nihayetinde.
Günümüz örgütlenmesinin “ahi loncası” ile kıyas tutulmayacak kabiliyette olması dahi eleştiride tutulabilecek bir uç, çekildiğinde söküleceği besbelli, hiç oralı olmamak en doğrusu…
Geldiği gibi gide.

Ancak yine de “esnaf örgütlenmesi dünyada ne hal” sorusunu sormanın da kimseye ziyanı olmasa gerek…
Başta surları sağlam tutan maslahatı idareciler olmak üzere.
Acep dünyadaki diğer esnaf odaları da “aidat öde” bildirimi haricinde üyelerinin etlisine sütlüsüne hiç karışmazlar mı, hakkını hukukunu aramazlar, üyesinin kepenginin açık olmasına dayanak sunmazlar mı?...
Dünyanın gidişine göre şeklini ve içeriğini değiştirmeyi akıl erdirirler mi?
Esnafın AR-GE’si olmaz mı?...
İnovasyona haceti yok mu esnafın?
(Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1925’in “23-31 Ağustos” dönemindeki “Kastamonu” ziyaretini evvela esnaf odası idarecilerinin okuması lazım gele…
“Şapka Devrimi” ötesinde, öncelikle “üretim/imalat” altyapısının dönemin şartlarına göre uyarlanması için bir “ekonomi devrimi” idi, sanayiden ticarete.
Mustafa Eski’nin “İmparatorluktan Cumhuriyete Kastamonu Ekonomisi” isimli kitabından bir paragraf okuyalım…
“Atatürk 1925 yılında Kastamonu’yu ziyaret etmiş ve 24 Ağustos günü Belediyede halkın temsilcileriyle görüşmüştür. O gün toplantıya Çiftçiler Birliği üyeleri de katılmış ve Atatürk’ün ‘Fahrî Başkan’ları olması dileğinde bulunmuşlardır. Atatürk de bu teklifi memnuniyetle kabul ettiğini bildirmiştir.”
İnebolu’daki temaslarını dair daha önceki yazılarımdan birindeki bir bölüm üzerinden yine okuyalım…
“’Zihniyet Devrimi’ diyoruz… Gazi Mustafa Kemal’in İnebolu’daki temaslarında da başköşeyi esnaf kuruluşları ve Kayıkçılar Locası üyeleri gibi “üretenler” aldı çünkü. Abana ve Çatalzeytin’den heyetleri de ihmal etmedi İnebolu’da… Tosya Çeltik Fabrikası mühendisini kabulü Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘zihniyet devrimi’ meşalesini yurdun tamamına yayma kıvılcımı.”

İlaveten…
Kaynağını her ne kadar kaybetmiş olsam da, bir diğer “devrim” de, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün İnebolu’daki kunduracılara “kooperatifleşme” önerisi.
“Kunduracı kooperatifi” nereden civek aldı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün zihninde?...
Dünyayı takip etmesinden elbette.
“Alman Kooperatifleri Konfederasyonu Türkiye Temsilciliği” https://www.dgrvtr.com/yonetim.php linkinden okuyalım…
“Almanya’daki kooperatiflerin anlayışına, 19. yüzyılın ikinci yarısında ilk kırsal tasarruf ve kredi kooperatiflerini kuran Friedrich Wilhelm Raiffeisen ve ilk şehir kooperatiflerini (örn. kunduracı kooperatifini ve ayrıca tasarruf ve kredi kooperatifleri) kuran Hermann Schulze-Delitzsch damgalarını vurdu. 19. yüzyıl ortasında Viktor Aimé Huber konut kooperatiflerinin kurucusu oldu, buna karşılık Eduard Pfeiffer tüketici kooperatiflerinin gelişmesinde etkili oldu.”)
(“Esnaf kooperatifi” olur mu?...
Olur.
Almanya’da olmuş hali var…
“Almanya’da birbirinden son derece farklı alanlarda kooperatifler vardır, örneğin kooperatif bankaları, tarım sektörü ile bağlantılı kooperatifler, üretim kooperatifleri ve özellikle küçük orta boy işletmelerin (KOBİ) ticari birlik işletmeleri, tüketici kooperatifleri ve konut inşa kooperatifleri.”
Altını çizelim…
“Özellikle küçük orta boy işletmelerin (KOBİ) ticari birlik işletmeleri”.
Amaç ne?...
“Bir kooperatifin kurulmasının hedefi, üyelerine piyasaya daha iyi erişim sağlamak ve onlar için avantajlı hizmetler sağlamaktır. Ortak iş faaliyeti kendine yardım, özyönetim ve kendi sorumluluğunu alma prensipleri ve demokrasi, eşitlik, adalet ve dayanışma değerleri üzerine kuruludur.”

Alman işin kolayını bulmuş…
“Kooperatif üyelerinin çifte işlevi vardır: Bir kooperatifin üyesi aynı zamanda hem sermaye sahibi, hem de müşteridir, kooperatif tarafından sunulan ürün ve hizmetlerin tüketicisi ya da üreticisidir. Bu ‘kimlik prensibi’ (üye ve müşteri veya personel arasındaki kimlik) bir kooperatifi başka işletmelerden ayıran ana ölçüttür.”
“Sosyalleşen” ekonomi…
“Alman kooperatiflerinin büyük çoğunluğunda teşvik görevine ekonomik hedefler damgasını vurduğu halde, üyeleri tarafından bunun kararlaştırılmış olması şartıyla, bir kooperatif sosyal ve kültürel hedefler de izleyebilir. Almanya’da sosyal ve kültürel hedefleri bu temelde izleyen önemli sayıda kooperatif vardır (örn. hastaneler, huzurevleri, tiyatrolar ya da okullar). Ancak sosyal hedeflerin doğrudan teşviki gönüllü temele ve üyelerin özel girişimine dayanır, yasal bir yükümlülüğe değil. Bu farklar kabul edilmek ve kooperatiflerin teşviki ile ilgili Avrupa belgelerinde ve hükümlerinde de saygı görmek zorundadır.”
Almanya aslına bakarsanız bir “kooperatifler toplumu”…
Kooperatifler grubu –7.000’den fazla kooperatif içindeki 20 milyondan fazla üye ile– Almanya’daki en büyük ekonomik kurumlardan biridir. Alman çiftçilerinin, bahçecilerinin ve şarap bağcılarının neredeyse tamamı bir kooperatife üyedir. Tüm zanaatkârların yaklaşık % 60’ı, tüm perakendecilerin %75’i, tüm fırıncıların ve kasapların %90’ı ve tüm bağımsız vergi müşavirlerinin %65’inden fazlası bir kooperatifin üyesidir. Kooperatifler kurumu tüm Almanya’da yaklaşık 830.000 insanı istihdam etmekte ve yaklaşık 35.000 insan için geniş kapsamlı eğitim programları sunmaktadır.”
Daha da ayrıntıya girelim Alman esnaf kooperatifleri cüzünde…
“Son derece farklı düzenlere sahip 1.362 kadar esnaf mal ve hizmet kooperatifleri, personel tarafından işletilen üretim kooperatiflerinin, okulların, enerji ve benzer uzmanlaşmış kooperatiflerin yanında, büyük çoğunluğuyla tüccarların, zanaatkarların ve serbest meslek sahiplerinin işbirliği örgütleridir. Bu kooperatif birlik grupları, kendilerine bağlı olan, genellikle küçük ve orta boy işletmeleri, verimli bir biçimde sadece kooperatif tarafından sağlanabilecek olan hizmetler sağlayarak destekler – klasik olarak ortak satın alma ve pazarlama faaliyetleri söz konusudur ve büyük işletmeler karşısında varlıklarını sürdürebilmek için gruplar artan ölçüde ortak markalar altında piyasaya çıkmakta.”)
(Almanya’daki durumun binde biri kabiliyeti ve örgütlülüğü var mı Türkiye’deki esnaf örgütlülüğünün…
Türk esnaf odası örgütlülüğü üyelerini piyasada koruyabilecek, rekabet ettirecek ve aynı zamanda müşterisi olacağı bir “kooperatifleşmeyi” ne diye aklının ucundan dahi geçirmez?
Esnaf odasından üyesine gönderilen mesaj: “Aidatınızı ödeyiniz”…
Şu soruyu üyenin karşılık olarak esnaf odasına sorması hak değil mi: “Niye”)
