Bu hafta konumuz kivi meyvesi. Çocukluğumda kivi meyvesi falan bilmezdik. Belki Türkiye’nin en zengin aileleri falan Yeni Zellanda’dan kivi getirip yerdi ama ortalama bir Türk ailesinin kivi ile tanışmış değildi. Yanlış hatırlamıyorsam 1990’ların sonunda kivi denen bir meyve olduğunu öğrendik. Şimdi aşağıda 2025 yılında Dünya’da en fazla kivi üreten 10 ülke ve üretim miktarlarını verelim.

Kivi meyvesinin anavatanı Çin ama ticari üretimi 1960’lı yıllarda Yeni Zelanda’da başlıyor. İlk zamanlarda Yeni Zellanda, Dünya piyasasında tekel diyebiliriz. 1990’lı yıllarda ABD, İtalya ve Fransa üretici ülkeler arasına giriyor. 2000’li yıllarda Türkiye ve Çin gibi ülkeler üretici ülkeler arasına giriyor. Yani 1960’lı yıllarda tekel olan kivi piyasası 1990’lardan itibaren oligopol (az sayıda üreticinin olduğu piyasa) haline geliyor. Günümüzde kivi üretiminin yarısını Çin tek başına gerçekleştiriyor. Bir çok malda olduğu gibi kivi piyasasını da Çin ele geçirdi. Yeni Zelanda ise kivide markalaşma sayesinde üretimi düşük olsa da iyi para kaldırıyor.

Türkiye’de kivi üretimi 1988’de Yalova’da başlıyor. Zamanın Maliye bakanı rahmetli Adnan Kahveci de kivi üretimini destekliyor. 1994 yılında ilk kivi hasadı alınıyor. Zamanla kar marjının yüksekliği ve piyasada kiviye olan yüksek talep çiftçinin dikkatini çekiyor ve 2015-2020 yılları sonrasında Türkiye’de kivi üretimi giderek artıyor. “Yerlialtın” denen kivi çeşidi geliştiriliyor. 2025 yılı verilerine göre Türkiye, 100,000 tondan fazla kivi üretiyor ve Dünya’nın en büyük 10 üreticisinden biri. Türkiye ihtiyacından fazla olan kiviyi ihraç da ediyor. En çok kivi üretilen yerler Yalova, Bursa, Samsun, Ordu, Rize ve Artvin.

Şimdi “Bu kadar ekonomi konusu varken hocam sen de gittin Kivi meyvesini konu ettin. Oldu mu şimdi?” diyeceksiniz. Şimdi kivi meyvesinin neden önemli olduğunu açıklayalım. Kivi meyvesinin dekar başına karlılığı oldukça yüksektir. Fakat bu karlılık için yüksek başlangıç maliyetlerine (beton direkler, sulama teşkilatı, tel sistemleri vb) katlanmak gerekir. Üstelik hemen verim alamazsınız. Tam verim için 5-7 yıl beklenmesi gerekir. İşçilik maliyetleri de yüksektir. Yani “ek, bekle ve hasat al” ilkesi geçerli değildir. Budamak, seyreltmek ve sürekli su sistemini kontrol etmek gerekir. Nemli hava, bol su ister. Don olaylarının olmaması gerekir. Şimdi öneminden bahsedelim. Yukarıda anlattıklarımızı özetleyecek olursak kivi üretimi kolay değildir ama işi layıkıyla yapan, çalışan çiftçi de epey iyi para kazanır. Malı götürür. Karlılığının yüksek olması, Türkiye’de üretiminin ve talebinin artması, ihracat gerçekleştiriyor olmamız açısından kivi önemlidir.

Türkiye ekonomisi açısından buğday ile kıyaslayarak anlatalım. Türkiye buğday üretimi uzun süredir 20 milyon ton civarındadır. Son 25 yılda kimi zaman 18 milyon tona inmiş, kimi zaman 21-22 milyon ton seviyesine ulaşmıştır. 2024 yılında 21,2 milyon ton; 2025 yılında ise 22,4 milyon ton buğday üretilmiştir. Yani gözle görülür bir artış olduğunu söyleyemeyiz. Aşağı yukarı 20-21 milyon ton buğday üretiminde istikrar kazandık. Arpa üretimimiz 7 ila 9 milyon ton arasında, yulaf üretimimiz de 270,000 ile 320,000 ton arasında değişmiştir. Arpa ve yulaf üretiminde de önemli artış yaşanmamıştır. Ama başka tarım ürünleri üretiminde artış görüldü. Yazımızda kivi üretiminden bahsetme nedenimiz de budur. 1990’larda neredeyse hiç kivi üretimi yapılmayan Türkiye’de 2025 yılında 100,000 tondan fazla kivi üretimi gerçekleşiyor ve Türkiye, Dünya’da ilk 10 üretici arasına giriyor. Kivi sadece örnek. Örneğin; 1990 yılında sadece 36,000 ton muz üreten Türkiye, 2025 yılında 864,000 ton muz üretiyor. Antalya’da mango ve ananas üretilmeye başlanıyor. Marketlerde ithal muzdan daha kaliteli ve ucuz yerli muza rastlıyoruz. Doğruya doğru! Marketlerde ben yerli muzu tercih ediyorum.

Neyse! Biz yazının özetini yazalım. Sadece buğday, arpa, yulaf gibi klasik tarım ürünleri üretimine bakarak “Türkiye’de tarım sektörü istediğimiz gibi ilerlemiyor” diyemeyiz. Çünkü Türkiye’de kivi, muz, mango gibi farklı tarım ürünleri üretimi artış kaydetmiştir. Bu ürünlerin özellikleri de karlılık oranlarının yüksek olmasıdır. Yani Türkiye, klasik tarım ürünleri (buğday, arpa, yulaf vb) üretimini belki yeterince artırmamıştır ama katma değeri, karlılığı yüksek olan farklı tarım ürünleri (kivi, muz, mango vb) üretimini artırmıştır. Dolayısıyla Türkiye’nin tarım sektörü ve tarım üretimi hakkında yargı belirtirken bu konuya dikkat etmek gerekir. Dünya’da üretimde ilk on arasında olduğumuz çok sayıda tarımsal ürün vardır. Örneğin; Fındık, kiraz, incir, kayısı, ayva üretiminde lideriz. İlk üç üretici arasında olduğumuz ürünler arasında vişne, kestane, kavun, karpuz, salatalık, nohut, ceviz, kırmızı mercimek yer almaktadır. İlk 10 arasında olduğumuz ürünler ise domates, zeytin, elma, Antep fıstığı, kivi, limon, üzüm, patlıcan, çay bulunmaktadır. Kısaca ürün çeşitliliğimiz de yüksektir. Sorunumuz yok mu? Var. Markalaşma ve katma değeri yüksek ürün haline getirmek yönünden kendimizi geliştirmemiz gerekli. Bunu şöyle açıklayalım. İtalya ve İspanya, Türkiye’den üç kuruşa zeytin alır. Bunun içine az miktarda kendi ürettiği zeytini katarak zeytinyağı yapar ve bunu Türkiye’den aldığı zeytinin bilmem kaç katı fiyatla satar. Zeytinin gerçek üreticisi Türkiye üç kuruş kazanır ama İspanya ve İtalya, bizim zeytinimizden ürettiği zeytinyağı ile malı götürür. Tüketici de İtalyan zeytinyağı diye alır ama aslında zeytinyağında kullanılan zeytin, Türkiye’de üretilmiştir.