Tarih incelendiğinde bazı ülkelerin ekonomisinin çıktığını bazılarının da indiğini görürüz. İbni Haldun zamanında devletlerin de insanlar gibi ömrü olduğunu söylemiş. Roma İmparatorluğu, Moğollar, Osmanlı İmparatorluğu, İspanyollar, Hollanda, Britanya ve ABD. Bir kongrede önemli bir iktisat profesöründen bu sözü duymuştum ama kişinin ismini şimdi hatırlamıyorum. “Sizin gelirinizin nereden nereye geldiği değil, kaçıncı sıradan kaçıncı sıraya çıktığınız önemlidir. Dünya durmuyor. Tüm ülkelerin milli geliri artıyor. Bu nedenle sıralamanız önemlidir.” demişti. Son 25 yılda Dünya ekonomisinde ülkelerin paylarını aşağıdaki tabloda görelim. 2000 yılı ve 2024 yılını inceleyelim. 2025 yılları henüz tamamlanmadığı için 2024 yılı verilerini aldım.
Tablo. İlk 20 ülkenin Dünya ekonomisindeki payları (2000 ve 2024 yılları)
Ülke 2000 yılı (%) 2024 yılı (%)
ABD 30,6 25,2
Çin 3,6 16,4
Japonya 14,6 4,3
Almanya 6,0 4,0
Hindistan 1,6 3,5
Birleşik Krallık 4,5 3,2
Fransa 4,4 2,9
İtalya 3,7 2,1
Brezilya 2,1 2,1
Kanada 2,2 2,0
Rusya 0,8 1,9
G.Kore 1,6 1,7
Avustralya 1,2 1,6
İspanya 2,1 1,4
Meksika 1,5 1,3
Endonezya 0,6 1,3
Türkiye 0,7 1,2
Hollanda 1,1 1,1
S.Arabistan 0,8 1,0
İsviçre 1,0 0,9
Tabloya bakınca günümüz siyasi gelişmelerinin nedenlerini de anlayabiliyorsunuz. Trump’un neden Çin’e karşı agresif davrandığı açık seçik ortada. ABD’nin Dünya ekonomisindeki payı %5,4 gibi oranda düşmüş ama Çin’in payı da %12,8 oranında artmış. Yani ABD’nin Çin’den korkması ve onun önünü kesmeye uğraşması gayet normal. Hele de elektrikli otomobil, yapay zeka, sürdürülebilir enerji alanlarında Çin’in ABD’yi geçmesi, Batı dünyası için önemli bir tehdit.
Tabloda başka neler görüyoruz. Öncelikle Japonya, Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Kanada, İspanya, Meksika ve İsviçre’nin paylarının düştüğü görülüyor. Japonya’da görülen düşüş önemli. 2000 yılında Dünya ikincisi olan Japonya şimdi Çin’in gerisine düşerek üçüncü sırada yer alıyor. Japonya örneğinden bizim de kendimize ders çıkarmamız gerekli. Japonya’nın nüfusu sürekli geriliyor. 2000 yılında 127 milyon olan Japonya nüfusu günümüzde 122 milyona geriledi. Göçmen de almadıkları için üretim yapma kapasitelerini istedikleri gibi artıramıyorlar. Faiz oranları da senelerdir sıfır civarında olmasına rağmen iç piyasa canlanamıyor, çünkü iç talep artmıyor. İç talep için ya nüfus artacak ya da mevcut insanların tüketim eğilimi artacak. Faizler sıfır civarı olmasına rağmen ikisi de artmıyor dolayısıyla iç talep artmıyor. Dış piyasalarda da Çin rekabeti nedeniyle geriliyorlar.
Gerileyen ülkelere baktığımızda Avrupa (Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, İspanya ve İsviçre) ülkeleri göze çarpıyor. Yani Avrupa’ya “hasta adam” diyebiliriz. Eee! Onlar da zamanında bize “Hasta Adam” demiş miydi? Evet. Gün ola harman ola. Zaten Trump’ın da Avrupa’ya bu kadar rahat posta koymasının bir nedeni de bu. Senelerce Avrupa’nın savunması için ABD trilyonlarca dolar harcadı, Avrupa ise savunmaya harcayacağı parayı eğitim, sağlık vb harcadı. Buna rağmen gerilemeye devam ediyor. Sağlık sistemlerinin de bir şeye benzemediğini Covid19 pandemisinde gördük. Ölü/vaka oranları Türkiye’nin ortalama iki katı çıktı. Trump da haklı olarak şimdilik Gröndland’ı istiyor, sonra başka şeyleri de ister. Avrupa’nın da pazarlık gücü yok, zira Putin sınırda sinsi sinsi gülüyor. Batı ittifakında sadece Avustralya payını artırabilmiş, Hollanda’nın payı da aynı kalmış. Yine 2000 yılında ilk 20 içerisinde olan Belçika, Avusturya, İsveç gibi ülkeler ortadan kalkmış.
Payını artıran ülkelere de bakalım. Çin, Hindistan, Rusya, G.Kore, Avustralya, Endonezya, G.Kore, Türkiye ve S.Arabistan. Avustralya haricindeki ülkelerin tamamı Asya ülkeleri. IMF, Dünya Bankası, Goldman Sachs gibi uluslararası örgütlere göre 2035 yılında Dünya ekonomisinde ilk beş sırayı alacak ülkeler Çin, ABD, Hindistan, Endonezya ve Rusya olacak. Türkiye de ilk 10 ülke arasına girecek. İşte siyaset sahnesinde yaşanan gerginlikler buna dayanıyor.
On sene öncesine kadar “Çin malı” dendiğinde aklımıza kalitesi sınırlı ama ucuz mallar gelirdi. Ancak günümüzde bu imaj çok gerilerde kaldı. BYD, Chery gibi otomobiller Tesla’yı bile kalite açısından geçmiş durumda. Bunun arkasında yatan neden teknoloji, Ar-Ge, yapay zeka yatırımlarının artması. Çin ve Hindistan, teknoloji yatırımları ile artık öne çıkmaya başlıyor. Bilgisayar programcısı dendiğinde artık akla ABD veya Avrupalılar gelmiyor, Hintliler geliyor. Uluslararası sıralamalarda Çin üniversiteleri sürekli ilerliyor. Yapay zeka, sürdürülebilir enerji teknolojilerinde Çin artık ABD’nin önüne geçmiş durumda. Beş sene öncesinde Apple cep telefonları piyasada rakipsizdi. Şimdi “Acaba Huawei alsam mı?” diyen kişilerin sayısı epey arttı.
Sırası gelmişken “Orta Gelir Tuzağı” kavramını da anlatalım. Kalkınma sürecinde bir ülkenin düşük gelirli ülkeler sınıfından Orta gelirli ülkeler sınıfına yükselmesi için ucuz işgücü avantajı ile üretimi artırması yeterlidir. Ancak Orta gelirli ülkeler sınıfından yüksek gelirli ülkeler sınıfına geçmesi için farklı şeyler yapması gereklidir. Zira orta gelirli hale gelen ülke artık ucuz işgücü avantajını kaybetmiştir. İşgücü verimliliğini artırmalı, yeni teknolojilere yatırım yapmalı, AR-Ge ve innovasyona yönelmelidir. Eğer ülke bunları yapamazsa orta gelirli ülkeler seviyesinde çakılıp kalır. Türkiye’de son dönemde teknolojiye önem verilmesinin, savunma sanayi yatırımlarının artmasının nedeni de bu. Eğer Türkiye, teknoloji yatırımlarında başarılı olursa 2035 yılında Dünya’nın dokuzuncu büyük ekonomisi olacak ve Dünya ekonomisindeki payı da %2,2 olacak. Eğer teknoloji de başarılı olamazsa da ilk 15 içerisinde takılı kalacak. Ben demiyorum, IMF ve Goldman Sachs diyor.
Elbette Türkiye’nin durumuna biraz daha dikkatli bakalım. 2000 yılında Türkiye’nin ihracatı sadece 30 milyar dolardı. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre son 12 ay ihracatımız 273 milyar dolar oldu. Yani ihracatımız dokuz kat civarına çıkmış. Son 25 yılda ihracatını bu denli yükselten diğer ülkeler Çin, Hindistan ve Endonezya oldu. Ekonomide istikrar var ve altyapı yatırımları (karayolları, demiryolları, Organize Sanayi Bölgeleri, doğalgaz vb) giderek artıyor. Milli gelir içinde Ar-Ge’ye ayrılan pay 2000 yılında sıfıra oldukça yakındı yani hemen hemen hiç Ar-Ge yapılmıyordu, şimdi %1,4 oranına yükseldi. Kısaca 2035 yılında Türkiye’nin dünya ekonomisindeki payını %2,2’ye çıkartıp dokuzuncu sıraya çıkması mümkün görülüyor.