İnsan ilişkilerindeki pazarlıklar çoğunlukla söylenmemiş anlaşmalardır. Kimse masaya oturup şartları dikte etmez. Kimse “Kendimden vazgeçeceğim ki senin beni sevmen için” demez. Yine de birçok insan, hayatlarının çoğunu gizli bir değişim sisteminde birbiri ardına harcayarak kaybolur.

Bir taraf kabul edilmek ister. Diğer taraf beklentiler koyar. Ve ilişki, aşktan çok uyum içinde gelişmeye başlar. Evet, insanlar sevilmeye ihtiyaç duyan varlıklardır. Bu sadece romantik olarak atfedilemez. Çocukluktan beri herkesin ait olmak istediğini, değerli olmak istediğini, dışlanmak istemediğini bilirsiniz. Çünkü sosyal bağlar duygusal ihtiyaçlardan daha fazlasıdır, insan beyni için doğal ve psikolojik bir ihtiyaçtır. Dışlanma, insan beyninde fiziksel acıya benzer bir alarm yaratır. Bu yüzden birçok insan için reddedilme, yalnız kalmaktan daha büyük bir tehdit oluşturur.

İnsanlar kendilerini bilinçsizce sevgiyi güvenlikle karıştırırken bulurlar. Kendini sevilmiş hissetmek kabul edilmek anlamına gelmez. Bazıları için sevilmek, söylediğiniz şeyleri yapmayı, beklentileri karşılamayı, iz bırakmamayı, vazgeçilmez olmayı içerir. Çünkü insan zihni sadece yaşadıklarını değil, içinde bulunduğu ilişkiler sistemlerinde diğer varlıklarla nasıl davranacağını da öğrenir.

Çocuklukta öğrenilen ilişki dili, yetişkinlikte kader işlevi görür. Bazı çocuklar hata yapsalar bile kabul görürler. Hata yaptıklarında sevgiyi kaybetmediklerini hissederler. Bu konuda nasıl hissettikleri için cezalandırılmazlar. Böyle bir atmosferde yetişen biri, sevginin performansa dayanmadığını öğrenir. Ancak her çocuk büyürken aynı psikolojik iklimi deneyimlemez. Diğer çocuklar için sevgi bir ödül sistemine dönüşür. Ailenin beklentilerini karşıladıklarında sıcaklık hissederler. Böyle bir ortamda yetişen bir çocuk, yıllar içinde şu mesajı içselleştirir: “Benim olduğum kişi yeterli olmayabilir.” Bu mesaj yetişkinlikte unutulmaz. Sadece şekil değiştirir. İlişkilerin şekli kişi büyüdükçe değişir, ancak ilişkilerin korkuları değişmez. Çocukken ebeveynin sevgisini kaybetmekten korkan biri, yetişkinlikte bir partneri kaybetme riski taşır. Çocukken sosyal çevrelerde iz bırakarak dışlanan biri, gelecekte çatışma çıkarmayarak ilişkisini korumaya çalışır. Bu yüzden birçok yetişkin ilişkisi, iki kişinin birbirini tanıdığı bir yer değil, iki korkunun birbirine uyum sağladığı bir alandır.

Ve insanların sık sık sevdiklerini düşündükleri ilişkilerde, aslında kabul edilmek için bir rol oynarlar. İlişkilere katılmak sadece yalan söylemekle ilgili değildir. Bazen aşırı nazik olmak da bir parçadır. Sürekli kararlı olmak da rolün bir parçası olabilir, kendini güçlü göstermek de öyle. Herkesi rahat ettirmeye çalışmak, her şeyin üstesinden gelmiş gibi görünmek, her zaman daha iyi bilen kişi olmak, sorun çıkarmamak ve bir kenara çekilmek bile rol oynayabilir, dert etmeyin. Başkaları uğruna gerçekten kendilerine daha az sadık olmayı ve ilişkide daha değerli olmayı seçerler.

Fedakarlık, vazgeçmekle aynı şey değildir. İlişkinin zaman zaman karanlıkta kalması iyidir. Empati göstermek, değişmek veya ilişkinin riske girmediği bir tür uzlaşma sağlamak insan davranışıdır. Ancak bu tavizler dengeli olmadığında sorun ortaya çıkar. Bir kişi her zaman uyum sağlayan, her zaman anlayan, her zaman bir değişim sağlayan olduğunda, ilişkilerinde görünmez bir dengesizlik oluşur.

Çünkü artık ilişkinin odak noktası sevgi değil, onu kaybetme korkusudur. Bir kişi, karşısındaki kişiyi değil, ilişkinin fikrini korumaya başlar, ilişkiyi kaybetmemek odak haline gelir.

Bu tür şeyler nadiren bilinçli deneyimlerde olur. Birisi kendini koruduğunu düşünürse, aslında kimliğini sınırlıyor olabilir. Çevremdeki çoğu insan, bir ilişkide sevildiklerine inanıyor. Ancak sevilen kişi değil, o ilişkinin içine nasıl uyduklarıdır.

Diğer zamanlarda, insanlar sizi kim olduğunuz için değil, hayatlarına nasıl katkıda bulunduğunuz için isterler. Ve biri sizinle takılabilir, sadece dinlediğiniz için. Birisi, size ihtiyaç duyduğunda vazgeçmeyi reddedebilir. Hayatlarında boş bir alanı doldurmanıza yardımcı olursunuz, bu yüzden sizinle kalabilirler. Ancak bunların hiçbiri sevginin garantisi değildir.

Çoğu zaman, sevilmekle ihtiyaç duyulmak arasındaki farkı anlayamayız. Ancak ihtiyaç duyulmak sevgi değildir. Bir işlev, genellikle "ihtiyacın” üzerine inşa edildiği temeldir. Sevgi, kabul üzerine dayanır ve sevgi üzerine kabul edebilirsiniz. Birisi sizi sadece onları iyi hissettirdiğiniz sürece seviyorsa, o zaman bir bağ yoktur; bu sadece koşullu bir yakınlıktır.

Artık insanlar arasında sadece duygusal bir bağ yoktur. İnsanlar birbirlerinden psikolojik çalışma talep ederler. Bir partner, hem sevgili hem terapist, hem motivasyon hem ilham kaynağı olmalı ve güvende hissetirmeli, açık ve anlayışlı olmalıdır. Bu tür yoğun beklentilerde, ilişki iki kişinin buluştuğu bir tiyatro olmaktan çıkar ve bir performans sahnesine dönüşür. Bugün birçok insan enerjiden tükenmiş durumda ama neden bu kadar yorgun olduklarını anlayamıyorlar.

Çünkü bu, sonuçta bedenin yorgunluğu değildir. Sürekli beklentilere uymaya çalışan bir birey, yavaş yavaş iç sesinden uzaklaşır. Hayır demenin suçluluk olduğuna inanıyor. Kendi ihtiyaçlarını dile getirdiğinde bencil hissediyor. Bu, büyük bir psikolojik kopuş oluşturur. Çünkü kişi artık kendi gerçekliğinde var olmaz, ilişkiyi sürdüren karakteri yaşar.

Birçok insan terk edilmemek için kendini değiştirir. Ancak formlarını değiştirdikçe kendilerinden uzaklaşırlar. İlişki devam eder. Ancak ilişkiyi sürdüren kişi artık gerçek benlik değildir. Bu yüzden çoğu insan, bir ilişkinin ortasında bile yalnız hissetmeye başlar. Yakınlık vardır ama görülme hissi yoktur. Birliktelik vardır ama anlama yoktur. Kalabalık ilişkilerde, bir insan bazen görünmez hissedebilir. Çünkü gerçek yakınlık sadece fiziksel varlıkla oluşamaz. Yakınlık, maskesiz olmanın kesinliğinde oluşur.

Bir ilişkide sürekli dikkatli olmak zorunda hissediyorsanız, orada özgürlüğünüz azalır. Yanlış anlaşılma korkusu her zaman varsa, rahatlık orada zarar görür. Sınırlarınız olduğunda ve suçluluk hissettiğinizde, eşitlik orada azalır. Ve eşitliğin azaldığı durumlarda, aşk zamanla bir tür pazarlık haline gelir. Her şeyini döken birine “iyi insan” denir. Kendini geri plana atan kişiye “olgun” denir. Ancak psikolojik olarak, karakterin tam gücü değil, ilişkiyi kaybetme korkusudur. İnsanları uyum sağlamaya iten aşk değil, reddedilme korkusuyla yaptıkları itaatin çokluğudur.

Bu yüzden birçok insan bir ilişkide kalır ama bırakmayı hayal edemez. Çünkü ayrılık sadece ilişkiyi kaybetmekten fazlasıdır. Yıllar boyunca oluşmuş kimliği yeniden gözden geçirmek anlamına gelir. Hayatları boyunca “herkesi mutlu eden kişi” rolünü oynadılarsa, sınır koyma pratiğini geliştirdiklerinde, kendilerini ve yaşadıkları ilişki türlerini değiştirmek zorundadırlar. Bu kolay değildir.

Çünkü bir kişi sadece başkalarına bağlı değildir, onlarla kendi anlatısını da taşır. Birisi, ne kadar çok verirseniz, o kadar değerli hissedeceğinizi düşünebilir. Ancak sürekli veren kişi genellikle daha fazla sevilmez. Bunun yerine, ilişkide doğal kabul edilen bir pozisyon haline gelirler. Ve bir kişinin görünmezliği genellikle burada başlar. İlişkilerin merkezinde şu temel soru vardır: "Burada seviliyor muyum, yoksa faydalı mıyım?" Birçok insan bağlantılarını sadece aşk yoluyla değil, tanıdık rollerle sürdürmüştür.

Bazıları kurtarıcıdır. Bazıları her zaman anlayışlı taraftadır. Bazıları güçlü görünmek zorundadır. Bazıları hiç ihtiyaç duymamayı öğrenmiştir. Ancak herkes, hiç yorulmamaktan yorulur. Sürekli anlayış gösterdiklerinde yorulurlar. Ancak sürekli vazgeçtiklerinde, bir süre sonra kendilerini artık hissedemezler. Sağlıklı bir ilişki, bir insanın sürekli performans sergilemek zorunda olmadığı bir ilişkidir. Çünkü gerçek aşk, bir kişiyi yargılamaz. Gerçek aşk, bir kişinin eksikliklerini göz ardı etmez ama onları bir tehlike olarak da algılamaz.

Bir kişi, sevildiği yerde sürekli çok dikkatli olmak zorunda değildir. Her zaman ölçülmezler. Zaman zaman onay aramak zorunda değillerdir. Ve belki de en önemlisi, sevildikleri yerde kendi seslerini susturmak zorunda değillerdir. İnsan ilişkilerinde en büyük kayıp, terk edilmek değildir. En büyük kayıp, kendinden daha az olmak ve dahil olma nedenleriyle başkası olmaktır. Çünkü bir kişi başkalarını memnun etmek için var olduğunda, hayat başkalarının ondan beklediği şeylere göre şekillenmeye başlar. Ancak psikolojik olgunluk, herkes tarafından sevilmek değil; kendini kaybetmeden ilişkiler kurabilmektir. Bazen yalnız kalmaktan korkmazlar; bir rol olmadan kalmaktan korkarlar. Çünkü rol kaldırıldığında, kişi kendisiyle baş başa kalır.

Ve bir kişi için en zor yüzleşme genellikle kendi gerçekliğiyle olandır. Duygusal rüşvetten çıkmanın ilk adımı, bunu önlemek için ödediğimiz tüm bedelleri tanımaktır. Bazen insanlar sınır koyamayanlar tarafından kabul edilir. Sürekli verdikleri için vazgeçilmez hissederler. Yine de, bir kişinin özsaygısının tehlikede olduğu bir ilişki, ne kadar iyi olursa olsun güvenli değildir. Çünkü kimse, kendini kaybettiği yerde sevmez. Aşk, bir kişinin kendisi olmasına izin veren bir alanda güçlenir. Ve belki de bir bireyin ilişkilerde sorması gereken en basit soru şudur: "Burada seviliyor muyum, yoksa sadece uyum mu sağlıyorum?"

Cevap nerede yatar, aslında ilişki değil, bir kişi ile kendisi arasındaki bağlantıdır. Bir kişi, diğer insanların sevgisini kazanmak için sürekli değişiyorsa, sevildiğinde bile rahatlamasını engeller. Çünkü sevilen kişi değildir. Sevilen, yarattıkları roldür. Ve bir kişinin nihai tükenmişliği, başkalarından yabancılaşmak değil, kendi gerçekliğinden yabancılaşmaktır.