İnsan hayatındaki çoğu dönüm noktası dışarıdan gelen bir öfkeyle değil, beynin zamanla yarattığı varsayımların yavaş yavaş çözülmesiyle başlar. İyimser zihinler hayal kırıklığını başkalarının yanlışlarıyla ilişkilendirmeyi sever. Ancak hayal kırıklığı nadiren "dış yaşam" gibi dışsal bir nedenin sonucu olup, daha çok içsel koşulları yansıtır. Varlıklar gerçekle değil, kendi beklentisiyle çatışır.
Hayal kırıklığı aynı zamanda zihinsel bir muhasebedir. Birisi olaydan değil, olayın nasıl olmasını beklediğinden dolayı incinir. Olması muhtemel olan ile olan arasındaki uçurum ne kadar büyükse, acı o kadar şiddetlidir. Dolayısıyla hayal kırıklığı, insanların bize kötü davranmasıyla ilgili bir sorun değildir. Daha çok, zihnimizde kaydedilen bir fenomenin gerçekleşmemesiyle ilgilidir. İnsan zihni belirsizlikte iyi değildir. Bu yüzden cevapların boşluklarını doldurmak için varsayımlar yapar. Biri bize iyi davrandığında, güvenilir olduklarını söyleriz. Bir ilişki güzel başladığında, onun kalıcı olacağını düşünme eğilimindeyiz. Bir dostluk samimi göründüğünde, sadık kalacağını varsayarız.
Ancak hayat niyet veya kasıtla değil, faaliyetlerin devamlılığıyla belirlenir. Sorunun noktası budur. Komşularını gerçekten oldukları gibi değil, olmaları gerektiğini düşündükleri gibi görmezler. Karakteri eylemle, kişiliği kısa bir anla, kalıcı bağları seyrek bir yakınlıkla oluştururlar. Ancak hayal kırıklığı varsayılan olduğunda, geri dönüş yoktur. İnsanlar yüksek beklentilere sahiptir ve bu, hayatınızda gerçeği görme şansını azaltır.
Hayal kırıklığı, biri gerçekle temas ettiğinde ortaya çıkan ilk kelime olur. Başka bir kişiyi değil, kendileri için uydurdukları hikayeyi kaybederler. Bu yüzden bazı ayrılıklar bir kişiye duyulan kederden çok daha fazlasıdır. Zihinde inşa edilen geleceğin yıkımıdır. Sevdiği kişiyle ve birlikte hayal ettiği şeyle, kişi de olasılığı kaybeder. İnsanlar, herhangi bir zamanda hissettiklerinden daha şiddetli bir hayal kırıklığı hissederler.
Çünkü beklentiler artık sadece ilişkilere değil, aynı zamanda kültüre de dayanmaktadır. Sosyal medya, reklamlar, kişisel gelişim hikayeleri ve iyi haber hikayeleri bizi her zaman "değerli" hissettiriyor. İyiyseniz, sevileceksiniz. Çalışırsanız, başarılı olacaksınız. O kişiyi keşfederseniz, olumlu bir geleceğiniz olacak. Ve sabırlıysanız, ödüllendirileceksiniz. Bunlardan bazıları olumlu düşünceler gibi gelebilir. Ancak hayat matematiksel bir denklem değildir. İnsanlar arasındaki ilişkiler garanti edilmez. Tüm çabalar sadakat için harcanmaz. İyi niyet karşılıklılık anlamına gelmez.
Bu, en iyi niyetin karşılık bulabileceği anlamına gelmez. Doğru, kazanmak anlamına gelmez. Doğruluk, kazanmakla eş anlamlı değildir. Birçok insan, hayat söz konusu olduğunda sözleşmesel bir zihniyet benimser. “Doğru davrandım, beni kenara atma. “Doğruyu söyledim, bu yüzden aldatılmamalıyım.” Bu tür düşünceler anlaşılabilir ancak pratik olmayan bir eylem yoludur.
İyi, kötülüğün cehaleti için bir bahane olarak düşünülmemelidir. İnsan ilişkileri adalet üzerine değil, kapasite, ihtiyaç ve zaman üzerine inşa edilir. Birçok insanın hayal kırıklığı hissetmesine neden olan şey, bir kişiyi doğru zamanda yanlış değerlendirmekten çok daha fazlasıdır. Birçok insan kırmızı çizgileri bildiğini bilir, ancak göz ardı eder. Çünkü bakmak istemezler. Zihnin, içine bu kadar çok duygu döktüğü kişiyi koruma içgüdüsüdür. Başarısızlıkları mazur görür. Tutarsız davranışları geçici olarak tanımlar. “Aynı hatayı tekrar tekrar yapan insanlara, “Gerçekten öyle değiller” der.
Bu gerçekten psikolojik olarak mümkündür. Kabul, gerçeğe doğrudan bakmakla aynı şey değildir; yanlış olduklarının farkındalığıdır. Çoğu zaman, hayal kırıklığı hissine katkıda bulunan bilişsel bir yanlış akıl yürütmedir.
Özellikle bir ilişkide, diğerinin uzun vadede değişeceğini düşünürsünüz. Sorumluluk sahibi olmayan kişi sorumlu olacak, ilgisiz kişi bağlı olacak, kararsız kişi net olacak, incitici kişi sempatik olacak. Ancak insan kişiliği aniden radikalleşerek değil, zamanla açık fikirli kalarak ve önemli iç değişiklikler yaparak değişir. Çoğu insan kim olduklarını asla saklamaz. Sadece onları oldukları gibi görmek istemez.
En büyük hayal kırıklığı ihanet değil, yanlış okumadır. Çünkü ihanet bir eylemdir. Yanlış okuma algıdır. Bu yanlış okuma, bir kişinin gelecekte yanlış yönlendirilmesine neden olur. Belki de bu yüzden bazı bireyler aynı hayal kırıklığını tekrar tekrar yaşamaya devam eder.
İnsanlar değişir. Sonuç değişmez. Çünkü sorun, kimin seçildiğini aşar; ayrıca seçmeniz de gerekir. İnsan zihni tanıdık olanı tercih etmeyi sever, ancak aynı şey öğrenme için de geçerlidir. Çevrelerinden öğrendikleri ilişki kalıpları yetişkinlikte devam eder. Sürekli işe yaramaz hisseden bir kişi, kendilerini tekrar değersiz hissettiren ilişkileri seçerken daha rahat hissedebilir. Onay arayan biri, kendilerine hiçbir şey ifade etmediklerini düşündürenlere yönelebilir.
Bilinçaltı, beyninizin güvenli alt akışı olduğundan, tanıdık olanı güvenli olana tercih eder. Bu yüzden birçok hayal kırıklığı sadece tesadüfi değildir. Tekrarlanabilir tepkiler, fark edilmeden gidebilecek psikolojik döngülerin sonucudur.
Hayal kırıklığına uğramış insanlar genellikle öfkelerini yanlış yöne, insanlara yönlendirirler. Ayrıca insanlara güvenmediklerini iddia ederler. Kimsenin güvenilir olmadığını düşünebilirler. İlişkilerden uzaklaşırlar. Ancak bu sadece dış dünyada değil.
Ama asıl soru şu: O zaman neden bu beklentileri sürekli yükseltiyorlar? Çünkü ihtiyaç, beklentinin temelidir. Sevilmeye ihtiyaç duyan bir kişi, sevileceğine inanmak ister. Yalnız bir kişi, sıradan bir yakınlığı derin bir bağla karıştırabilir. Anlaşılmak isteyen bir kişi, birkaç cümlede biraz samimiyet bulacaktır. Bu yorum hatası, talep arttıkça artar. Bu nedenle, hayal kırıklığını sadece bir kayıp olarak görmek yetersizdir.
Hayal kırıklığı aynı zamanda gözlerinizi açmak için bir araçtır. Onsuz, herkes aynı acıyı çekerdi. Hayal kırıklığına uğramış bir kişi şu soruları sormalıdır:
Gerçekten ne öğrendim?
Karşımdaki kişiyi olduğu gibi mi gördüm, yoksa görmek istediğim gibi mi?
Bu beklenti adil bir beklenti gibi mi görünüyordu?
Başka bir kişiyi mi sevdim yoksa verdikleri sözü mü?
Bir kişi kendi yanılsamasıyla yüzleşmek istemez. Başkalarını suçlamak daha kolaydır. Ancak büyüme, birinin sorumlu olmasıyla başlamaz; insanların algısının düzeltilmesiyle başlar.
Hayatın bir diğer faktörü de beklentileri yönetmektir. Bir kişi, gerçekle savaşmayı bıraktığında daha dengeli hale gelir. Beklentiler kontrolsüz hale geldiğinde, kırılganlık artar. Bu, birinin duygusuz olması gerektiği anlamına gelmez. Aslında, gerçekçi olmak duygusuz olmak değil, olgun olmaktır.
Her sevgi dolu davranışın sadakat olmadığını, her dostluğun istikrarlı olmadığını veya her kelimenin bir eyleme dönüştürülebileceğini öğrendiğinde daha sağlıklı ilişkiler geliştirir. Hayal kırıklığı, bir kişinin yaşadığı dünyanın masumiyetini azaltır; ancak aynı zamanda bakış açısını keskinleştirir.
İnsanlar boşluklarda dikkatli olmayı öğrenmelidir. Yani, birinin kim olduğu ile kim gibi göründüğü arasındaki farkı hissedebilirler. Büyüme, insanlara olan inancınızı terk etmekle ilgili değildir. Kime güvendiğiniz, ne kadar ve hangi sınırlamalarla güvendiğinizle ilgilidir.
Çünkü hayat hakkında yanlış bir algı vardır: İnsanlar bizi hayal kırıklığına uğratmaz. Ve çoğu zaman, bizi hayal kırıklığına uğratan, onlara dair sürdürdüğümüz yanlış beklentilerdir. Ve bazen başka birinin davranışının değil, kendi zihninde olasılık olarak hayal ettiği şeyin parçalanmasıdır.