Varsın kamu ve sivil otoriteleri Kastamonu’nun kalkınmasını dışarıdan ithal “yatırımcı” sevdasında arasınlar, geri kal(dırıl)mış tüm yörelerde senelerdir aynı plak sürümde nihayetinde, bir netice vermediği de ortada…

Ne olur az bir “özgüce, birliğe ve bilime” zihin açılsa?

Kastamonu(lu)nun 19’uncu yüzyıl sonundan itibaren peyderpey içinden geçtiği tarihi sürecin bugünkü “özgüvensizliğe” mahal verdiği aşikar…

Verdiği göç(ler) ile tüccarını, zanaatkarını, sanatkarını kaybede kaybede gelinen bugünde elbette olanca umudu “dışarıya” bağlamak somut koşulların doğal tezahürü.

“Savaşta asker-barışta çiftçi” ata neslinin az sürede (günümüzde) ne oranda dönüşmesi beklenebilir ki?...

Kastamonu şehirlerindeki ara kuşağın “kamu çalışanı” olduğunu da hesaba katarak.

Kastamonu yerlisinin “masa başı” kamu işi sevdasından kurtulması elbette uzun zaman alacaktır, ki aynı şekilde hemen her ailenin evladını “beyaz yakalı” mesleklerle buluşturabilmek için illa ve illa her şehre yayılan kamu ve metropollerdeki (özel) “apartman” üniversitelerden medet umması da, hakkıyla yapılan her meslek “altın bilezik” oysa…

Hele hele “girişimcilik” ki Kastamonu(lu)nun en korktuğu ve asla kapı içine almadığı haslettir.

(Yerel kalkınmanın “dışarıdan” bekleyecekleri elbette var…

“Fikri destek”.

Çünkü kalkın(dırıl)mamış iller “dediğim dedik” toplumlardır…

Kendi söylediklerinden başkasına kulak kabartmazlar.

O sebeple “dışarıdan fikir ithali” gereklidir…

Kastamonu’da konferans, söyleşi ve çalıştaylarda “ehliyetli” bilim/düşün insanlarının konuk edilmesini ve “işbirliği” yapılmasını yıllardır yazar/söyler dururum.

Zaman zaman bu işbirlikleri olmadı değil…

Ancak tembihler tutulmadı, Kastamonu(lu) bildiğini okumayı sürdürdü, “emek” ve “cüret” istiyordu yazılan reçeteler çünkü.

Kaynaya kaynaya dibini tutan çorbaya ha babam su eklendi…

“Dışarıdan yatırımcı” çekmeyi uman kaşıklar tencereye daldırıldı.

İmalat sektörlerinde “küçük ölçekli işletme, orta ölçekli sanayi, kümelenme” ve geleneksel esnaf kurumunun desteklerle korunması es geçiliyor…

Oysa kalkınmanın öznesi bu kesimler.

Kastamonu’nun mülki ve belediye yönetimleri “üretimci” zihnin fersah fersah ötesinde…

Üniversitesi ise yerli kalkınmaya dair rol ve sorumluluğunun ne oranda farkında?)

(Şeref Oğuz’un Ekonomin gazetesindeki “Yöresel kalkınma, yerel kabiliyetle mümkün” https://www.ekonomim.com/kose-yazisi/yoresel-kalkinma-yerel-kabiliyetle-mumkun/897962 başlıklı yazısı tam da Kastamonu’ya rehber…

Okuna keşke her Kastamonulu yurttaşça.

Yazıdaki iki paragraf etrafında döne döne düşünmeyi gerektiriyor evvela…

“1- SORUN: Başlıktaki bu kavram, yörenin, kentin; tarih sahnesinde var kalabilmesinin en kritik faktörü… Diğer ikisi, tarihi kültürel miras ve doğal kaynaklardır. Fakat bu ikisini zamanın ruhuyla yoğurup zenginliğe çeviren, yerel kabiliyettir. Tarih, doğal kaynak olsa da, yerel kabiliyet şart… 2- ETKİSİ: O kentin aklı, eşrafı, yöneticisi, lideri, insan kaynağı ve tabii ki bunları yetiştiren kurumları, okulları, üniversiteleri… Kalkınma öykümüzde ‘deneme yanılma’ dışı yöntem kullanmadığımızdan bu modern anlayış düzlemine ulaşmamız zaman aldı. Kısaca yerel kabiliyetleri fazlaca küçümsedik.”

Şeref Oğuz’un formülünü Kastamonu üzerinden okursak…

1- Kastamonu(lu) “Yöresel kalkınma, yerel kabiliyetle mümkün” tespitini asla zihin tacı etmedi.

2- Kastamonu(lu) “kısa bir bahar” ya da “çoban ateşi” dönem harici asla ve asla tariki kültürel mirasına sahip çıkmadı.

3- Kastamonu(lu) yeraltı ve yerüstü doğal kaynaklarını “korumacı” yöntemlerle asla kalkınmasının argümanı haline getirmedi.

Şeref Oğuz’un “YEREL KALKINMA LÛGATI”…

“Yerel kalkınma: Bir bölgenin sosyal ve kültürel potansiyelini, o bölge kaynaklarıyla değerlendirme… Kümelenme: Aynı veya benzer alanda faaliyet gösterenlerin iş birliği ve iş bölümü ile bütünleşmesi… Yığın: Birbiriyle işi, ilişkisi, iş birliği ve iletişimi olmayanların aynı coğrafi konumda bulunmaları… Yerel kabiliyet: Bölgenin girişimci sermayesi ve kent eşrafının aynı ufka bakması durumu.”

Şeref Oğuz adeta “Kastamonu” için yazmış…

“Kendinize güvenin” demeye getiriyor.)

(Kastamonu’nun ekonomik kalkınması ve bağlantılı olarak sosyal gelişmesinin “kopya” perspektifler üzerinden kurgulanamayacağını anladığımızda sorun büyük ölçüde çözülmüş olacak aslında…

“Somut koşulların somut tespiti” deniliyor bilimce bu düstura.

Kastamonu özgülüne uygun yol haritaları…

Ancak her tali güzergahın olmazsa olmazı “birlik/dayanışma/kümelenme”.

Pürpolitikleştirilen “yok tek başına kurtuluş” sloganının asli istihdamı yerel kalkınma alanıdır aslına bakarsanız…

Aynı sektördeki işletmelerin omuz omuza dayanışmalarıdır.

Kooperatifleşmektir…

Hem “üretim” hem de “tüketim” kollarında sivil inisiyatif birlikleri kurmaktır.

“Birlikten güç doğar” sözü ne hazin ki Kastamonu’da kelime tahrifatı ile tedavülde…

“Birlik güç doğar”.)