Tarih bazen insanın önüne öyle tablolar koyar ki, durup düşünmeden edemezsiniz.

Bir zamanlar "Kangırı" adıyla anılan Çankırı, uzun yıllar boyunca Kastamonu Vilayeti'ne bağlı bir sancaktı. İdari yapının doğal sonucu olarak bölgenin merkezi Kastamonu'ydu; ticaretin, yönetimin ve ekonomik hareketliliğin ağırlık noktası da yine bu kadim şehirdi.

Dönemin kayıtlarına bakıldığında Çankırı; sert iklim şartlarıyla mücadele eden, tarımsal üretim imkânları sınırlı, geçimini büyük ölçüde hayvancılık ve kaya tuzu üretimiyle sağlayan bir sancak görünümündeydi. Buna karşılık Kastamonu; nüfusu, ticaret ağı ve ekonomik canlılığıyla Kuzey Anadolu'nun en güçlü merkezlerinden biri olarak öne çıkıyordu.

Ancak tarih, aynı zamanda değişimin de adıdır.

Aradan geçen yıllarda roller adeta tersine döndü. Bir zamanlar Kastamonu'ya bağlı olan Çankırı, özellikle Şabanözü, Çerkeş ve Yakınkent çevresinde gelişen organize sanayi yatırımlarıyla üretim üssüne dönüştü. Bugün ulusal ve uluslararası ölçekte faaliyet gösteren birçok sanayi kuruluşuna ev sahipliği yapan şehir, ihracatını artıran, istihdam oluşturan ve ekonomisini üretim üzerine inşa eden bir yapıya kavuştu.

İnsan ister istemez şu soruyu soruyor:

Çankırı bunu nasıl başardı?

Bu sorunun cevabını ararken gözümüzü yeniden Kastamonu'ya çevirmek gerekiyor.

Çünkü Kastamonu, aslında birçok şehrin hayalini kuracağı imkânlara sahip. Türkiye'nin en geniş orman varlığından birine sahip. Tarım ve hayvancılık açısından önemli bir potansiyel taşıyor. Kültürel mirası, doğal güzellikleri ve turizm değerleriyle eşsiz bir zenginlik sunuyor. Üstelik Karadeniz'e açılan tarihî İnebolu Limanı gibi stratejik bir avantajı da bünyesinde barındırıyor.

Buna rağmen yıllardır konuşulan ulaşım projeleri, özellikle demiryolu yatırımı, hâlâ hayata geçirilebilmiş değil.

Oysa bir an için düşünelim...

Demiryolu hattının İnebolu Limanı'na ulaştığını...

Sadece Kastamonu değil; Çankırı'nın, Ankara'nın ve İç Anadolu'nun üretimi de Karadeniz'e, oradan uluslararası pazarlara Kastamonu üzerinden açılabilir. İnebolu Limanı yeniden bölgesel ölçekte güçlü bir lojistik merkez kimliği kazanabilir. Sanayi, ticaret ve istihdam birbirini besleyen bir kalkınma zincirine dönüşebilir.

Elbette şehirlerin gelişimini tek bir nedene bağlamak doğru olmaz. Sanayi politikaları, ulaşım altyapısı, yatırım ortamı, girişimcilik kültürü, kamu yatırımları ve özel sektörün dinamizmi gibi birçok unsur bu sürecin parçasıdır.

Ancak bir gerçek de var ki; güçlü ulaşım altyapısı ve planlı sanayi yatırımları, şehirlerin kaderini değiştirebiliyor.

Bugün geçmişe baktığımızda asıl üzerinde durmamız gereken soru belki de şudur:

Bir zamanlar Kastamonu'nun sancağı olan Çankırı hangi adımları zamanında attı? Kastamonu ise hangi fırsatları değerlendiremedi?

Bu soruların cevabını aramak, geçmişe takılıp kalmak için değil; geleceği daha doğru planlayabilmek için önemlidir. Çünkü şehirler, geçmişleriyle övündükleri kadar geleceklerini de inşa etmek zorundadır.

Ve unutulmamalıdır ki; potansiyel tek başına kalkınma getirmez. Potansiyeli doğru zamanda doğru yatırımlarla buluşturabilen şehirler, geleceğin kazananları olur.