Türkiye’nin ekonomik kalkınmasında “akademik” liselerden evvel meslek liselerinin “amiral gemisi” olması istikametine kimsenin itirazı yok, nihayetinde “meslek lisesi memleket meselesi”, “meslek kimliği” olanın sadece Türkiye’de değil dünyanın herhangi bir ülkesinde “işsiz” kalma olasılığı yok…
“Mobilyacı, kalıpçı, kaynakçı…” baş tacı .
Su tesisatı ustasına can kurban…
En kıymetli pozisyonlardan.
“Eli çekiç tutan”…
Keser kullanabilen.
Öyle bir nesiliz ki…
“Salatalık soyamıyoruz”.
Aşçıya can kurban…
Yumurta kıramıyoruz.
Meslek liselerinden umudumuz büyük olmasına da büyük de “kağıt üzerinde”…
Gerçek hayatta durum ne?
Meslek lisesi mezunlarının rotası hangi istikamette?...
Mesleğe devam mı?
(“Kastamonu küçük sanayi sitelerinde ne çırak kaldı ne de kalfa”…
Ustaların ifadesi bu.
“Meslek liselerini bitirenler kalfa olarak çalışmıyor mu?”...
Soru da bu.
“Cevap”…
“Meslek lisesi mezunları dallarına göre önlisansa geçiş kolay olduğu için MYO’ya devam ediyor, 2 yıllık eğitimi 4 yıla tamamlayarak lisans diploması alan olabiliyor, önlisans da kalanlar meslekleri harici işlere başvuruyor.”
İnandırıcı gelmedi…
İnanmadım “kağıt üstünde”.
Ancak küçük sanayi çarşılarındaki hal de ortada…
“Son ustalar devri” deniyor hatta.
Her ne kadar “meslekli” olsa da…
Kimsenin gözünde sanayi çarşısı yok (mu).
Masa başı “temiz iş”…
Torpil de varsa.)
(Kastamonu’da “ahşap işletmesi” yatırımı bulunan “Mobilya Dernekleri Federasyonu” (MOSFED) Başkanı Ahmet Güleç’in Ekonomim gazetesindeki “Mobilya sektörünün yeni rekabet alanı üretim değil, nitelikli insan kaynağıdır” başlıklı açıklaması bir nevi Kastamonu üzerine de düşünmemizi sağlayan bir “alarm zili”…
Vaktiyle Kastamonu’da esaslı bir kalkınma hamlesinin sivil öznelerinden biri olmuştu MOSFED Başkanı Ahmet Güleç.
https://www.ekonomim.com/sektorler/mosfed-baskani-ahmet-gulec-mobilya-sektorunun-yeni-rekabet-alani-uretim-degil-nitelikli-insan-kaynagidir-haberi-907390 linkinden bir pasaj alıyorum...

“Nitelikli insan kaynağının yetişmesinde meslek liselerinin kritik rol üstlendiğini belirten Ahmet Güleç, ailelerin de bu süreçte önemli sorumluluk taşıdığına dikkat çekerek şunları kaydetti: ‘Üretim kültürü ve zanaatkârlık meslek liselerinde başlıyor. Gençlerin bu okullara yönelmesini sağlayacak yeni bir yaklaşım geliştirmeli, mobilya alanındaki meslek liselerini günümüz teknolojilerine uygun şekilde yeniden yapılandırmalıyız.’ Güleç, CNC teknolojileri, robotik üretim sistemleri, CAD/CAM yazılımları, otomasyon ve yapay zekâ destekli üretim süreçlerini bilen teknik insan kaynağının yetişmesinin sektörün geleceği açısından kritik önem taşıdığını vurgulayarak şöyle devam etti: ‘Geleceğin ustası yalnızca güçlü el becerisine sahip kişi olmayacak; aynı zamanda tasarım okuryazarlığı bulunan, dijital üretim teknolojilerini kullanan, veriyi okuyabilen ve yeni nesil üretim sistemlerini yöneten profesyonel olacak. Günümüzde artık akıllı mobilyalardan akıllı evlerden akıllı yaşam alanlarından bahsediyoruz. Yanı sıra çevreyle uyumlu sürdürülebilirlik DNA’sı güçlü ürün ve çözümler gündemde. Eko-tasarımı odağına alan bu dönüşüm ancak nitelikli insan kaynağı ile sağlanabilir.’”
Görüldüğü üzere “eli çekiç tutan” ustadan “eli klavye tutan” usta modeline geldi sektör…
Kastamonu devrimin neresinde?
Kastamonu’daki meslek liseleri hem dönüşüme ne oranda uyuyor hem de mezunlarını ne oranda meslekte tutabiliyor?...
Ölçmek lazım.
Aksi halde hem boş umut…
Hem de boş(a) kürek.
Kastamonu’da “demiryolu” anketinden evvel yapılması gereken anket budur…
Meslek liseleri çağa uygun mu ve mezunlarını mesleki işlerinin başında tutabiliyor mu?
Güleç’in tespitlerini okumak lazım…
Ve hayata aktarmak.)
(Ve bir diğer “öngörü” ile tedrisata devam edelim…
Öğrenci nerede!
Kastamonu için “ders veren” bir tespit de İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) Temmuz ayı olağan meclis toplantısında İSO Başkanı Erdal Bahçıvan’dan geldi…
“Erken sanayisizleşme tehlikesi kapımızda”.
https://www.dunya.com/is-dunyasi/iso-baskani-erdal-bahcivan-erken-sanayisizlesme-tehlikesi-kapimizda-haberi-8332 linkindeki metinden bir pasaj...

“Son dönemde farklı sektörlerden iş insanlarıyla yaptığımız sohbetlerde, ‘Hâlâ neden sanayicilik yapıyorsun?’ sorusuyla karşılaştıklarını dile getiren İSO Başkanı Bahçıvan, ‘Bu soru, aslında Türkiye'de sanayiye bakışın nasıl değiştiğinin göstergedir. Bir dönem üretim yapmak, fabrika kurmak ve istihdam oluşturmak başarı hikâyesi görülürken; bugün birçok kişi açısından sanayi, yüksek riskli, yorucu ve geleceği belirsiz bir faaliyet olarak algılanmaktadır. Bu algı değişimi, en az ekonomik göstergeler kadar önemlidir. Genç kuşaklar da artık sanayide uzun vadeli bir kariyer hayal etmiyor; daha esnek, daha hızlı gelir sağlayan ya da fiziksel üretimden uzak alanlara yönelmeyi tercih ediyor. Aileler de çocuklarının bir meslek edinmesini, üretimin içinde yetişmesini değil; daha rahat ve masa başı olarak gördükleri işleri tercih etmelerini teşvik ediyor’ diye konuştu.”
Türkiye’nin “üretim/imalat” hattındaki en büyük tehlike…
“Masa başı”.
Ve…
“Kötümserlik”.
“Özgüven” başta olmak üzere “güven” bunalımı…
“Ensesi karalar diyarı”.
Oysa “emek” varken…
Umutsuzluk ne had.)