Bazı şehirler vardır; büyüklükleri nüfuslarıyla ölçülür. Bazı şehirler ise tarih boyunca bıraktıkları izlerle...

Kastamonu, işte o ikinci gruba giren şehirlerden biridir.

Bugün haritaya baktığınızda Batı Karadeniz'in sakin şehirlerinden birini görürsünüz. Ancak tarih sayfalarını araladığınızda karşınıza çıkan Kastamonu, bugünkü sınırlarının çok ötesinde bir anlam taşır. Çünkü bu şehir, yüzyıllar boyunca yalnızca bir yerleşim merkezi değil, aynı zamanda geniş bir coğrafyanın yönetim merkezi olmuştur.

Kastamonu'nun yükselişi, Anadolu Selçuklu döneminde Çobanoğulları ile başladı. Ardından Candaroğulları ve Osmanlı dönemlerinde bölgenin siyasi, ekonomik ve askeri merkezi olmayı sürdürdü. Bu nedenle Kastamonu için "Kuzey'in Başkenti" ifadesini kullanmak abartı değil, tarihsel bir gerçekliğin özetidir.

Çünkü bir zamanlar Karadeniz'in iç kesimlerinden sahile uzanan geniş bir coğrafyanın merkezi Kastamonu'ydu.

Ve aslında bir başkent her zaman başkenttir.

Bazen sınırları küçülür, bazen nüfusu azalır, bazen eski gücünü kaybetmiş gibi görünür. Ancak taşıdığı hafıza, birikim ve potansiyel kolay kolay yok olmaz.

Bugün ayrı birer il olan Çankırı, Sinop, Bolu, Bartın, Karabük ve Zonguldak'ın uzun yıllar Kastamonu Vilayeti'nin parçası olması da bunun en somut göstergesidir.

Fakat burada durup kendimize sormamız gereken önemli sorular var.

Bu kadar güçlü bir geçmişe sahip olan Kastamonu, neden bugün sahip olduğu potansiyelin tamamını ekonomik güce dönüştüremiyor?

Oysa Kastamonu sadece tarihiyle değil, doğal kaynaklarıyla da Türkiye'nin en zengin şehirlerinden biridir.

Bakırdan kuvarsa, endüstriyel hammaddelerden çeşitli maden rezervlerine kadar önemli yer altı kaynaklarına sahiptir.

Türkiye'nin en büyük orman varlıklarından birine ev sahipliği yapar.

Tarım arazileri vardır.

Turizm potansiyeli vardır.

Ve en önemlisi Karadeniz'e açılan stratejik bir kapısı vardır: İnebolu.

İnebolu sıradan bir liman kenti değildir.

Milli Mücadele yıllarında Anadolu'ya ulaşan silahların, mühimmatın ve umudun giriş kapısı olmuştur. İstiklal Yolu'nun başlangıç noktasıdır. Ankara'ya uzanan bağımsızlık hattının ilk adımıdır.

Bugün ise birçok Kastamonulu aynı soruyu soruyor:

Acaba İnebolu Limanı, tarihindeki stratejik rolü yeniden üstlenebilir mi?

Yıllardır konuşulan demiryolu projeleri gerçekleşseydi, Kastamonu demiryolu ile İnebolu Limanı'na bağlansaydı nasıl bir tablo ortaya çıkardı?

Belki bugün İç Anadolu'nun üretimi Karadeniz'e Kastamonu üzerinden ulaşıyor olacaktı.

Belki Çankırı'nın, Ankara'nın ve bölgedeki sanayi merkezlerinin yükleri İnebolu Limanı üzerinden dış pazarlara açılacaktı.

Belki de Kastamonu, sadece geçmişin değil geleceğin de lojistik merkezi olacaktı.

Elbette kalkınmayı yalnızca bir limana veya bir demiryoluna bağlamak doğru olmaz.

Ancak dünyanın gelişmiş şehirlerine baktığımızda güçlü ulaşım ağlarının, limanların ve lojistik merkezlerin ekonomik büyümenin temel taşlarından biri olduğunu görüyoruz.

Bu nedenle bugün Kastamonu'nun önündeki mesele yalnızca geçmişi hatırlamak değildir.

Asıl mesele; sahip olduğu tarihî mirası, doğal kaynakları, limanını, madenlerini, ormanlarını ve coğrafi avantajlarını geleceğin ekonomik gücüne dönüştürebilmektir.

Çünkü Kastamonu'nun hikâyesi henüz tamamlanmış değildir.

Belki de asıl soru şudur:

Bir zamanlar Kuzey'in Başkenti olan Kastamonu, yeniden bölgesinin öncü şehri olabilir mi?

Bu sorunun cevabını zaman gösterecek.

Ama şurası kesin:

Bir başkent her zaman başkenttir.