Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hediyesi 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın 106'ncı seneyi devriyesinde ülkemizdeki çocukların “hali vakti” nasıl?...
Kiminin keyfi beyde yok, kimininki tahterevallivari bir aşağıda bir yukarıda, kimininki “Yusuf” misali kuyuda.
Sosyo-psikolojiye vurursak…
Çocukların cemi cümlesi çeşitli sebeplerle öyle ya da böyle “zelzele” sallantısında.
Depreme dayanamayan yıkılırken…
Yan binaları da kendisiyle birlikte devirip götürüyor.
Elbette dijital çağın toplumsal hayata getirdiķleri kadar götürdükleri de var belki de katbekat…
Çocukların hanesindeki zarar bilançosu belki daha fazla yetişkinlere nazaran.
Ancak çocuklara dair kadim sosyo-psikolojik maraz taş devrinden beri hala yerli yerinde…
“Sosyal dışlanma” ve “yalnız(laştırıl)ma”.
Ki bu etken ne varsıl tanır ne de yoksul…
Kemirir.
(Ulusal egemenliğin 106'ncı yılında ülkemizdeki çocukların halini en doğru TÜİK istatistiklerinden takip etmek mümkün…
Her rakam üzerine politika oluşturmak da mümkün.
TÜİK'in “İstatistiklerle Çocuk, 2025” dosyası çocuklara dair düşünmek isteyenler için kucak dolusu malumat içeriyor farklı vechelerde…
Yeter ki okuna.
2025 itibarıyla Türkiye nüfusunun yüzde 24,8'ini çocuk nüfus oluşturdu…
Her dört kişiden biri çocuk.

Can sıkıcı bir paragraf…
“Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistiklerine göre 2025 yılında toplam nüfusun yüzde 27,9'unun yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında iken çocuk nüfus için bu oranın yüzde 36,8 olduğu görüldü.”
Her 3 çocuktan biri…
“Yoksulluk” veya “sosyal dışlanma” riski altında.
Elbette “sosyal dışlanma” için illa “yoksulluk” şartı gerekmiyor…
Ancak şunun da altını çizmekte fayda var ki dışlanan varsıl çocuğun topluma çıkaracağı fatura yoksulunkine nazaran katbekat kallavi.
Bir de nüans verelim…
“Yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olan çocuk nüfus cinsiyete göre incelendiğinde, bu oranın erkek çocuklarında yüzde 36,0, kız çocuklarında ise yüzde 37,8 olduğu görüldü.”

Kız çocukların bu sıkıntıda omuzlarında yük erkek çocuklara oranla daha ağır…
Bu da kayıt düşüle.)
(Kastamonu'nun “çocuk nüfusu” 67 bin 522…
Ağırlıklı yaş grubu 20 bin 489 kişi ile “10-14” yaş aralığı.
Kastamonu'nun kamusal ve yerel yönetimleri ve hatta üniversitesi “çocuk nüfus” için laftan öte ne projeler koyuyor ortaya?...
Pop “proce” değil kastım evlere şenlik.
Kastamonu’da “kahvaltı” bilmeyen çocuklar…
“Et” görmeyen çocuklar.
Kastamonu’daki okullarda “akran zorbalığı” durumu…
“Çeteleşme” ya da?
Disiplin kurulları ile yahut okuldan uzaklaştırmalar ile hangi sorun çözüldü?...
Ya “donar” ya da başka bir alana transfer olur.

Okul sadece öğretmez…
Eğitir de.
İdareci ve öğretmenlerin can güvenliği tedirginliği var mı?...
Hiç soruldu mu?
Kastamonu'nun çocuk nüfusuna dair “yoksulluk” ve “sosyal dışlanma” oranı nedir?...
Bu veriyi çıkarmak hiç de zor değil.
Elde bu veri yoksa…
Okul kapısına güvenlik görevlisi dikmek dışında bir seçenek kalmaz!)
(23 Nisan'ın “sembolik” bayram olmasından daha sahici olarak her günün çocuklara bayram olması gerekir ki bu güç ve olanak Türkiye Cumhuriyetinde nazır…
Dünyadaki tek çocuk bayramını kutlar olmak ve bu bayramı “Ulusal Egemenlik” kavramı ile bütünlemek dahi çocuklara verilen kıymetin köklerden geldiğinin delaleti.)
