2025 YILI NASIL GEÇTİ

"Takvimler, kontrol edemediğimiz zamanı, anlamlandırabileceğimiz bir boyuta indirgeme çabamızdır."

Takvimler, sadece günleri ve ayları gösteren mekanik araçlar değil; toplumların hafızası, inancı ve doğayla kurduğu ilişkinin birer yansımasıdır. Her takvim, aslında o kültüre ait bir "zaman felsefesi" sunar. Batı’nın doğrusal ilerleyişinden Doğu’nun döngüsel ritmine, İslam takvimlerinin manevi ışığından Maya’nın kozmik hesaplarına kadar zaman, insanlığın elinde farklı renklerle boyanmıştır.

Bir yıl daha bitiyor.

Duvardaki takvimden sayfalar birer birer kopup düştü. Ömrümüzden bir yıl daha eksilirken, geride bıraktığımız yılların hanesine bir sayı daha eklendi.

Eğer hayat sadece sayılardan ibaret olsaydı, bu kadarı yeterliydi. Ancak o iki rakam arasına sığan koca bir dünya, acısıyla tatlısıyla unutulmaz anlar var.

Gelin şimdi, 2025 benim için nasıl geçmiş bir göz atalım.

Ocak
Latince başlangıçların ve kapıların tanrısı Janus'tan gelir. Türkçe ismi ise kışın evlerde ateş yakılan "ocak" kültüründen gelir.

Başlangıçlar ve Vedalar;

Türkçede evlerin kalbi olan "ocak"tan gelir. Benim içinse bu yıl Ocak; soğuk, karanlık ve derin bir acı demekti. Soğuk bir kış günü, bu dünyadan göçen babamı, çok sevdiği hayat arkadaşının, annemin yanına uğurladık. Bilmediğimiz o âlemde vuslatlarına devam etsinler umuduyla.

Artık kimliğimde öksüzün yanına " yetim" kelimesi de eklendi. Baba ocağına gittiğimde beni bekleyen dumanı tüten bir ev değil, mezarlıkta ziyaret edeceğim iki sessiz taş vardı artık.

Şubat

Roma arınma festivali "Februa"dan gelir. Türkçe ismi Süryanice "Şebat" (dinlenmek) kökenlidir.

Benim doğduğum bu ay tıpkı bana benziyor. Kısacık soğuk ve genellikle hatırlanmayacak kadar belirsiz.
Kar yağar bu mevsimde memleketimin uzak köylerine dağlarına, İl özel idaresi kar mücadele ekipleri her daim yollardadır. Ve onların yolunu gözleyen köylüler vardır. Onlar için bir iş makinesinin sesini duymak, onun ışığını görmek hayata bağlanmaktır.

Bu mevsimde bir de çok sevdiğim Kardelenler açar Şenpazar’ın Aşıklı köyünün yamaçlarında.

Ramazan ayı başlar, iftar zamanını belirler camilerin şerefelerinde yanan ışıklar ve atılan iftar topları.

Teravih namazları, ramazan eğlenceleri ve manevi bir hazdır.

Mart

Roma savaş tanrısı Mars'a adanmıştır; baharla birlikte doğanın harekete geçişini simgeler.

Savaş tanrısı Mars’ın adını taşıyan Mart ayında, doğa uyanmak için harekete geçti. Leylekler baharı müjdeledi ancak kış son bir hamleyle çiçek açan dalların üzerine buzdan bir örtü serdi; umutları dondurdu, yaktı kavurdu. Ramazan Bayramı’nı ilk kez annem ve babam olmadan, ellerini öpüp dualarını alamadan geçirdim. Bayram, sevinç değil; eksiklikti benim için.

Nisan

Süryanice "Nisannu" (ilk meyve/hasat) kökenlidir. Doğanın uyanışını ve bereketin müjdesini taşır.

Doğa uyandı havalar ısındı bahar kendini iyiden iyiye hissettirdi.

Bu şehrin sokaklarında nisan yağmurlarında ıslandım. Ilgaz dağında yürüdüm, Kanyonlarını gezdim, çiçeklerini, mantarlarını fotoğrafladım.

Güzel şehrimin doğasında anılarıma güzellikler kattım. Bu kadim şehrin doğası ve Ilgaz dağım, yaralı ruhuma her zaman ilaç oldu.

Mayıs

Roma büyüme ve bereket tanrıçası Maia'dan gelir. Baharın en canlı dönemini temsil eder.

Hıdrellez ayıydı. Hızır ile İlyas’ı aradım her baktığım doğa güzelliklerinde.

Kurban Bayramı oldu ve sarıldım eşime, çocuklarıma, torunlarıma en sevdiklerime “kurban olurum” size dedim.

Mayıs ayında Anneler gününde Ilgaz’a çıktım. “Beni unutma çiçeği “ aradım. Annemin simgesiydi benim için.

Tosya Ortalıca’da çeltik ekimini, Araç yaylalarında açan sarıçiçekleri fotoğrafladım.

Haziran

Roma tanrıçası Juno'ya (evlilik ve kadınların kraliçesi) adanmıştır. Süryanice kökeni ise sıcaklığı ifade eder.

Adını kraliçe Juno’dan alan Haziran, yazın ve gelinciklerin mevsimiydi. Babalar Günü’nde oğlumla ormanlara, yaylalara vurduk kendimizi. Onun ayak izlerinin benimkileri takip ettiğini görmek büyük bir mutluluktu. Ancak bir yandan da artık var olmayan babamın izlerini aradım o patikalarda. Aramızdaki mesafeyi kısalttım, oğlumla yan yana yürüdüm; bir gün benim izlerimin de silineceğini bilerek...

Cebrai̇l Keleş Köşe (12)-12

Temmuz

Roma İmparatoru Julius Caesar'a adanmıştır. Mezopotamya'da ise bereket tanrısı Dumuzi'den (Tammuz) gelir.

Sarımsak hasat ayıdır. Kastamonu’dan Taşköprü’ye giderken yol boyunca tarlalarda öbek öbek köylüler elle hasat edip toprağa yatırır beyaz altını sarımsağı. Bir yılın emeği, umudur, bu tarlada yatan sarımsak bağları.

Hasıl, hasat zamanıdır.
Bereket ayıdır.

Ağustos

Roma'nın ilk imparatoru Augustus'u onurlandırmak için verilmiş bir isimdir.

Tüm senenin en hareketli aylarındandır. Sonbahar gelmeden yapılması gereken çok fazla iş vardır. Hasat sonrası düğünler, borçlar, kışa hazırlıklar hep bu aya sıkıştırılır. Ağustosun gündüzü yaz sıcağı ise geceleri de kıştan ödünç alınmış soğuklarla geçer.

Festivaller panayırlar kurulur. Meyveler toplanıp ya kurutulur ya pekmez, eğşi yapılır.

Eylül

Süryanice "Aylul" (üzüm hasadı/hasat şenliği) demektir; sonbaharın bereketini simgeler.

En romantik aylarımızdan biridir, aşırı sıcaklardan sonra serinleme gelmiş arada yağan yağmurlarda Kastamonu’da çay boyunda yürümenin zamanı gelmiştir.

Benim şahsi takvimimde ise tatil gezisi için en uygun zamandır. Bu sene de Atalarımın bize vatan olarak bırakmak için nice mücadeleler yaptığı Söğüt, Mudanya, Bilecik taraflarını gezdim. Onların gözünden bakmaya çalıştım bu topraklara.

Ekim
Latince "October" (8. ay) olsa da Türkçede toprağa tohumun "ekildiği" zamanı ifade etmek için türetilmiştir.

Kastamonu da yaşayan bir fotoğrafçının en telaşlı mevsimidir. Bu mevsim, hüzün ve hazan diye bilinir. Her köşesinde şiir gibi bir sonbahar akan bir şehirde nereye gitse bir başkasını kaçırmanın hüznünü yaşayan fotoğrafçılar için daha bir anlamlıdır.

Kasım

Latince "November" (9. ay) olsa da Türkçedeki karşılığı Arapça "bölen/ayıran" (kışın başladığı nokta) demektir.

Kasım, ayrılmanın ve sessizliğin ayıdır. Sosyal medyada yağmurlu sokaklar, pencere önünde kahve ve klişe cümlelerle geçer. Benim içinse kasım, konuşmamayı öğrendiğim zamandır. Sis çöken vadilerde, erken kararan akşamlarda fotoğraf makinesi çoğu kez çantada kalır. Çünkü bazı manzaralar çekilmez; sadece bakılır. Kalabalık artar, yalnızlık derinleşir.

Aralık

Latince "December" (10. ay) olsa da Türkçe adı iki yıl arasındaki "boşluk/aralık" olmasından gelir.

Ocak ve aralık en sevdiğim iki aydan biridir. kar yağdığında mutlu olan, kış aylarını seven ve soğuk havadan keyif alan biri olarak tam bir “ chionophile” yani kış severim. Bir de takvimde Türkçe olarak sadece bu ayların olması da başka bir etken tabi ki.

Yıl bitti

Takvimden son yaprak koparıldı, ömürden geçen yıllara bir sayı daha eklendi.

Geriye dönüp baktığımda, çevrem kalabalıklaştıkça yalnızlığımın derinleştiği bir yıl görüyorum. Artık sayılar benim için pek bir şey ifade etmiyor; geleceğin kaygısı yerine, yaşadığım günün kıymetine odaklanıyorum.

Latin ozan Horatius’un dediği gibi: “Carpe Diem!” Zamanın tadını çıkar, günü yakala ve anı yaşa... Çünkü takvimden düşen her yaprak, bir daha asla geri gelmeyecek olan o yegâne "an"dır.

Cebrail Keleş- Balıkçı Şef
25 Aralık 2025- Kastamonu