Teknoloji çağında yaşıyoruz. Telefonlar, tabletler ve bilgisayarlar artık hayatımızın ayrılmaz bir parçası. Elbette teknolojinin doğru kullanıldığında büyük faydaları var. Ancak son yıllarda çocuklarımızın ekran başında geçirdiği sürenin her geçen gün artması, bizleri düşündürmesi gereken en önemli konuların başında geliyor.
Kastamonu Kickboks İl Temsilcisi olarak yıllardır yüzlerce çocukla aynı salonda nefes alıyor, onların gelişimine birebir tanıklık ediyorum. Bu süreçte en çok dikkatimi çeken değişimlerden biri, salonumuza ilk kez gelen çocukların büyük bir kısmının telefon ekranına alışmış, hareket etmeye çekinen ve sosyal iletişim kurmakta zorlanan bireyler hâline gelmiş olmasıdır.
Eskiden çocukların sesi sokaklardan gelirdi. Mahallelerde top oynanır, ip atlanır, bisiklet sürülür, arkadaşlıklar kurulurdu. Bugün ise birçok evde aynı sessizlik hâkim. Çünkü çocuklarımızın büyük bir kısmı odalarında, ellerinde telefonla sanal dünyada saatler geçiriyor. Oysa çocukluk, ekranın ışığında değil; hareket ederek, düşerek, kalkarak, mücadele ederek yaşanmalıdır.
Kickboks, sadece yumruk ve tekmeden ibaret bir spor değildir. Kickboks; saygıdır, disiplindir, özgüvendir, sabırdır ve karakter eğitimidir. Bir çocuk ilk antrenmanına geldiğinde belki içine kapanıktır, belki kendine güveni yoktur, belki de arkadaş edinmekte zorlanıyordur. Ancak haftalar geçtikçe gözlerinin içindeki değişimi görmek mümkündür. Çünkü telefon ekranının verdiği geçici mutluluğun yerini gerçek başarı duygusu almaya başlar.
Antrenman sırasında alın teri döken bir çocuğun yüzündeki tebessüm, kazandığı bir madalyadan çok daha kıymetlidir. Çünkü o tebessüm, “Ben yapabiliyorum.” diyebilmenin mutluluğudur. İşte özgüven tam da burada başlar.
Ekran bağımlılığı yalnızca zamanı çalmaz. Çocukların dikkatini, sabrını, iletişim becerilerini ve hatta hayal kurma yeteneğini de yavaş yavaş elinden alır. Sürekli hızlı içerik tüketmeye alışan bir çocuk, ders çalışırken odaklanmakta zorlanır, başarısızlık karşısında çabuk vazgeçebilir. Oysa kickboks, emek vermeden sonuca ulaşılamayacağını öğretir. Her teknik tekrar ister, her başarı sabır ister.
Bugün salonumuzda gördüğümüz birçok çocuk, antrenman saatini sabırsızlıkla bekliyor. Telefonunu bir kenara bırakıp arkadaşlarıyla aynı hedef için çalışıyor, ter döküyor, gülüyor, öğreniyor. İşte gerçek çocukluk budur. Çünkü çocuklar en çok koşarken, mücadele ederken ve birlikte üretirken büyür.
Bizim görevimiz yalnızca sporcu yetiştirmek değildir. Asıl görevimiz; ahlaklı, saygılı, kendine güvenen ve sağlıklı bireyler yetiştirmektir. Madalyalar zamanla unutulabilir, kupalar raflarda tozlanabilir. Ama bir çocuğun hayatına dokunabilmek, ona doğru yolu gösterebilmek yıllar geçse de unutulmaz.
Kastamonu Kickboks İl Temsilciliği görevini üstlendiğim günden itibaren en büyük hedefim, bu güzel sporu daha fazla çocuğa sevdirmek, ailelerimizi bilinçlendirmek ve kickboksun yalnızca bir mücadele sporu olmadığını, aynı zamanda bir hayat eğitimi olduğunu herkese anlatmaktır. Amacım, görev yaptığım süreç boyunca her çocuğun sporla tanışmasına vesile olmak, ailelerin spora bakış açısını güçlendirmek ve Kastamonu’da kickboks kültürünü daha da yaygınlaştırmaktır. Çünkü inanıyorum ki bir çocuğun hayatına dokunmak, bazen kazanılan onlarca madalyadan daha büyük bir başarıdır.
Her çocuğun Dünya, Avrupa ya da Türkiye şampiyonu olmasına gerek yok. Ama her çocuğun sporla tanışmaya hakkı vardır. Çünkü spor, yalnızca şampiyon yetiştirmez; iyi insan yetiştirir.
Bugün bir çocuğun elinden telefonu alıp yerine bir çift eldiven verdiğinizde, aslında ona sadece bir spor malzemesi vermiş olmazsınız. Ona arkadaşlık, disiplin, özgüven, mücadele ruhu ve umut dolu bir gelecek armağan edersiniz.
Ben inanıyorum ki geleceğin güçlü Türkiye’si, ekran karşısında büyüyen değil; spor salonlarında alın teri döken, hedefleri için çalışan ve ülkesine faydalı bireyler olarak yetişen gençlerin omuzlarında yükselecektir.
Çünkü çocuklarımız bizim geleceğimizdir. O geleceği korumanın en güzel yollarından biri ise onları sporla buluşturmaktır.