Türkiye–Azerbaycan ilişkileri üzerine tarihî hafıza, devlet aklı ve değişen güç dengeleri
Bazen iki ülke arasındaki ilişkileri anlamak için yapılan açıklamalardan çok, söylenmeyenlere bakmak gerekir. Diplomatik mesajlar, ekonomik anlaşmalar ve bölgesel gelişmeler görünen tabloyu oluştururken devletlerin asıl öncelikleri çoğu zaman arka planda şekillenir.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki son gelişmeleri de bu çerçevede değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum.
“Tek millet, iki devlet…”
Bu söz, ortak geçmişimizin ve geleceğe yönelik inancımızın ifadesidir. Ancak kardeşlik, her konuda aynı düşünmek veya aynı politikayı izlemek değildir. Önemli olan, farklılıkların ortaklığı zedelemesine izin vermemektir.
Peki bugün yaşananlar gerçekten bir ayrışmanın işareti mi? Yoksa Karabağ zaferiyle güçlenen Azerbaycan'ın değişen bölgesel konumu, Türkiye ile ilişkilerin niteliğini de mi etkiliyor?
Bence asıl üzerinde düşünmemiz gereken soru budur.
Kardeşliğin Temelleri: Birlikte Büyüyen Hayaller
Türk dünyasıyla kurduğum bağ yalnızca tarihî anlatılardan ibaret değil. 1990'lı yılların ortalarında Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde eğitim gördüğüm dönemde Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan başta olmak üzere farklı Türk cumhuriyetlerinden arkadaşlarımızla aynı sıraları paylaştık.
1992 yılında merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın öncülüğünde başlatılan Büyük Öğrenci Projesi, Türk dünyası arasında eğitim, bilim ve kültür köprüleri kurmayı amaçlayan önemli bir adımdı. Bu girişim, merhum Alparslan Türkeş'in yıllardır savunduğu Türk dünyasında birlik, dayanışma ve ortak gelecek ülküsüyle de örtüşüyordu.
Bugün o yıllarda tanıdığım arkadaşlarımın bir bölümünün Türkiye'deki üniversitelerde akademisyen, kendi ülkelerinde ise önemli görevlerde bulunması benim için ayrı bir mutluluk. KTÜ kampüsünde başlayan dostlukların bugün bilimde, eğitimde ve devlet hayatında karşılık bulması, ortak geleceğimizin nasıl inşa edilebileceğini gösteriyor.
Büyük Öğrenci Projesi'nin gerçek anlamı da burada yatıyor: Ülkeler arasındaki kalıcı köprüler yalnızca yatırımlarla değil; yetişmiş insanlarla, bilimle ve ortak kültürle kurulur.
Karabağ Zaferi Sonrasında Değişen Dengeler: Ağabeylik mi, Eşit Ortaklık mı?
Karabağ zaferi, Azerbaycan'ın yalnızca toprak bütünlüğü bakımından değil, bölgesel konumu ve özgüveni açısından da yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Türkiye'nin siyasi, diplomatik ve askerî desteği bu süreçte önemli rol oynadı.
Ancak güçlenen Azerbaycan, kendi önceliklerini daha belirgin biçimde ortaya koyan bağımsız bir devlet olarak hareket ediyor. Savunma ihtiyaçlarını kendi kaynaklarıyla karşılama ve dış politikada bağımsız karar alma iradesini vurgulaması da bunun göstergelerinden biri.
Burada hassas bir denge var: Türkiye'nin geçmişteki desteği bir hak iddiasına dönüşmemeli; Azerbaycan da stratejik ortaklığın değerini göz ardı etmemeli.
Kardeşlik, bir tarafın diğerine üstünlük kurması değil, iki ülkenin birbirinin gücünü tamamlamasıdır. Bugün asıl soru, kimin ağabey olduğu değil, nasıl eşit ve güvenilir bir ortaklık kurulacağıdır.
Görünen Gerilim: Egemenlik, Hassasiyet ve Karşılıklı Güven
Son dönemde eğitim, okul kıyafetleri ve toplumsal değerler üzerinden başlayan tartışmalar, iki ülkenin egemenlik anlayışını ve iç politikalarına yaklaşımını gündeme taşıdı.
Azerbaycan'da okullarda başörtüsü kullanan öğrencilerin eğitimlerine ilişkin uygulamalar üzerinden Türkiye'den gelen bazı eleştirilerin Bakü'de iç işlerine müdahale olarak değerlendirilmesi, karşılıklı hassasiyetlerin önemini gösterdi.
Tartışmaların ardından Azerbaycan'ın 31 Türkiye vatandaşını istenmeyen kişi ilan ederek ülkeye girişlerini yasaklaması ve 30 Ekim 2026'da Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in Ankara'daki Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi'ne katılmaması, gerilimi daha görünür hâle getirdi.
Bakü medyası Aliyev'in katılmamasını önceden belirlenmiş programına bağlarken, resmî makamlardan kamuoyuna açık bir açıklama yapılmadı. Uluslararası basında ise bu gelişmeler iki ülke arasındaki görüş ayrılıklarıyla birlikte değerlendirildi.
Oysa kardeşlik, farklılıkları yok saymak değil, karşılıklı anlayışla yönetmektir. Böyle dönemlerde sert açıklamalardan çok açık diplomatik kanallara, sağduyuya ve karşılıklı güvene ihtiyaç vardır.
Dinî Tarih, Mezhep ve Bölgesel Güç Dengeleri
Bölgedeki gelişmeleri doğru okuyabilmek için tarihî ve dinî arka planı da göz ardı etmemeliyiz. Türkiye'de Sünni, Azerbaycan'da ise Şii gelenek ağırlıktadır. Azerbaycan'daki Müslüman nüfusun yaklaşık yüzde 65'inin Şii, yüzde 35'inin Sünni olduğu yönünde tahminler bulunmakla birlikte, bu oranları kesin ve değişmez veriler olarak değerlendirmemek gerekir.
Bu farklılığın tarihî kökleri Osmanlı-Safevi rekabetine uzanır. Azerbaycan, Şii nüfus çoğunluğuna rağmen laik devlet yapısını ve Türk kimliğini öne çıkarırken İran dinî yönetim anlayışıyla hareket etmektedir. Ancak aynı mezhebi paylaşmaları, İran ile Azerbaycan'ın çıkarlarının her zaman örtüştüğü anlamına gelmez.
İran'ın sınır güvenliği, Azerbaycan'ın Türkiye ve İsrail'le ilişkileri, Zengezur güzergâhı ve İran'daki Azerbaycan Türklerinin varlığı bu ilişkileri etkileyen başlıca unsurlardır.
Dikkat çekici olan, aynı mezhep geleneğine sahip İran ile Azerbaycan arasında gerilimler yaşanırken, farklı mezheplere sahip Türkiye ile Azerbaycan arasında güçlü bir stratejik ortaklığın bulunmasıdır.
Bu tablo, bölgedeki ilişkileri yalnızca din ve mezhebin değil; millî kimliğin, tarihî hafızanın, devlet anlayışının ve jeopolitik çıkarların şekillendirdiğini gösteriyor.
Zor Günlerde Kim Kimin Yanında Oldu?
Kardeşliğin gerçek karşılığı, zor zamanlarda gösterilen dayanışmada aranmalıdır. Ortak hafızamızda hem gurur verici örnekler hem de üzerinde düşünülmesi gereken dönemler bulunuyor.
26 Şubat 1992'de Hocalı'da yaşanan katliamda Azerbaycan'ın resmî verilerine göre 613 sivil hayatını kaybetti. Türkiye'de büyük üzüntü ve dayanışma oluşmasına rağmen, dönemin uluslararası ve siyasi koşulları nedeniyle Azerbaycan'ın beklediği ölçüde doğrudan askerî desteğin sağlanamaması tarihî hafızada yerini koruyor.
Ebulfez Elçibey döneminde Türkiye'ye duyulan yakınlık yeni bir umut oluşturmuş, ancak Ankara'nın Rusya ve İran dengelerini de gözeten politikası zaman zaman Bakü'nün beklentileriyle örtüşmemişti.
Sonraki yıllarda Bakü-Tiflis-Ceyhan ve TANAP gibi projeler ilişkileri somut bir stratejik ortaklığa dönüştürdü. 2022'de İran kaynaklı doğal gaz arzında yaşanan sıkıntılar sırasında Azerbaycan'ın Türkiye'ye ilave gaz sağlaması da bu dayanışmanın örneklerinden biriydi.
6 Şubat 2023 depremlerinde Azerbaycan'ın arama kurtarma ekipleri ve insani yardımlarıyla yanımızda olması ise kardeşliğin en anlamlı göstergelerinden biri olarak hafızalarımızda kaldı. Azerbaycan makamlarının açıklamalarına göre ülkeden gönderilen ekipler enkazdan 53 vatandaşımızın kurtarılmasına katkıda bulundu.
Geçmişi bir hesap defterine dönüştürmek yerine, bu ortak hafızadan geleceğe yönelik güven üretmeliyiz.
İsrail Meselesi: Ortak Çıkarlar, Farklı Tercihler
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki stratejik farklılıklardan biri de İsrail politikasıdır. Türkiye, Gazze'deki insanlık dramı karşısında İsrail'e siyasi ve ekonomik tedbirler alırken Azerbaycan, İsrail ile enerji, savunma ve teknoloji ilişkilerini sürdürüyor.
Reuters'ın Kpler verilerine dayandırdığı habere göre İsrail'in Ceyhan üzerinden Azerbaycan petrolü ithalatı 2025'te günlük ortalama 94 bin varile ulaşarak önceki yıla göre yüzde 31 arttı. SOCAR'ın aynı yıl İsrail'in Tamar doğal gaz sahasında yüzde 10 pay edinmek üzere anlaşma imzalaması da ekonomik ilişkilerin boyutunu gösteriyor. Ancak bu anlaşmanın gerekli onaylara tabi olduğunu unutmamak gerekir.
Burada petrolün üretimi, mülkiyeti, satışı ve transit geçişinin farklı süreçler olduğunu da göz önünde bulundurmalıyız. Ceyhan üzerinden taşınan petrolün ticari kararları yalnızca transit ülkenin kontrolünde değildir.
Öte yandan 29 Ocak 2025 tarihli Türkiye-Azerbaycan-Özbekistan Ankara Bildirisi'nde Gazze'de ateşkes, Filistin'e insani yardım ve başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız Filistin devletine destek konusunda ortak tutum ortaya konulmuştur.
Her konuda aynı politikayı izlemek zorunda değiliz. Ancak stratejik ortaklık, birbirimizin temel hassasiyetlerini anlamayı ve farklılıkların ortak geleceğimizin önüne geçmesini engellemeyi gerektirir.
Ekonomik Ortaklık: Kardeşlik ve Cüzdan Meselesi
Kardeşlik duygusu güçlü olabilir; ancak devletler arasındaki ekonomik ilişkiler karşılıklı çıkar ve güven temelinde yürür.
SOCAR'ın STAR Rafinerisi ve Petkim başta olmak üzere Türkiye'deki yatırımları, Azerbaycan sermayesinin ülkemiz ekonomisindeki önemini gösteriyor. 2026 yılında imzalanan anlaşmayla 2029'dan itibaren Abşeron sahasından Türkiye'ye 15 yıl boyunca toplam 33 milyar metreküp doğal gaz tedarik edilmesinin öngörülmesi de uzun vadeli iş birliğinin önemli göstergelerinden biridir.
Azerbaycan medyasında gündeme gelen “Kardeşler evet, cüzdan hayır” yaklaşımı ise ekonomik dayanışmanın sınırlarını tartışmaya açtı.
Bu noktada 2022 yılında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'na yatırılan 1 milyar avronun niteliğini de doğru değerlendirmek gerekir. Söz konusu tutar bir hibe veya karşılıksız yardım değil, Azerbaycan Devlet Petrol Fonu'nun altı aylık vadeli yatırım mevduatıydı.
Ekonomik ortaklıkta karşılıklı fayda esastır. Kalıcı güven, birlikte üretmek, yatırım yapmak ve ortak kazanç oluşturmakla güçlenir.
Diplomasi Gerilirken Savunma İş Birliği Neden Sürüyor?
Diplomatik tartışmalara rağmen savunma alanındaki iş birliğinin sürmesi, iki ülkenin stratejik ihtiyaçlarının devam ettiğini gösteriyor.
30 Eylül 2026'da Bakü'de düzenlenen ADEX Savunma Fuarı kapsamında, 14 HÜRKUŞ-II eğitim uçağının tedarikini de içeren, toplam değeri 500 milyon doları aşan savunma sanayisi anlaşmaları imzalandı. Bu tutarın yalnızca HÜRKUŞ-II alımını değil, farklı savunma sanayisi projelerini de kapsadığını belirtmek gerekir.
Savunma ortaklığı yalnızca silah alımından ibaret değildir. Ortak üretim, eğitim ve teknoloji geliştirme de uzun vadeli güvenliğin parçalarıdır. Bu nedenle Türkiye ile Azerbaycan'ın günlük siyasi gündemden bağımsız, kurumsal ve sürdürülebilir bir iş birliği geliştirmesi önem taşıyor.
Zengezur, İran, Rusya ve Çin: Büyük Satrançta Kim Neyi Hedefliyor?
Güney Kafkasya'yı yalnızca Türkiye ve Azerbaycan arasındaki ilişkiler üzerinden değerlendiremeyiz. Bu coğrafya enerji, ticaret, güvenlik ve büyük güç rekabetinin kesiştiği bir alan.
Azerbaycan'ın Zengezur Koridoru olarak adlandırdığı güzergâh, Azerbaycan'ı Nahçıvan üzerinden Türkiye'ye ve Türk dünyasına bağlayabilecek stratejik bir ulaşım hattı niteliği taşıyor. Ancak güzergâhın nasıl işleyeceği, Ermenistan'ın egemenlik ve sınır güvenliği hassasiyetleri de dikkate alınarak şekillenecek.
Orta Koridor ve Hazar geçişiyle birlikte düşünüldüğünde bu hattın önemi yalnızca ulaşımı kolaylaştırmasından değil, ticaretin yönünü ve bölgesel güç dengelerini etkileyebilme potansiyelinden kaynaklanıyor.
İran sınır güvenliğini ve bölgesel nüfuzunu, Rusya geleneksel etkisini, Çin ticaret yollarını, Avrupa enerji ve lojistik güvenliğini, ABD bölgesel güç dengesini, İsrail ise güvenlik önceliklerini gözetiyor.
Dolayısıyla mesele yalnızca bir koridorun açılması değil, bu güzergâhın ekonomik ve stratejik kazanımlarının kimlere ulaşacağıdır.
Hunlardan Göktürklere, Selçuklulardan Osmanlı'ya uzanan devlet geleneğimiz bize coğrafyayı ve güç dengelerini birlikte okumayı öğretiyor. Bugün bu tarihî birikimi çağın şartlarına uyarlamalıyız. Çünkü güç mücadelesi artık yalnızca sınırlar üzerinde değil; enerji hatlarında, ticaret koridorlarında, teknolojide ve savunma sanayisinde de yürütülüyor.
Türkiye ve Azerbaycan'ın hedefi, başkalarının kurduğu denklemlerde bir taş olmak değil, kendi hamlelerini belirleyebilen aktörler hâline gelmek olmalıdır.
Ortak Bir Devlet Aklı Mümkün mü?
Bütün bu gelişmeler bizi temel bir soruya getiriyor: Türkiye, Azerbaycan ve diğer Türk cumhuriyetleri ortak bir gelecek hedefini ne ölçüde hayata geçirebilir?
Benim sözünü ettiğim ortak devlet aklı; kurumsal hafızaya, bilimsel veriye, stratejik öngörüye ve millî hedeflere dayanan bir yönetim anlayışıdır. Bugünün kararlarını 10, 25 hatta 50 yıl sonrasını düşünerek alabilmektir.
Türkiye'nin sanayi ve teknoloji birikimi, Azerbaycan'ın enerji kaynakları ve jeopolitik konumu, Kazakistan ve Özbekistan'ın ekonomik potansiyeli, diğer Türk cumhuriyetlerinin imkânlarıyla birleştirildiğinde önemli bir iş birliği zemini ortaya çıkıyor.
Ancak bunun için ortak enerji ve ulaştırma projeleri, savunma sanayisi iş birlikleri, bilimsel çalışmalar ve teknoloji yatırımları somut sonuçlara dönüştürülmelidir. Türk Devletleri Teşkilatı da yalnızca zirvelerde verilen mesajlarla değil, hayata geçirilen projelerle güç kazanmalıdır.
Uluslararası ilişkilerde dostluk ve düşmanlığı yalnızca duygularla değerlendirmek doğru değildir. Millî çıkarlar, güvenlik ve gelecek hedefleri belirleyicidir.
Azerbaycan halkı bizim tarihî ve kültürel kardeşimizdir. Ancak kardeşlik, her siyasi kararı sorgulamadan kabul etmek anlamına gelmez. Farklı düşünmek düşmanlık değildir; önemli olan farklılıkları yönetebilecek güveni korumaktır.
Bence oyun kuruculuk, başkalarının hamlelerine tepki vermek yerine kendi önceliklerimizi belirlemek ve uzun vadeli hedefler doğrultusunda inisiyatif almaktır.
Sonuç: Kardeşlik Tarihimiz, Ortak Akıl Geleceğimizdir
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler, günlük siyasi tartışmaların ötesinde tarihî ve stratejik bir değere sahiptir. Bu ilişkinin gücü sorunların yokluğunda değil, sorunların karşılıklı saygı ve diplomasiyle aşılabilmesindedir.
Azerbaycan'ın güçlü ve bağımsız olması Türkiye'nin; Türkiye'nin güçlü olması da Azerbaycan'ın ve bütün Türk dünyasının lehinedir.
Yıllar önce KTÜ kampüsünde kurulan dostlukların bugün bilimde, eğitimde ve devlet hayatında karşılık bulması, ortak geleceğimizin mümkün olduğunu gösteriyor. Ancak bu geleceği yalnızca tarihî yakınlıkla kuramayız. Bilgi üretmek, teknoloji geliştirmek, sanayide iş birliği yapmak ve ortak hedefler doğrultusunda hareket etmek zorundayız.
Binlerce yıllık millet hafızamız, yaklaşık bin yıllık devlet geleneğimiz ve Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılı bize daha büyük sorumluluklar yüklüyor.
Kim bilir, bugün yaşananlar yalnızca diplomatik hamlelerden mi ibaret, yoksa Türkiye'nin uzun vadeli güvenlik ve dış politika hedefleri doğrultusunda şekillenen daha geniş bir stratejinin işaretleri mi?
Elbette bunlar üzerinde düşünülmesi gereken sorular. Ancak unutmayalım: Devletler, geçmişlerinden aldıkları birikimi geleceğin stratejisine dönüştürebildikleri ölçüde güçlü olurlar.
Kardeşlik geçmişten miras, eşit ortaklık bugünün gereği, ortak devlet aklı ise geleceğimizin teminatıdır.
Belki de asıl mesele, başkalarının kurduğu satranç tahtasında hamle beklemek değil; kendi coğrafyasında oyunun kurallarını etkileyebilen, kendi geleceğini tasarlayan ve gerektiğinde sahada oyun kurabilen bir Türkiye'nin inşasıdır.
Saygı ve Sevgilerimle,
Dr. M. Erdal KARA
02 Kasım 2026
Kaynakça
- Reuters, 30 Ekim 2026 – Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinde son gelişmeler ve diplomatik temaslar.
- Associated Press, 30 Ekim 2026 – Azerbaycan Cumhurbaşkanı'nın Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi'ne katılmaması.
- Deutsche Welle, 16 Ekim 2026 – Azerbaycan'da okullarda başörtüsü tartışmaları.
- ABD Uluslararası Din Özgürlüğü Komisyonu (USCIRF), 2023 Yıllık Raporu – Azerbaycan'da dinî demografi ve laik devlet yapısı.
- T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 9 Şubat 2022 – Azerbaycan'ın Türkiye'ye ilave doğal gaz arzı.
- Anadolu Ajansı, 20 Şubat 2023 – Azerbaycan arama kurtarma ekiplerinin Türkiye'deki çalışmaları.
- T.C. Dışişleri Bakanlığı, 29 Ocak 2025 – Türkiye-Azerbaycan-Özbekistan Ankara Bildirisi.
- Reuters / Kpler verileri, 21 Ocak 2026 – Ceyhan üzerinden İsrail'e gönderilen Azerbaycan menşeli petrol.
- SOCAR, 31 Ocak 2025 – Tamar doğal gaz sahasındaki pay edinimine ilişkin anlaşma.
- Azerbaycan Devlet Petrol Fonu (SOFAZ), 28 Ocak 2022 – Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'na yatırılan 1 milyar avroluk mevduat.
- T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 4 Ocak 2026; Anadolu Ajansı, 1 Haziran 2026 – Abşeron doğal gaz tedarik anlaşması.
- Anadolu Ajansı ve Savunma Sanayii Başkanlığı, 30 Eylül 2026 – ADEX kapsamında Türkiye-Azerbaycan savunma sanayisi anlaşmaları.
- Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı resmî kaynakları – Hocalı Katliamı verileri.
- Büyük Öğrenci Projesi üzerine akademik çalışmalar – Türk dünyasında eğitim iş birliği.