ABD Kongresi Araştırma Servisi bir rapor hazırlamış.
Konu; "Operation Epic Fury/Destansı Öfke Operasyonu”
Yani, ABD ve İsrail'in İran'a başlattığı savaş…
Operasyonun ismine bakar mısınız; bazı şeylerin içyüzünü bilmesem gerçekten destansı falan olduğuna kesin ben de inanırdım…
Ama verilen isim bu isim, aslında Trump ve yönetiminin “abartı felsefesini” harika yansıtıyor.
Neymiş; “Destansı Öfke”… Sevsinler sizin destanınızı da destansınızı da…
Farkındasınız değil mi; realite devenin kulağı ama anlatım tam bir Homeros Destanı…
Bir savaş var mı; evet var ama anlatılanla olan arasında ne bir oran var ne bir orantı…
Olan bir birim ama anlatılan on…
Anadolu tabiriyle; tam bir Dede Korkut masalı!
Tipik Amerikan abartısı ve bir şeyleri gargaraya getirme geleneğinin özeti.

Neyse,
Konumuza dönelim:

Şimdi bu Kongre Araştırma Merkezi aramış araştırmış ve şu sonuca ulaşmış:
1 adet F-35A, 4 adet F-15E, 7 adet KC-135 bilmem ne falan-filan; özetle, toplamda 42 adet hava aracı kaybettik demiş…
Hepsini sıralamadım; çünkü alfabeyi yazmam gerekecek kullandıkları harfler yüzünden…
İran ise sazan gibi atlamış hemen:
“Kendileri bile söylüyor. Amerika’ya destansı kayıplar verdirdik…”

Biliyor musunuz; söz konusu abartı olunca “Amerika ve İran” gerçekten yarışır.
Biri yuvarlanan tencere diğeri ise cuk kapak…
Amerika, Galatasaraylı eski topçu Sabri; İran ise Fenerli eski golcü Guiza...
Dağlara taşlara…
Düşünsenize; Sabri’den isabetli orta, Guiza’dan bir kafa ve gol.
Bozuk saat bile günde iki defa doğruyu gösterir misali.

Arkadaşlar!
Bu savaş başladığından beri, tüm dünya; savaşla yattık savaşla kalktık ama akılda kalan ne? Hadi söyleyin bana?
Ben söyleyeyim:
Amerika ile İran’ın laf dalaşı, abartı savaşı…
Amerika diyor; İran’ın tüm donanmasını imha ettik,
İran diyor; Amerika’ya Basra Körfezini dar ettik…
Körfezdekiler sanki tanker veya savaş gemileri değil de; adeta lafla yürütülen peynir gemisi.
Hani, bunlar Pakistan’da ateşkes görüşmeleri yapıyorlardı ya; aslında dünya kamuoyuna hangi destanı/hangi savaş masalını anlatacaklarını kararlaştırmak için toplanmış olabilirler.
Kaldı ki, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in, Trump severlikte nasıl şahbaz bir adam olduğunu da düşünürsek; kuvvetle muhtemel ki görüşmelerin ana içeriği böyle olmuştur.

Şahbaz Şerif deyince; abarttığımı düşünmeyin:
Mısır’da yapılan Gazze Barış Toplantısını hatırlayın; ne demişti?
“Bu harika başkanı (Trump) yeniden Nobel Barış Ödülü'ne aday göstermek istiyorum.
Çünkü bu ödül için en samimi, en muhteşem aday olduğunu yürekten hissediyorum.”

Hay senin o yüreksiz yalaka yüreğine…
Adam sanki Pakistan Başbakanı değil de; Trump’ın Pakistan’daki gaz şirketinin genel müdürü…
Neyse yine dağıttım; kusura bakmayın…
Ne yapayım; gerçekte, gerçekten ne olduğunu veya olmadığını değil de; gerçekle alakası olmayan hikaye ve masalların gerçek diye yutturulmaya çalışılmasını duyunca; Dante’nin İlahi Komedya’sından mülhem, “Farsî-Western Komedya”sı yaşadığımızı düşünmekten kendimi alamıyor ve gırgıriye bir şeyler yazmaktan geri duramıyorum!
Ama bu kadar makara yeter artık…

Düşürülen veya düşen Amerikan hava araçlarıyla ilgili bir şeyler söyleyeceğim:
Durun durun,
Söyleyeceğim bir şeyleri söylemeden önce unutmadan şunu söyleyeyim:
Ne tesadüf ki, dün Amerika’da iki savaş uçağı havada çarpıştı ve yine ne tesadüf ki, iki uçağın dört pilotu sanki gösteri uçuşu yapan paraşütçüler gibi sağ ve salimen yere süzüldü.
Ne yalan söyleyeyim; uçakların çarpışmasını mı yoksa şampuan reklamında ahenkle dans eden saçlar gibi adeta havada dans ederek yere süzülen paraşütleri mi izleyeceğime karar veremedim.
Acaba bu çarpışan arabaların, -pardon uçakların- Kongre Araştırma Merkezinin düşürüldü dediği, İran’ınsa düşürdük diye iddia ettiği uçaklarla bir alakası var mı?
Yani, bir paket program gibi falan?
Neden?
Çünkü hep derim ki; bir şey olduğunda ben olana bakmaktan ziyade “Aslında ne oldu? Kimin işine yarıyor? Kime zarar veriyor?” sorularının cevabına bakarım.
Bu konuda da yani düşen ABD hava araçları konusunda da; aslında ne oldu?
Acaba, bu uçaklar, daha önce bilinmesi istenilmeyen gizli-saklı operasyonlarda mı kullanıldı?
Acaba imha edilip delil kalmaması veya yarın-birgün devir değişip bir inceleme falan başlatılırsa başımız belaya girer filan diye tedbir mi alındı?
Yoksa düşen uçaklar gerçekten söylendiği gibi mi düşürüldü? Gerçekten İran mı düşürdü? Veya gerçekten Kuveyt/Katar veya bilmem nerde dost ateşiyle mi düştü?
Kim bilir; her şey olabilir…
Kim bilir?
Devir değişip, yeni yönetimler başa geçtiğinde tıpkı İkinci Körfez Savaşı’nın hemen öncesi Birleşmiş Milletler Toplantısında elindeki test tüpünü sallayarak "Saddam Hüseyin'in elinde kitle imha silahları var" diyen ABD Dışişleri Bakanı Powel’in yıllar sonra çark edip “…acı vericiydi. O konuşma benim için tam bir kara leke. İstihbarat beni kandırdı; pişmanım ve her zaman da pişman olacağım…” demesi gibi; üç-beş yıl sonra biri çıkıp da “…biz, İran Savaşında düşürülen uçaklarla gayrı resmi ve hatta gayrı meşru operasyonlar yapmıştık. Onların üstünü örtmek için özellikle düşürdük!” diyecek birisi olabilir mi?
Bence olabilir; mümkün değil değildir!
Geçmişte Trump’ın can kankası olanlar bugün Epstein Dosyalarını ortalığa saçmadı mı…
Belli mi olur; belki de bugün Trump’ın yardımcısı olan Vance, gelecek seçimde başkan olur ve başta Trump olmak üzere; Selçuk Ural kılıklı Savaş Bakanı’nı, çakma Castro Dışişleri Bakanı’nı, rahip suratlı Savaş komutanını, haraç-mezat emlakçısı Barrack’ı ve tam bir kaçak petrolcü görünümlü kofti danışman Witcoff’u İran savaşı sürecinde yaptıkları ve yapmadıklarından dolayı perişan edebilir veya pisliklerini ortalığa saçabilir.

Burası Amerika ve Amerikan siyasetinde hem kol kırılır yen içinde kalır; hem de, yen içinde gizlenen kol diğer kol tarafından ifşa edilir.



Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.