TİGAD Şanlıurfa çalıştayımızın olacağını öğrendiğim anda kalbim bir başka çarptı ve heyecanım tarifsizdi.
Öyle ya bu çalıştay tarihin sıfır noktasına, dinlerin, medeniyetin, saygı ve hoşgörünün en önemli simgelerinden birine götürecekti bizi. Bu çalıştay 10. Olması hasebiyle ve gittiğimiz her yerde kültürel gezilerimiz dolayısıyla Türkiye İnternet Gazeteciliği Derneği beni belki birazcık Kültür sanat muhabiri de yapmış olabilir. Gezi programını almanın merakıyla koyuldum yola. Evliyalar ve Şehitler diyarı, yeşilin mavi ile buluştuğu kadim şehir Kastamonu’nun serin yaylalarından alıp Mezopotamya’nın güneşle yıkanmış topraklarına, Peygamberler şehri Şanlıurfa’ya seyahatim başladı.
Şimdi size bir rehber edasıyla değil, ruhu Urfa’nın dar sokaklarında (labirentvari "abbara"larda) kaybolmuş bir dostunuz olarak yazıyorum. Hazırsanız, Kastamonu İstiklal okurları için "Peygamberler Şehri’nin tozlu ama altın parıltılı sayfalarını aralayalım.

ŞEHRİN YENİ MANEVİ KALESİ: MEVLANA KÜLLİYESİ
Urfa’nın Sancaktar Mahallesi’nde yükselen bu külliye, aslında şehrin kadim Mevlevilik geleneğinin modern bir izdüşümü gibi. Dört minaresiyle göğe uzanan cami, sadece bir ibadethaneden ibaret değil; burası bir "Mevlevi Dergâhı", bir hafızlık mektebi ve yaşayan bir kültür merkezi. Kubbesindeki o meşhur "Nakşi Tacı" (Mevlevi başlığı), daha kapıdan girmeden size içerideki derinliğin ipucunu veriyor. Urfa’nın sarı kalker taşının sıcaklığı, külliyenin her köşesinde hissediliyor.
MEVLEVİ ZİKİRLERİNİN BÜYÜSÜ: NEYİN NEFESİ, TAŞIN SESİ
Peki ya o meşhur Mevlevi zikirleri? Şanlıurfa Mevlana Külliyesi Vakfı çatısı altında düzenlenen Şeb-i Arus törenlerini veya özel anma gecelerini izleme şansı bulursanız, ne demek istediğimi anlayacaksınız.
· Gönül Titreten Ney: Neyin o ilk "hû" deyişiyle birlikte, caminin kubbesinde yankılanan ses sanki taşları dile getiriyor. Urfa’nın makam kültürüne olan yatkınlığı, Mevlevi musikisiyle birleşince ortaya kulakla değil, kalp ile dinlenen bir senfoni çıkıyor.
· Semanın Döngüsü: Semazenlerin beyaz tennureleri açılmaya başladığında, zamanın ve mekânın sınırları siliniyor. Bir elin göğe, bir elin yere baktığı o anlarda; "Haktan alıp halka dağıtma" felsefesi, Şanlıurfa’nın cömert toprağında ete kemiğe bürünüyor.
· Zikrin Ritmi: Kudümün ritmik vuruşları ve dervişlerin alçak sesli zikirleri, insanı modern çağın stresinden söküp alıyor. Burası sadece bir gösteri alanı değil; ruhun arındığı bir "şifahane" gibi.
BİR KÜLTÜR KÖPRÜSÜ
Urfa’daki bu Mevlevihane geleneği, aslında 18. yüzyıla kadar uzanan köklü bir geçmişin devamı. Eskiden Haşimiye Meydanı yakınlarındaki o tarihi Mevlevihane’de tüten ocak, bugün bu muazzam külliyede tütmeye devam ediyor. Bir tarafta Balıklıgöl’ün serinliği, diğer tarafta Mevlana’nın "Gel" çağrısının Urfa şivesiyle harmanlanmış samimiyeti...
Eğer yolunuz düşerse, sadece mimariyi seyretmekle kalmayın; bir vakit namazından sonra avluda oturun ve o sessizliği dinleyin. Göreceksiniz ki, Urfa sadece Peygamberler Şehri değil, aynı zamanda aşkın ve vecdin de merkezidir.

GÖBEKLİTEPE: EZBER BOZAN BİR SESSİZLİK
Şehre adım atar atmaz ilk durağım, sadece Urfa’nın değil dünyanın da göz bebeği olan Göbeklitepe oldu. Burası için "insanlığın sıfır noktası" diyorlar ya, az bile kalıyor. O devasa "T" biçimli dikilitaşların arasında durduğunuzda, bildiğiniz tüm tarih kitaplarının kapağını kapatıyorsunuz. 12 bin yıl öncesinden gelen o sessiz ama vakur duruş, insanın tüylerini diken diken ediyor. Sanatın ve inancın, tarımdan bile önce var olduğunu kanıtlayan bu yer, bir muhabir olarak bana şunu fısıldadı: İnsan, her zaman anlam arayışındaydı.


BALIKLIGÖL’DE BİR HUZUR MOLASI
Şehir merkezine döndüğünüzde, hikâyesiyle büyüleyen Balıklıgöl (Halil-ür Rahman) karşılıyor sizi. Hz. İbrahim’in ateşe atıldığı yerin bir gül bahçesine dönüştüğü o efsanevi atmosferde yürürken, suyun serinliği ve balıkların o mistik dansı ruhunuzu dinlendiriyor. Hemen yanı başındaki Aynzeliha Gölü'nde bir çay içmeden sakın dönmeyin; oradaki huzur, dünyanın en pahalı sanat galerisinde bile yok.

MUTFAK DEĞİL, BİR SANAT ATÖLYESİ
Urfa demek, sadece taş ve tarih demek değil; burası aynı zamanda bir gastronomi şöleni. Ama öyle sadece "kebap yedik" sığlığında değil bu iş.
- İsotun Büyüsü: Güneşte kuruyan o mor elmasın kokusu çarşıya yayıldığında anlıyorsunuz ki, burada yemek yapmak bir ayin.
- Ciğer Kahvaltısı: Sabahın beşinde ciğerci dumanlarının arasına karışmak, Urfa’nın gerçek kimliğini görmektir.
- Sıra Geceleri: Bir kültür muhabiri olarak söylüyorum; o bağlama sesindeki hüzün ve ardından gelen neşe, bu toprakların genetik kodudur.

ESKİ URFA SOKAKLARI VE GÜMRÜK HANI
Gümrük Hanı’na girdiğinizde zaman durur. Asırlık çınarların altında, köpüklü bir mırra içerken etrafınızdaki taş işçiliğini seyretmek, bir sanat tarihçisi için bulunmaz bir nimettir. Urfa’nın sarı kalker taşından yapılma evleri, yazın sıcağını dışarıda bırakıp sizi serin bir anne kucağı gibi sarar.

SON SÖZ YERİNE...
Kastamonu’nun yemyeşil doğasından çıkıp Urfa’nın kadim sarısına yolculuk yapmak, bana Anadolu’nun ne kadar zengin bir mozaik olduğunu bir kez daha hatırlattı. Şanlıurfa bir şehir değil; her sokağı bir müze, her sofrası bir sanat eseri, her insanı bir hikâye anlatıcısı olan koca bir külliyat.
Eğer ruhunuz biraz yorulduysa ve "nereden geldik, nereye gidiyoruz?" sorusuna bir cevap arıyorsanız, yönünüzü güneydoğuya çevirin. Urfa sizi bekliyor. Sözlerimin sonunda TİGAD genel başkanımız sayın Okan Geçgel, değerli yönetimi ve bizi Şanlıurfa’da misafir eden kıymetli meslektaşımız Mehmet Yetim ve KulisTV ailesine teşekkürlerimi sunuyorum.
Bir de size konaklama tavsiyesinde bulunmak isterim. Hoşgörü, samimiyet ve aile sıcaklığı arayanlar için Justin Hotel Şanlıurfa’da en doğru adreslerin başında gelmektedir.
Siz hiç Şanlıurfa’nın dar sokaklarında kaybolmayı hayal ettiniz mi ya da oradaki o mistik havayı soludunuz mu? Yorumlarda buluşalım, bu kadim şehri birlikte konuşalım.
