Savaşlar bitmiş, işgale yeltenen yedi düvel geldiği yere geri dehlenmiş, vatanseverlerin canı pahasına aziz memleket bir kez daha sahiplenilmiş…
Geleceğe kök sürülmüştür.
Mareşal üniformasını henüz üzerinden çıkarmamıştır “Başkomutan”…
Sağ elindeki dürbünü göğüs hizasına indirmesi gözünü daim ufka dikmekten yorulduğundan değil; akıl gözünün derinlere daldığındandır.
Sol eli yumruk şeklinde yandadır…
Baki “uyanık ve dikkatli”.
Ayağında askeri çizmesi…
Vatan toprağının mukaddes tozu üzerinde.
İmparatorluk toprağına Afrika’dan Asya’ya ve Avrupa’ya cephe cephe aşina yiğit muharip…
Vatanın her karışına ölümüne aşık vatansever.

Milletini medeniyet ufkunun en uç çizgisinde tutmaya ant içmiş, ahdetmiş, ömür vakfetmiş devlet adamı…
Bir sonraki zafere koşmayı asla kesmeyen “Gazi Mustafa Kemal Atatürk”.
(1904 yılında İstanbul’da doğdu...
İlk ve orta öğretimini İstanbul’da yaptıktan sonra Sanayi-i Nefise Mektebi’ne girdi, heykeltıraş olacaktı, daha çocuk yaşta bahçede oyun oynarken çamura şekil vermeye çalışmaktan gelen bir sevdası vardı çünkü, resme ve heykele olan ilgisi zaman içinde arttı, heykeltıraş İhsan Özsoy’un öğrencisi oldu, eğitimine Almanya ve İtalya’da devam etti, 1925’te İstanbul’a döndü ve öğretmenlik ile meslek hayatına girdi.
1928’de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’le tanıştı…
“Ressam” olarak geçtiği Seyri Sefain İdaresi’nce “Atatürk” büstü yapması istendi ve yaptığı büst Karaköy’deki Seyri Sefain İdaresi yolcu salonu önüne yerleştirildi.
Bir Türk heykeltıraş tarafından yapılan bu ilk “Atatürk” büstü Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dikkatini ve beğenisi çekti...
Ankara’ya çağrıldı ve kendisine bir atölye tahsis edildi.
Ankara’da Paşalartepesi’ndeki evde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün misafiri oldu bir akşam yemeğinde…
Malzemesi ile gitti ve altı saat süresince çeşitli yönlerden bakarak Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün büstünün esas hatlarını aldı.
“Ali Kemal Yontunç”…
“Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e poz verdirerek maskını yapan ilk heykeltıraş”.
Tarihe geçti…
Türk heykeltıraşlarının gururu oldu.
Yontunç’un yaptığı “mask” meydanları ve binaları süsledi…
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatının akabinde yüz ve el maskını alma vazifesi de Yontunç’a verildi ancak derin üzüntüsü buna engel oldu ve o gün rahatsızlandı, Yontunç’un yerine Dr. Nuri Hakkı Aktansel bu özel görevi üstlendi.

Anıtkabir’in inşasında görev aldı “Yontunç”, “Hitabet Kürsüsü” adı verilen ve üzerinde “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir” ifadesi yer alan kürsüyü, “Bayrak Direği Kaide Rölyefi” ile kuş evlerini inşa etti…
Ata’sının izinde yürümeyi sürdürdü.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilk büstünü yapan heykeltıraş olduğu gibi İsmet İnönü’nün de büstünü yapan ilk isimdir “Yontunç”…
1930 yılında Pembe Köşk’te İsmet İnönü’ye poz verdirerek büstü tamamladı ve büst köşkün bahçesine yerleştirildi.
Yontunç, Rudolf Belling’in asistanı olarak 1943’te Güzel Sanatlar Akademisi’ne girdi, 1955’te modelaj hocalığına atandı, 1969’da emekli oldu…
Özel atölyesinde sanatını sürdürdü.
Sayısız eser…
Sayısız öğrenci.
“Atatürk’ün Heykeltıraşı”…
8 Mayıs 1995 günü ebedi dünyaya geçti.)
(Türkiye’nin farklı ve pek çok şehrinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün heykel ve büstlerine imza atan Yontunç’un bir eseri de Kastamonu’da…
1936 yılında yaptı.
Bu görkemli eserin elbette şehrin en görkemli meydanında sergilenmesi gerekirdi…
Cumhuriyet Meydanı’na yerleştirildi.
Her Cumartesi öğlen Halk Eğitim Bandosu önünde tören yapar…
İstiklal Marşı’nı çalardı.
Zaman içinde meydandaki yeri değiştirildi…
Cadde kenarından iç bölüme alındı.
Kastamonu şehrinin simgelerinden ve referanslarından biri oldu haliyle…
Yontunç’un eserine ev sahipliği yapmanın büyük gurur ve onuru illaki.
1990’lı yıllarda Tankut Öktem’in “Atatürk ve Şehit Şerife Bacı Anıtı” adlı anıt heykelinin Cumhuriyet Meydanı’na konulması ile…
Yontunç’un eseri yerinden oldu.
Olukbaşı’ndaki “su deposu” deposuna kaldırıldı…
Yıllarca orada “korundu”.
Kuzeykent kuruldu…
“Heykel” ihtiyacı doğdu.
Depodaki hapsine son verilip Kuzeykent’e “sürgün” edildi Yontunç’un eseri…
“Meydan” özelliği dahi dahi olmayan bir döner kavşağa evet yanlış okumadınız döner kavşağa hapsedildi.
Curcuna içinde gözlerden ırak…
Toz içinde.
O kadar “boş verildi” ki…
Heykelin kaidesinde ya da yakınında sanatçıya dair herhangi bir isim/imza bilgisi dahi yok.
Kimse bilmiyor…
Kimse görmüyor.)
(Ne garip memleket bu Kastamonu…
Bu kadar vefasız, kültüre bigane, maziye el.
“Sürgün diyarı” boşuna olmadı Kastamonu…
Heykeli bile sürgün ediyor.)
(Yontunç’un eserine dair “Kastamonu Gazetesi” başta olmak üzere kamuoyunda çok yazı yazıldı, kıymeti izah edildi, yerinin yanlışlığı çok defa dile getirildi…
Kim duya!)
(“Kastamonu Tarihi Araştırmaları 2” isimli kitapta yer alan “Seyhan Yılmaz-Özgür Yeni” imzalı Kastamonu Kent Merkezinde Yer Alan Figüratif Anıt Heykeller” başlıklı makalede Yontunç’un söz konusu ettiğim eserine ayrıntılı olarak yer veriliyor…
Fotoğrafları da bu kaynaktan aldım.
Makaleyi okumanızı salık veririm…
Kastamonu’nun kültür zenginliğine ve vefasızlığına dair kıymetli evrak.)
