Kastamonulunun İstanbul şehrini yönettiği vaki, bugünün değil tee dünün işi,Kastamonu’dan çıkıp da gurbet tuttuğu payitahtta en üst bürokratik mevkie çıkabilmenin emeği bugün zihni teşvik olsun Kastamonuluya…

Bir buçuk asrı aşan maziden gelen “fikri tazyik”.

Özgüvensizliğin zamanla “reddiyesizumutsuzluğa” dönüşmesinin bereketli toprağı Kastamonu…

Daim arka fonun değişmez figürü Kastamonulu.

Ne filmin “yönetmen” kadrosunda Kastamonulu…

Ne senarist.

Başrole soyunmak yok…

“Yardımcı oyuncu” kadroları dahi kapalı Kastamonuluya.

Film setinin kurulduğu sokaktan gelip geçen vatandaş…

İşte o Kastamonulu.

Mesele ne soy ne de sop…

Devamlı kaybetmeyi sindirmeye ayarlı saat olmak.

Alarmı bozuk saat…

Günde iki kez bile doğruyu göstermeyecek kadar kadranı bozuk.

I M G 0878

(Babası “Hayriye Tüccarı Mehmet Efendi”…

Babasının “hali vakti” göz önüne alındığında belli ki devrin “krema tabakası” bir ailenin mahdumu.

“Hayriye tüccarlığı” Tanzimat’a giden süreçte “icat” bir “mevki” hatta “ayrıcalık”…

Osmanlı’nın Müslüman tebaayı ecnebi tüccarlar karşısında rekabet ettirebilmek için uyguladığı bir “pozitif ayrımcılık”.

Osmanlı’nın top tüfekle değil “ekonomi” ile işgale karşı geliştirdiği “refleks”…

“Çıkış yolu” hallice.

18. yüzyılda Avrupalı tüccarlar Osmanlı topraklarında Osmanlı tacirlerinden daha elverişli şartlarla ticaret yapıyordu, yerligayrimüslim tüccar da Avrupalı devletlerin himayesine girerek dış ticarette faal rol oynamaya başladı ve 3. Selim devrinde bu kesime “Avrupa tüccarı” adıyla berat verildi…

Dış ticaret yapan Müslüman tüccara olan oldu bu durumda, ezildi, ancak Avrupalı tüccara komisyon vererek iş yapabilir hale geldi.

2. Mahmut’un saltanatının ilk yıllarında Müslüman tüccara da diğerleriyle aynı statüde dış ticaret yapma hakkı tanıdı…

Böylece “Hayriye Tüccarı” denilen sınıf ortaya çıktı.

Sayıları sınırlıydı…

İstanbul’da kırk, İzmir, Bursa, Şam, Halep, Kıbrıs gibi şehirlerde onar hayriye tüccarı vardı başlangıçta, zamanla sayı artırıldı,ticaretin en itibarlı kesimiydi.)

(Hacı Ahmed Efendi…

1822’de Kastamonu’da doğdu.

Çocukluğu Kastamonu’da geçti…

Büyük olasılık ailesinin göçü üzerine geldiği İstanbul’da eğitimine hem medrese hem özel derse devam etti.

Bürokraside “Karantina Başkatipliği” ile ilk görevine başladı…

Kısa sürede göz doldurdu ve yükseldi.

“30 Temmuz 1861”…

“İstanbul Şehremaneti Şehremini” oldu.

Şu demek…

“İstanbul’un ilk belediye başkanlarından biri Kastamonulu”.

Belli ki Sultan Abdülaziz ile yıldızı barışmadı…

“27 Eylül 1861” tarihinde görevinden alındı.

Devlet görevi devam etti başka bir üst makamda…

“İstinaf Reisi” oldu.

“Divan-ı Muhasebat, Divan-ı İstinaf, Divan-ı Zabtiye, Hukuk, Cinayet Reisliği, İcra, Şura-yıDevlet” reisliği görevlerinde bulundu…

Hukuk insanıydı.

1876 yılında ebedi dünyaya geçti…

Yenikapı Mevlevihanesi avlusuna defnedildi.)

(Kabri üzerinden fikir yürütüldüğünde…

Kastamonulu Hacı Ahmed Efendi’nin “Mevlevi” olduğu aşikar.

Her “Mevlevi”…

Gönül köşkümdür.)

(İstanbul’da yerel hizmetleri görmesi için “16 Ağustos 1855” tarihinde “Şehremaneti” kuruldu…

“Şehremini” ve “Şehir Meclisi” adında iki organa sahipti.

Yürütme organı “Şehremini” idi…

Babıali’nin seçimi ve padişahın iradesi ile atanırdı.

Zamanla Babıali devreden çıkarıldı ve şehremini doğrudan padişah tarafından atanır hale geldi…

Memur statüsünde idi şehremini, kaderi padişahın iki dudağı arasındaydı, “gel/git”.

İlk İstanbul şehreminlerinin görev sürelerine bakıldığında çok az süre makamda kaldıkları görülüyor…

Olağan bir bakıma.)

(“Belediye” ne(r)den kuruldu Osmanlı’da?...

“Batıdan geldi.”

Tanzimat ile birlikte girdi…

“Osmanlı şehir yönetimi” tedavülden kaldırıldı yerine Avrupa kaynaklı “modern” belediye usulüne geçildi.

Bu “devrim” sadece “yerel” idarenin yeniden düzenlenmesiyle ilgili görülmemeli…

Osmanlı’nın sultası altına girdiği “Batı tahakkümü” namına da okunmalı.

“Batılaşma” ayrı…

“Batılılaşma” ayrı.

İlk etapta İstanbul’da başlayan “belediyeleşme” kısa sürede tüm şehirlere nakloldu…

Anadolu da “modernleşti”.

Soru şu…

Mevcut “belediye” yönetiminde halkın “söz, yetki karar hakkı” ne oranda var?)