Çok şefkatli pek merhametli Allah’ın adıyla başlıyorum.

Değerli okurlarım,
4 Nisan’da Alparslan TÜRKEŞ Bey’in vefatı münasebetiyle sizlerle paylaşmayı düşündüğüm fakat paylaşamadığım bir mektubu 3 Mayıs vesilesiyle paylaşmak istiyorum.
12 Eylül 1980 sonrasının sıkıntılı günlerinde Merhum Alparslan Türkeş ve dava arkadaşları tutuklanmışlar ve çeşitli suç isnatları ile yargılanmaktadırlar. Bu süreç içerisinde tutuklananlar ceza ve tutukevlerinde envai çeşit zorluklarla boğuşup çilelerini doldururken aileleri de dışarıda hem onların hasret ve üzüntüleri, hem de kendi geçim sıkıntıları ile mücadele etmekteydiler. İnsanların başkalarına değil kendisine ve ailesine dahi faydasının dokunmadığı, sıkıntıların aşılmak bir yana gün be gün arttığı zamanlar yaşanmaktaydı.
Bu dönemde bir gurup alperenlik ruhunu özümsemiş, içselleştirmiş ve fiiliyatta da bu tarzda yaşama erdemine erişmiş ihtiyar delikanlı Kastamonulu ve Tosyalı alperen, aralarında topladıkları karınca kararınca yardımları tutuklulara ve yakınlarına ulaştırmak için seferber olmuşlardı. Topladıkları yardımları tutuklu yakınlarının ailelerini bizzat dolaşarak ulaştırmaya çalışırlardı. Bu zevat bir yandan ellerinde geldiğince maddi olarak bir şeyler yapmaya çalışırken bir yandan da dua ve niyazlarıyla sıkıntı içerisindekileri manevi olarak desteklemekteydiler.
Bu zatlar kar, yağmur, çamur demeden bin bir zorluk içerisinde Ilgaz dağlarını aşarak Merhum Türkeş ve arkadaşlarının yargılandığı bütün davalara iştirak etmişlerdir. Hatta öyle ki, o dönem mahkemede yargılananlar daha sonra bu manzarayı şöyle anlatmışlardı. “Mahkemeye geldiğimizde ilk yaptığımız şey arkamıza dönüp bakmak olurdu. Kastamonulu ve Tosyalı aksakallıları, dua ve Kur’an okur vaziyette ağızları kımıldarken görünce içimiz ferahlar, derin bir rahatlık hissederdik.” Mahkeme bitiminde geri dönüş için yola çıkacak olan bu zevatın vakit namazını kaçırmamak için kar ve yağmur altında yol kenarındaki bir alanda namaza durduklarını Merhum Türkeş Bey’in damadı Hamit Bey’den de dinlemiştik.
İşte yukarıda Merhum Alparslan Türkeş’in vefasının bir göstergesi olmak üzere mektup yazarak teşekkür ettiği Merhum Abdullah Arpacı bu zatlardan bir tanesi idi. Yine mektupta adı geçen Merhum Ömer Arpacı ile Merhum Ali Yılmazbilen bu faaliyetlerde “hayırda öne geçenler” gurubuna dâhil olanlardandı. (Burada ismi sayılmasa da başka zamanlarda Merhum Türkeş Bey’in özel mektuplaştığı başka isimler olduğunu da bilmekteyiz.)
Bu zevatı teşvik eden ise mektupta “Muhterem Efendi Hazretleri’ne mahsus selamlarımı, sevgilerimi ve hürmetlerimi bildirmenizi rica ederim. Başta kendileri olmak üzere, bütün ihlâslı kardeşlerimizin hayır dualarını istirham ederim.” cümleleriyle bahsedilen ve kendisine özel selam gönderilen son dönem âlim ve mütefekkirlerinden Kastamonulu Merhum Mehmet Feyzi Efendi’dir.
Merhum Türkeş Bey’in kendilerinden “Muhterem Efendi Hazretleri” şeklinde hitap etmesi, onunla samimi olanlar ve yakın dostlarının bahsettiği bir tarzda söz etmesi ise aralarındaki yakınlığın ve bağlılığın en önemli göstergesidir. Merhum Türkeş Bey “Kendileriyle gerek milletimizin kalkınması meselelerini ve gerekse devletimizin yaşatılması meselelerinin birçok defalar görüştük. Daha doğrusu kendilerinin irşadını aldım.” ifadeleri ile de bu yakınlığı beyan etmiştir. (Kalaycı, Karanlıktan Aydınlığa, s. 411.) Yine yukarıda Merhum Türkeş Bey, Hakâik-i Nûriyye adlı dua kitabını da yanından ayırmadığını ve devamlı okuduğunu beyan etmektedir.
Bu mektup bir vefa örneğidir. Dostlar arasında samimi ifadelerle dolu bir mektuptur. Tutukevinden gönderilmesi ve 12 Eylül şartları altında yazılmış olması da mektubun samimiyetini belgelemektedir. Bu zor şartlar altında hayata bakışı, dik duruşu, azim ve kararlılık ile davaya inancı açıkça gösteren önemli bir belge niteliğindedir. Ayrıca Rahmetli Türkeş Bey’in maneviyat yönünü de gözler önüne sermektedir. Onun izinden giden Türk gençliğinin onun davasını omuzlayabilmesi, hakkıyla yüklenebilmesi ve taşıyabilmesi için, kendisini sadece bir parti başkanı olarak değil; inanç ve ilkeleri, maddi ve manevi yönü ile bir bütün olarak onun milli ve manevi değerlerimize bakışını anlamaya ve kavramaya çalışması gerekmektedir. Ayrıca Merhum Türkeş Bey’in yazdığı bu ve benzeri mektupların da bir araya getirilmesi, onun hayat felsefesinin daha iyi anlaşılması ve ortaya konulması için elzemdir.
Kendilerine, mektupta adı geçen zatlara ve bütün dava arkadaşlarına Cenabı Allah’tan rahmet diliyoruz. Şaban Kalaycı ismiyle kaleme aldığı Karanlıktan Aydınlığa kitabında bu mektubu bizlerle buluşturan Merhum Muzaffer ERTAŞ Hocamıza da Allah’tan rahmet diliyoruz.
Bu vesileyle Merhum Türkeş Bey’in yazdığı diğer mektupların da derlenip yayınlanmasının onun ve hayat felsefesinin anlaşılmasına katkı sunacağı kanaatindeyiz.
Mektubun metnini ve okunuşunu sizlerle paylaşmak istiyorum.
Sağlıcakla kalın.

Burhan Baltaci Köşe.jpg

Mektubun okunuşu:
“Tutukevi-Ankara
29 Ekim 1982
Çok Muhterem ve Aziz Kardeşim Abdullah Arpacı Bey’e,
Sizi, Ali Bey’i, Ömer Bey’i ve diğer vefakâr kardeşlerimi mahkemede uzaktan bile olsa gördükçe çok memnun oluyorum. Allah sizlerden razı olsun. Gösterdiğiniz alaka ve yaptığınız yardımlar için çok teşekkürler ederim. Muhterem Efendi Hazretleri’ne mahsus selamlarımı, sevgilerimi ve hürmetlerimi bildirmenizi rica ederim. Başta kendileri olmak üzere, bütün ihlâslı kardeşlerimizin hayır dualarını istirham ederim.
Memleketimiz, milletimiz ile birlikte hepimiz bir felakete ve büyük bir haksızlığa uğramış bulunuyoruz. Komünist polisler ve komünist hâkimler el ele vererek Müslüman Türk Milliyetçilerini tuzağa düşürmüşlerdir. Amma Cenab-ı Hak Kadîr-i Mutlak’tır. Neticede, inşallahu Teâlâ, halâs olacağız ve muzaffer olacağız. Aksi halde Türk Milleti böyle zulümler ve haksızlıklar dolayısıyla perişan olur.
Benim, sizler gibi, Cenab-ı Hakk’a güvenim sonsuzdur. Bana evvelce hediye etmiş olduğunuz Hakâik-i Nûriyye hep yanımdadır, devamlı okuyorum. Hep sizi hatırlıyorum.
Burada görüştüğüm Tosyalı bir genç vasıtasıyla bu mektubu gönderiyorum. Mahsus selamlar ederek hasretle ve hürmetle kucaklarım. Ali Bey’e, Ömer Bey’e ve diğer cümle arkadaşlara mahsus selamlar ederim. Hepinizi Cenab-ı Hakk’a emanet ederim. Mübarek Muharreminizi ve hicrî yeni yılınızı tebrik ederim.
Alparslan Türkeş”

Şaban Kalaycı’nın Karanlıktan Aydınlığa (Hamle Yay., İstanbul 1996) adlı eserinin 320. sayfasında yer alan mektubun resmi.