Birkaç Gün Susuz Kalınca Anlaşılan Hakikat: Su Hayattır

“Her canlı şeyi sudan yarattık” (Kur’anı- Kerim; Enbiyâ, 30)

Su sadece doğal bir kaynak değil, tüm canlılar için büyük bir nimettir; hayattır.

Son günlerde ülkemizin bazı şehirlerinde ve yaşadığımız il olan Kastamonu’da yaşanan su kesintileri, musluktan akan nimetin ne anlama geldiğini daha iyi anlamamıza vesile olmuştur.

Bugünlerde yaşanan susuzluk, yalnızca teknik bir altyapı sorunu değil; iklim değişikliği, israf kültürü ve bilinç eksikliğinin ortak sonucudur.

Suya sadece “tüketilen bir kaynak” gözüyle bakılmamalıdır. Medeniyetimizde su, hayatın kaynağı, bir nimet ve israf edilmemesi gereken bir emanet olarak kabul edilir. Müslüman toplumlar için israf etmemek ve tasarruf etmek, aynı zamanda bir medeniyet göstergesidir. Cenab-ı Hak, “Yiyiniz, içiniz; fakat israf etmeyiniz. Zira Allah israf edenleri sevmez.” (A‘raf Suresi, 7/31) buyurmuştur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de “Akan bir nehirden bile abdest alırken suyu gereksiz kullanmak israf olur.” buyurmuşlardır (İbn Mâce, Tahâret, 48).

SUSUZLUK VE KURAKLIĞIN NEDENLERİ

Canlılar için yaşam kaynağı olan su, üzerinde yaşam bulunan çevrelerde (biyosferde) en çok bulunan maddelerden biridir ve canlıların yapısında ağırlıkça yaklaşık %65–70 oranında bulunmaktadır. Dünya üzerindeki suların yaklaşık %96–97’si okyanus ve denizlerde bulunan tuzlu sulardan oluşmaktadır. Geri kalan %3–4’lük kısım ise akarsular, göller, yer altı suları ve buzullar hâlinde bulunan tatlı sulardan oluşmaktadır.

Canlıların yapısında bulunan su miktarı, yeryüzündeki oranlara benzer şekilde, su döngüsü sayesinde dengede kalır. Ancak küresel ısınma ve benzeri sorunlar, tüm dünyada kıtalar ve bölgeler arasındaki su döngüsünün doğallığını bozmakta; düzensiz yağışlara, yağış farklılıklarına ve yer yer kuraklıkla su sıkıntılarının yaşanmasına yol açmaktadır. Son yıllarda, ülkemiz genelinde yaşanan kuraklık, su zengini bir coğrafyada yer alan Anadolu ve Karadeniz Bölgesi için bile ciddi bir sorun hâline gelmiştir.

Sanayi Devrimi’nden sonra atmosferin ve yeryüzündeki su ile toprak kaynaklarının hızla kirletildiği bir gerçektir. Çok daha kötü durumlarla karşılaşmamak için tedbir almak gerekmektedir. Güneşten gelen ve özellikle deri kanserine yol açabilen zararlı morötesi (UV) ışınları süzen ozon tabakasındaki delinme ve incelme yaklaşık 50–60 yıldır tartışılmaktadır. Ozon tabakasına zarar veren başlıca gazlar olan kloroflorokarbonların (KFK/CFC) 1990’lı yıllardan itibaren yasaklanması veya kullanımının sınırlandırılması neticesinde, ozon tabakasındaki deliğin büyük oranda kapandığı ve incelmenin yavaşladığı bildirilmektedir. Aşırı gaz salınımından (CO₂, CH₄ vb.) kaynaklanan sera etkisi de küresel ısınma, yağış rejimlerinin değişmesi ve iklim değişikliği sorunlarının temel kaynağını oluşturmaktadır.

YAPILMASI GEREKENLER VE BAZI ÖNERİLER

Öncelikle susuzluk ve kuraklık sorununun herkes tarafından ciddiye alınması gerekmektedir. Bugün yaşanan susuzluk sorunları, yalnızca belli dönemlerde ortaya çıkan geçici sıkıntılar olarak görülmemelidir. Birkaç gün susuz kalmak, geçici bir sıkıntı olarak insanlara nimetin değerini hatırlatırken; sürekli susuzluk, sağlık sorunları, tarımda verim kaybı, gıda güvenliği riski, göç ve sosyal problemler gibi toplumların geleceğini tehdit eden birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. Bugün bu tür sorunları ihmal etmek, yarının krizlerine davetiye çıkarmak anlamına gelir.

Dünyada yaşayan her birey ve her yönetici, gerekli önlemlerin alınması konusunda sorumluluklarını gözden geçirmek zorundadır. Bireyler açısından su tasarrufu, ertelenebilir bir tercih değil, günlük hayatın ayrılmaz bir parçası hâline gelmelidir. Tasarruf, yoksunluk değil; bilinç, ahlak ve medeniyet göstergesidir. Evlerde, iş yerlerinde ve kamusal alanlarda suyun bilinçli kullanılması; küçük görünen alışkanlık değişikliklerinin büyük sonuçlar doğurabileceği asla unutulmamalıdır.

Bilim, sorun çözme sanatıdır ve sorunlara bilimsel yaklaşıldığında çözülemeyecek sorun yoktur. Yöneticiler ve karar vericiler açısından mesele çok daha stratejik bir boyut taşımaktadır. Su yönetimi, kısa vadeli çözümlerle değil; bilimsel verilere dayalı, uzun vadeli ve sürdürülebilir politikalarla ele alınmalıdır. Altyapı yatırımlarının güçlendirilmesi, kayıp-kaçak oranlarının azaltılması ve tarımda modern, verimli sulama tekniklerinin yaygınlaştırılması artık bir tercih değil, zorunluluktur. Ayrıca yapay zekâ destekli dijital su izleme ve yönetim sistemleri, su kaynaklarının korunmasında önemli imkânlar sunmaktadır.

SONUÇ

Sonuç olarak, susuzluk ve kuraklık gibi sorunlara bilimsel, bütüncül ve uzun vadeli yaklaşımlarla çözüm aranmalıdır. Dijital teknoloji çağında, dijital teknolojilerle desteklenen uygulamalar, su yönetiminde önemli fırsatlar sunmaktadır.

Suya sahipken onu hoyratça tüketmek, yokluğunda ise çaresizce aramak, insanlığın en büyük çelişkilerinden biridir. Suyun kıymetini anlamak için susuz kalmayı beklemeden, bugünden tedbir alan bir bilinç geliştirmek, hem bugünün hem de yarının insanına karşı ortak sorumluluğumuzdur.

Medeniyetimizde su, yalnızca hayatı sürdüren bir unsur değil; temizliğin, bereketin ve ilahi rahmetin sembolüdür. Çeşmelerin vakıf anlayışıyla inşa edildiği, yolcunun ve canlının susuz bırakılmadığı, nehirden abdest alırken bile suyun israf edilmediği bir kültürden geliyoruz. Suya hürmet, yaratılana saygının ve Yaradan’a şükrün bir tezahürüdür. Bu nedenle su kaynaklarının korunması meselesi, teknik bir çevre sorunu olmanın ötesinde, ahlaki ve manevi bir sorumluluk alanıdır.

Suyun kıymetini bilmek için susuz kalmaya gerek yoktur.

(Şekil için kaynak: https://rumeli.edu.tr/tr/haberler/18-eylul-su-tasarrufu-gunu-gelecegimizi-korumak-icin-suyu-bilincli-kullanalim)