Yerel yönetim anlayışının içini “birden fazla şeyin veya kişinin ortak veya aynı olma durumunu” ifade eden “müşterek” kavramı ile dolduran “belediyecilik” örneklerini fark etmeyi “Fatsa, Porto Alegre, Ovacık ve Fındıklı” deneyimlerinin ardından “Dikili” ile sürdüre…

Vakte ve geleceğe “akıl yora”, “örnek ola”, “yol bula” gayesiyle.

Aslına bakarsanız “müşterek” kavramı “5393” sayılı “Belediye Kanunu” içinde var olmasına var “zaten” ve en başında belediyeyi tarif eden ilk cümlede yer almacasına hem de…

“Kuvveden fiile çıkarmak” tüm mesele.

Kanunun “belediye” tarifi “Belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, idarî ve malî özerkliğe sahip kamu tüzel kişisi”…

Yurttaşların “müştereklikte” buluşma yolunun dünyanın hemen her yerel yönetiminde “engebeli, dolambaçlı, sarp” olması aman ha aman enseyi karatmaya.

Mustafa Afacan Köşe (3)-45

Efsane başkan Osman Özgüven evvela “1984 -1994” yılları arasında iki dönem ve ardından da “2004-2009” döneminde “Dikili Belediye Başkanlığı” yaptı…

12 Eylül askeri darbesinin akabinde ortaya çıkardığı “belediyecilik deneyimi” Dikili sınırlarını aşıp “müşterekçi belediyecilik” alanında dünya mirası oldu.

“Müştereklik”, yerel yönetim lügatine, kentin “birden fazla şey veya kişinin ortak veya aynı olma durumu” ile girse gerek…

Bir diğer ifadeyle kent yönetiminde “söz, yetki ve karar” hakkının seçilen belediye başkanı ve meclis üyeleri “kadar” halkın tamamına “doğrudan” veriliyor olması.

“Sınırlı” olmak kaydıyla ve ekseriyetle “görüntüde” kalan ve ne “yukarıdan aşağı” ne de sanki tezadı ve demokratiğiymiş gibi karşısına konulan “aşağıdan yukarı” silsilede değil de…

Seçilmişler ile yurttaş arasına konulan tüm “bentleri kaldıran”, “yatay” örgütlenen”, cemi cümle alanlarda “imeceyi hakim kılan” bir yerel yönetim zihniyetinden söz ediyoruz.

“Müşterekçi belediye”; yurttaşı “dinleyen” olmaktan çıkarır, “irade” ve “sahiplik” verir, “sınırsız sorumlu” kılar…

“Fatsa, Porto Alegre, Ovacık, Fındıklı” ve bugün izini süreceğimiz ve dünyanın her neresinde olursa olsun yeniden “tohuma duracağını” umut edeceğimiz “Dikili” deneyimi işte bu “müşterekçi belediyeciliğin” nüveleri idi.

Umut…

Müşterekçilikte.

Mustafa Afacan Köşe (2)-74

(İzmir Dikili’de 1944 yılında doğan Özgüven, yükseköğrenimini inşaat mühendisi olarak tamamladı, yaşamınca "gerçek anlamda bir insan olmaya çalıştı”, tarafını “eşitlik, adalet, demokrasi” kefesine koydu, emeği en yüce değer belledi, teori ile pratiği birleştirdi…

12 Eylül askeri darbesi ardından yapılan ilk yerel seçimde Dikili’de belediye başkanlığını kazandı, sonraki seçimi yine kazandı, 10 yıl belediye başkanlığı yaptı, araya giren iki dönemin aradan sonra 2004’te yine seçildi.

Özgüven 3 dönem yaptığı başkanlığı boyunca “Sosyal Belediyeciliğin 10 Şartı” ismini verdiği yerel yönetim ilkelerini uyguladı Dikili’de…

Taviz vermeden, geri durmadan, usanmadan.

Dünyaya bir “deneyim/umut/istikamet” miras bıraktı…

Yol açtı.

Not düştüğü üzere…

“Hiçbir şey boşuna yaşanmadı.”

Başlıklar halinde “10 şart”…

“Amaç yaşamdır”, “Yoksul ve ezilen kesimlere öncelik tanınmalıdır”, “Emeğe- sosyal adalete saygı gösterilmelidir”, “Su, ekmek, barınma, eğitim, sağlık, ulaşım insan hakkıdır”, “Kentin ve kent insanının her sorunu yerel yönetimin de sorunu olarak görülmelidir”, “Doğaya, çevreye ve tüm canlılara saygılı olunmalıdır”, “Rüşvetin, kayırmacılığın, yolsuzluğun olmadığı; eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik, katılımcı; açık, dürüst, temiz bir yönetim oluşturulmalıdır”, “Hizmette eşitlik; barış içinde farklılıklarımızla bir arada yaşama ortamı sağlanmasına katkı koymalıdır”, “Çocuklar, gençler, kadınlar, yaslılar ve emekliler her alanda olumlu ayrımcılığa tabi olmalıdırlar”, “Engellilerimizi sosyal-gündelik yaşama katmak insanlık görevidir”.

Her başlık kendi içinde açılıyor elbette, öz aldım, kısa spotlar halinde…

“Belediyeler ticarethane değildir”, “Sosyal belediye; düşünce ve işinin merkezine yaşamı koymalı, her amacı insan ve yaşamla bağlı olmalıdır”, “En basta işçiler ve işsizler olmak üzere, tüm çalışanlar, köylüler, yoksullar, küçük esnaf, zanaatkar ve sanayicilerin ihtiyaç ve talepleri elbette kentin uzun vadeli çıkarlarına ters düşmeden ama, öncelikli olarak değerlendirilmelidir. Bütçe olanaklarının elverdiği ölçülerde ekonomik olarak zayıf kesimler, geçim yardımı, kira yardımı, sağlık yardımı, eğitim yardımı v.b yollarla desteklenmelidirler”, “Emeğe ve sosyal adalete saygılı olmak, bu alanda aktif bir politik çizgi oluşturmak ve uygulamak sosyal belediyecilik anlayışının önemli bir ilkesidir. Bu anlamda belediye yönetimleri, gerekiyorsa olanaklarının sınırlarını zorlama pahasına, öncelikli olarak kendi içinde örnek olmalıdır”, “Belediye yönetimi programını doğasıyla, yolu, suyu, havası, yeşili, imarı, ve güzellikleriyle temiz-sakin-ucuz ve yaşanabilir bir kent hedefi doğrultusunda oluşturmalıdır”, “Belediyeler çevrenin ve yaşamın korunmasına ilişkin çalışmaları öncelikleri arasına almalıdırlar”, “Farklılıklar zengin bir birliğin temelini oluşturmalıdır”, “Yerel Yönetimin hedefi engelli yurttaşlarımızın gündelik yasamda eşit konumlarda yer almalarını sağlayıcı alanlar oluşturmak, destekler yaratmak olmalıdır”.)

(“Dikili” deneyimine “yol açan” Osman Özgüven’in emeği Gökmen Ulu tarafından “belgeselleştirildi” ve ayrıca “kitaplaştırıldı”…

“Ufuk açıcı” tesirli.

Gökmen Ulu’nun tamamı okunası https://www.ajansbakircay.com/emek-demokrasi-barisa-adanmis-bir-omur-komunist-osman-makale,2318.html makalesinden bir paragraf paylaşıyorum…

“Bir tevazu abidesiydi. Makam aracı, Mobylette bir motosikletten ibaretti. Emsali görülmemişti. Ankara’ya trenle gider gelirdi. Protokolde değil, halkın arasında otururdu. Ego ve kibirden tamamen yoksundu. Hayatı boyunca bir kez bile böbürlenmedi. Bir kez bile… Bu özellikleri içtenlikle taşıyordu. O en başta samimiyet demekti.”)

Mustafa Afacan Köşe (1)-73

(Yurttaşın kent yönetimine “ortak ses” koyması…

“Müşterekçilik”.

“Ortak ses”, “imece”, “dayanışma” düsturuyla ülkemizde çatısını örten azca yerel yönetim mirasını ve tüm dünya halklarının demokrasi deneyimlerini uç uca ekleyerek geleceğe dönük bir “müşterekçilik bildirgesi” yazılacaksa ki yazılacak…

Kastamonu’nun da sözü olacak elbette.)

Mustafa Afacan Köşe (2)-74

(Sonraki yazıda ver elini “İspanya”…

“Marinaleda” yerel yönetim deneyimi ile sürdürürüz farkına varmayı “müşterekçi belediyeciliği”.)

Mustafa Afacan Köşe (4)-33