Devletin ekonomik işleyişi şu biçimdedir. Devlet toplumdaki vatandaşlarından vergi toplar. Sonra bu topladığı vergilerle harcamalar yapar. Kamusal ve yarı kamusal mallar arz eder, altyapı yatırımları gerçekleştirir. Kamusal malların iki özelliği vardır. Kimse bu malları tüketirken birbiri ile rekabet etmez ve toplumdaki kimsenin kullanmasına da engel olunamaz. Tanım karışık geldiyse örnek verdiğimizde daha rahat anlarsınız. Örneğin; polisimizin sağladığı iç güvenlik, askerimizin sağladığı dış güvenlik, hakim ve savcılarımızın sağladığı adalet vb. kamu mallarıdır. Devlet topladığı vergilerden finanse ederek vatandaşlarına bu mal ve hizmetleri bedava sağlamalıdır. Burada sorun yok.
Ama bir de yarı kamusal mal ve özel mallar vardır. Özel mallar, piyasada alınıp satılan mallardır. Örneğin; marketlere, butiklere gidip satın aldığımız mallar özel mallardır. Yukarıda kamusal malların iki özelliğinden bahsetmiştik. Bu iki özellikten birini sağlayıp diğerini sağlamayan veya bu özellikleri kısmen sağlayan mallara da yarı kamusal mallar deriz. Örneğin; eğitim ve sağlık yarı kamusal mallardır. Tanımların gazete yazısı için karışık geldiğinin farkındayım. Bu nedenle örnekler üzerinden özetliyorum. Polis, Asker, Hakim ve savcının sağladığı hizmetler kamusal mallardır. Eğitim ve sağlık ise yarı kamusal mallardır. Market, butik vb mağazalardan aldığımız mallar ise özel mallardır. Bu örnekleri anlamanız kafi.
Üç farklı mal cinsinden bahsettiğimize göre bu malları devletin vatandaşlarına bedava verip vermeyeceği konusunu tartışmaya başlayabiliriz. Kamusal malların (polis, asker, hakim, savcı) halka bedava verilmesi gerektiği konusunda farklı düşünen yok. İbni Haldun’dan beri beri hemen hemen herkes kamusal malların halka bedava verilmesi gerektiğini savunuyor. Adam Smith gerçi hakimlerin bitirdiği dava başına ücret alması gerektiği yolunda bir düşünce ortaya attı ama pek taraftar bulamadı. Gelelim yarı kamusal mallar (eğitim ve sağlık) ile özel mallara…
Eğitim ve sağlık, topluma pozitif dışsallık sağlayan mallardır. Eğitim seviyesi arttıkça toplumda suç oranları düşer, işgücü verimliliği artar, girişimcilik eğilimleri artar. Sağlıklı insan sayısı arttıkça işgücü verimliliği artar, aşı olan kişi sayısı arttıkça diğer kişilere bulaşma ihtimali azalır, salgın hastalıklar azalır. Yani eğitim ve sağlık gibi hizmetlerden faydalanan kişiler toplumdaki diğer kişilere de fayda sağlar. İktisatta buna dışsallık deniyor. Bu yapısı nedeniyle eğitim ve sağlık hizmetlerini devletin vatandaşlarına bedava sağlayıp sağlamayacağı tartışma konusudur. Örneğin; Türkiye’de eskiden üniversite öğrencilerinden cüzi miktarda da olsa harç alınırdı. Şimdi bedava. Ama Dünya’nın en zengin ülkesi ABD’de devlet üniversiteleri dahil tüm üniversitelerde okumak paralıdır. Avrupa’da ise ülkeden ülkeye değişir. Örneğin; Almanya ve Norveç’te bedavadır. İtalya, İspanya ve Fransa gibi ülkelerde ise ücretlidir ama ücretler düşüktür. Hollanda’da ise pahalı ve ücretlidir. Kısaca tek bir uygulama yoktur. Kimi ülkelerde Türkiye’de olduğu gibi ücretsizdir ama kimi ülkede ise ücretlidir.
ABD’de üniversite eğitimi ücretlidir ama öğrencilerin kredi çekme imkanı vardır. Üniversite eğitimi bitince bu kredilerin geri ödemesi başlar. Bu da ortalama 15 ile 20 sene arasında sürer. Yani üniversitede eğitim aldığınız için borçlanıyorsunuz ve bu borcunuzu 15 ile 20 sene arasında ödüyorsunuz. 35-40 yaşına kadar üniversite için para ödüyorsunuz. Bu arada öğrenim sırasında yemek, barınma, kitap gibi harcamalarınızın üniversite ücretine dahil olmadığını da ekleyelim. Benzer biçimde ABD’de devlet hastanelerinden yararlanmak da ücretli ve pahalıdır. Ancak sağlık sigortası yaptırırsanız ucuz fiyata sağlık hizmetlerinden faydalanırsınız, ama aylık sağlık sigorta priminizin de ücretiniz içindeki payı bayağı yüksektir. Avrupa’da ise ülkeden ülkeye değişmekle beraber genelde vatandaşlarına bedava veya düşük ücretlidir. Şimdi “ABD’de sistem kötüymüş, Türkiye ve Norveç’te olduğu gibi üniversiteler bedava olmalı, Hastaneler de bedava olmalı” dediğinizi duyar gibiyim. Ama bu tartışmalıdır. Belki de ABD’deki sistem daha iyidir. Neden mi? Eğitim ve sağlık bedava olunca neler olduğunu görelim.
Birincisi; insanlar bedava elde ettikleri malın değerini bilmezler. Kendilerinin o malı kullanmaya doğal hakkı olduğunu düşünürler. Örneğin; Üniversite yemekhanelerinde öğrencilere ucuz yemek çıkarılır. Devlet maliyetin büyük kısmını kendi karşılar ve öğrenciler çok ucuz fiyata dört kap yemek yerler. Kastamonu Üniversitesinde öğrenciler 40 TL ücretle dört kap yemek yer. Bunun devlete maliyeti muhtemelen 150 TL gibidir. Dışarıda bir kasa çorba bile 60 TL’dan başlar. Ama çoğu öğrenci yemeklerden hem şikayetçi hem de “devlet tabi ki bize yemek verecek” anlayışında. KYK yurdunda kalan öğrenciler “geçen sene üç kişilik odada kalıyorken şimdi dört kişilik odada kalıyoruz” diye şikayet ediyor. Şikayet etmeleri normal ama devletin kendilerine verdiğini hak olarak görmeleri normal değil. ABD ve bazı Avrupa ülkelerinde öğrencilerin bu tip imkanları yok, kimse de bunların hakları olduğunu düşünmüyor.
İkincisi; eğitim ve sağlık kamu harcamalarını artırır. Devlet bu nedenle kamu mallarını (asker, polis, hakim, savcı) arz ederken sıkıntı yaşar. Örneğin; ABD eğitim ve sağlıkta harcamaları kısar ama Dünya’nın en güçlü ordusuna sahiptir. Süper kalitede otoyollara sahiptir. Eğitim ve sağlığa yeterince pay ayırmayan Avrupa ülkeleri metro sistemlerini, otoyollarını bizden yıllar önce tamamlamıştır. Kamu harcamalarının çok artması da para arzının artırılması dolayısıyla enflasyona neden olabilir. Daha fazla kamu harcaması yapmak için vergi oranları artırılırsa da ekonomi büyümez, hatta İbni Haldun’un ifadesiyle devlet yok olmaya başlar.
Üçüncüsü; eğitim ve sağlık gibi önemli malları devlet bedava arz ederse insanların çalışma güdüsü, verimlilik azalır. Örneğin; ABD’de insanlar çocuklarını 18 yaşından sonra evden yollar. Üniversite eğitimi için kredi çeken öğrenciler yemek, barınma ihtiyaçları için çeşitli işlerde (garsonluk, pazarlamacılık, bulaşıkçılık vb) çalışırlar. Türkiye’de üniversite öğrencisi olup da bir işte çalışan kaç kişi var? İnsanlar “Nasılsa hava bedava, su bedava, hastane bedava, üniversite bedava” diyerek yan gelip yatarlar.
Dördüncüsü; kamu kesimi büyür. Kamu kesiminin büyümesi ise yolsuzluk ve rüşvet gibi olayları artırır. Bakın! Pek çok belediye başkanı şimdi yargılanıyor. Bilmem kaç tane kamera görüntüsü, mağdur şikayeti, itiraflar, kamera bantlama görüntüleri, tapu kayıtları, Banka dekontları vb. var. Bu kadar delilden sonra belki de çoğu kişi hüküm giyecek. Belediyeler, bu kadar ekonomik güce sahip olmasaydı bu kadar çok olay veya iddia olabilir miydi? Devlet büyürse birileri bu ekonomik güçten faydalanmak ister.
Demek ki eğitim ve sağlığı devletin vatandaşa bedava arz etmesinin olumlu olduğu kadar olumsuz yanları da var. Belki merak edersiniz, Osmanlı İmparatorluğu’nda bu işler nasıl yapılırdı? Sonuçta zamanın süper gücü Osmanlı İmparatorluğu idi. Osmanlı İmparatorluğu’nda sosyal politikalar vakıflar aracılığıyla yapılırdı. Böylece mülkiyet hakları çiğnenmez, vergi yükleri ağırlaştırılmazdı. Subyan mekteplerinde vakıflar, öksüz ve yetim çocukları okuturlar; diğer çocukların ailelerinden de ücret alınırdı. Medreseler (şimdiki üniversiteler), darüşşifa ve şifahaneler (hastaneler) ise vakıflar tarafından finanse edilirdi.
Siz ne dersiniz? Eğitim ve sağlık, devlet tarafından vatandaşa bedava mı sunulsun? Yoksa vatandaştan para mı alınsın? Yoksa vakıflar aracılığıyla mı bu işler yürütülsün?