Sıladan göç ediyor gurbetçiler doydukları memleketlere, bitti festivaller ters çevrildi sandalyeler, köy evlerinde tesbihe durdu analar babalar…
Sonbahar alıp gidiyor sesleri, suretleri, nefesleri.

Vedalaşma vakti kalabalıkla…
Kucaklaşmak tenhalıkla.

Kurşun atsan insana değmeyecek sokaklarıyla şehir…
Ezelin uğultusunu dinleyecek spiral deniz kabuklarında.

Sıvalar dökülmeyi sürdürecek…
Kulaklar pas tutacak.

Kimliğini kaybetmekte olan her kadim şehir gibi…
Kum saati heyelana uğrayan Kastamonu.

Kim ağlasın sana?...
Neyin kaldı ki evlatlarının baş yaslayacağı?

Ucuz kömürler faili değil kış ikindilerinde göğü saran sisin…
Gözlerin ferine inen perde.

Kastamonu “yar” olmaktan çıkmış Kastamonuluya…
Yar ucuna itilmiş bir metruk.

Mustafa Afacan Köşe 3 Eylül (1)

(“Alelade tuzağı”…
Şehirlerin önündeki en derin ve geniş risk “aleladeleşmek”.

Tarihi ve kültürel mirasından kopmanın g(e/ö)türüsü…
Kimliğini unutmak.

Banliyölerini de kapsayacak bütünlüğüyle “Kastamonu Şehir(li) Kimliği” yapraklarını dolu vurmuş bir çınardan farksız bugün…
Geride kalan gövdeyi envai kurt sarmış halde.

Çok sürmez…
Tehlike arz ettiği gerekçesiyle köküne balta yemesi.

Şehrin mihrabı yıkılmaya yüz turmuş konakları, hanları, hamamlarıdır…
Kastamonu(lu)nun eskiciye verip karşılığında leblebi almaya razı olduğu asar.

“Reddi miras” etti Kastamonulu ata mirasını…
“Mirasyedi” dahi ol(a)madı.

Yüz çevirdi…
Sırtını döndü.)

Mustafa Afacan Köşe 3 Eylül (3)

(Kastamonu 20 şehri bütününde “alelade tuzağı” içinde…
Köşelerini törpülemenin, parmak izini kazımanın, alın çizgilerini rötuşlamanın bilinçsiz koşturmacasında.

Anadolu “birbirinin tıpkısılaşmış” şehirler ile dolu…
Şehre giriş tabelaları olmasa hepsinin ismi aynı.

Ne mimari kalmış ne kültür…
Ne söz ne harf.

“Kuzeykent” misali Anadolu kentleri…
Gökdelen örüntüleri.

Buzdağının görünen yüzü maviş…
Altı mafiş.

Umudun siyaset kartelasında olmadığı aşikar…
Gelenler gidenlere rahmet okutası.

Tahsillisi de aynı…
Cühelası da.

Ah Lidyalılar…
Mahvettiniz Kastamonu’yu.)

Not: HeMustafa Afacan Köşe 3 Eylül (2)r 4 Eylül’de dolar dolar taşar göğüs haznemiz…
Vatanperverliğin kutsi hazinesiyle.

“Manda ve himaye kabul edilemez” yazılır…
“Ya istiklal ya ölüm” okunur.

Kastamonu 4 Eylül 1919’da henüz “Kuvayi Milliye” safında değildi “resmen”…
12 gün vardı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün omuz başında tüm varı yoğu ile durmaya.

İçten içe kaynıyordu istiklal ocağı Kastamonu’da…
Yanıyordu kahramanların bağrı.

Kastamonu’nun muhakkak ama muhakkak 4 Eylül’de Sivas’ta başlayacak kongreye katılması gerekiyordu…
Gazi Mustafa Kemal Atatürk telgraf başındaydı.

Eşraftan “Tatlızade Nuri Bey” ve asker tekaüdü “Sami Zeki Bey”…
İnebolu Limanı’ndan yola düştüler “tüccar” kılığında.

Vapurdan Samsun’da indiler…
Karayolu ile Sivas.

Candan geçtiler…
Canandan geçmediler.

Ve bir diğer Kastamonulu “Miralay Halit Akmansü”…
Sivas Kongresi’ni baltalamak için emperyalistler ve işbirlikçileri tarafından hazırlanan “Ali Galip Ayaklanması”, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten aldığı emir ile Miralay Halit Akmansü tarafından engellendi, aksi halde “Sivas Kongresi” olmayacaktı.

107 yıl geçti üzerinden Sivas Kongresi’nin…
İstiklal ve istikbale adanan hayatlar.

“Tatlızade Nuri Bey” ve “Sami Zeki Bey” ve “Halit Akmansü”…
Unutmayacağız.

Yaktıkları bağımsızlık ateşinin sönmesine asla müsaade etmeyeceğiz…
Pervanesi olacağız.

(16/17 Eylül 1919…
Kahraman Şevket Bey’in izinden yürüyüşümüzü eksiltmeyeceğiz.

Düşsek de…
Kalkacağız.

Şad olsun…
Daimdir fikri miras.)

Mustafa Afacan Köşe 3 Eylül (4)