Kemal Tahir’in “Devlet Ana” romanıyla bildik “boy” halinden imparatorluğa erdiren Anadolu mayasını, Anadolu devletinin kimlik şifresini çözdük satırlarında, geleceğe kök sürdürenAnadolu’ya sahipliği öğrendik ve “bizimsedik”…
Devletin “Ana” sevgisini, vicdanını, ufkunu fert fert “benimsedik”.
Elbette “yurtseverliği, yerelliği, yerliliği”…
El kültürlerine karşı “kendini bil” düsturunu.
Anadolu’da yönlerin “batı” ile “ters” düştüğünü anlamanın da ilk sapağıdır “Devlet Ana”…
Anadolu pusulasında sağ “soldur” ve sol da “sağ”.
Anadolu’yu ve elbette bugünü anlamak için evvela “Devlet Ana” biline ki “kimliğin” nereden geldiği ve nasıl küf tutmaz çelikten bir hamur olduğu anlaşıla…
Mem’e yabancılaşmaktan kurtula.
Tarihsel sürece dair “tümden gelmek” zordur, en bela tarafı da “tercih” yapmayı ve kimini “silmeyi” hep el altında tutar, hiç olmazsa “kabuk değiştirmeyi” mümkün kılar…
Perakendecidir.
Yağmurlu havada şemsiyesiz dışarı çıkartmaz…
Boya akar.
(Kaç vakittir çerçeve halinde duvarıma asılı fotoğrafta hep ormana bakmışım meğer…
Ağacı yeni gördüm.
“Kastamonu Hükümet Dairesi” önüne “vesaitini çeken vatandaş”…
Bulduğu bir tutamağa eşeğin yularını bağlayıp derdini anlatmaya binaya girecek birazdan.

Uzun yoldan gelmiş olsa gerek…
Eşekceğizin solumasından belli, kafa öne düşmüş, semer kim bilir kaç ton çekiyor sırtında o an.
Anahtarı kontakta bırakmakta beis yok…
Asayiş berkemal.
Köyünde kim bilir ne dert?..
Açlık, kıtlık, yokluk derebeyi mi olmuş acep?
Valiye çıkacak belki…
Maruzatını dilden dökecek.
“Yandık” diyecek…
“Bir avuç su” dileyecek.
Kazak Abdal’ım gün o gün değil…
Eşeği çayıra salmamış vatandaş, Kastamonu Hükümet Dairesi önüne bağlamış, düşü de hayır yoranı da.)
(Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne sirayet eden “Devlet Ana” kimliğinin fotoğrafıdır eşeğini Vilayet Binası önüne çeken köylü vatandaş…
Derdi olanın dermanını “veryansın” etmektense, “ana” şefkatine sığınırcasına özgüven ile devlete sual etmekte bulacağını düşünen, en azından “uman” vakur tavır.
İmiğini sıkan ne mütegallibeye, ne derebeyine, ne mültezime rağmen…
Devlet Ana’yı daim ve baki “kendinden bilmek”.
“Kastamonu Hükümet Dairesi” kapısına eşeğini bağlayan vatandaşın gönül rahatlığıdır işte…
O şefkatin yüzü suyu hürmetine değil midirşehitlik, gazilik, yetimlik?..
“Açgözlülük” karşısında huy edinilmiş “tokgözlülük”.
Özellikle taşrada, devleti temsil edenlerin kimi zaman ve kimi yerde halka karşı envaikanunsuzluklarına ve acımasızlıklarına ve onca devletle savaşa ve kıyımlara rağmen ve açlığa ve hastalığa rağmen…
Devlet nasıl baki kaldı Anadolu’da daim?
“Ana” olduğu için…
Evlatlarının sevgisi ve hürmetiyle.)
(Fotoğrafın tarihinin ne önemi var?...
“Osmanlı İmparatorluğu” ya da “Türkiye Cumhuriyeti” devri olmasının ya da?
Tarih ve devirden azade “Anadolu” mayasının varlığı var o fotoğrafta…
Aynı mayanın, genetiğin, kültürün (mem) devamı fotoğraftaki “devlet”.
Ha “Osmanlı Valisi”…
Ha “Cumhuriyet Valisi”.
Kan aynı kan…
Kimlik aynı kimlik.
Takılmasın gözünüze “Kastamonu HükümetDairesi” bitişiğindeki “mapushane”…
Dilinizden döküle İhsan Ozanoğlu’nun sazından o Kastamonu türküsü.
“Mapushane Çeşmesi”…
“Mapushane çeşmesi yandan akıyor yandan / Mapusluk bir şey değil yanıklık var bir yandan/ Ben verem oldum yâr yoluna / Ben ölüyorum yâr yoluna / Hey gardiyan gardiyan tabancamı ver bana / Bir güzelin yoluna ceza verdiler bana / Ben ölüyorum yâr yoluna / Ben verem oldum yâr yoluna.”
Üstte “Saat Kulesi”…
Yamacı “mezarlık”.
Ataların ruhu…
Ölürse ten ölür.)
Not: “Kemal Tahir” okumadan Anadolu anlaşılamaz…
Geldiğimiz yolun kültür şifresi çözülemediği gibi gideceğimiz yolun izi de bulunmaz.
“Kemal Tahir” okumadan ne “Osmanlı” ne de “Türkiye” tarif edilebilir?..
Ne “batı” ne “doğu”.
Türkiye’deki “cereyanlar” ne ola?..
“Sağ ne tarafa ne düşer usta ya sol?”
Kurtuluş Savaşı’nı “Kemal Tahir” anlatır…
Kurulan cumhuriyet idaresinin aksak yanlarını o gösterir.
Hele ki “Devlet Ana” kitabı…
Her idarecini başucunda buluna.
Döne okuya…
Uyana okuya.