“Kimlikli şehir” olmak için evvela “geleceğe kök sürmek” elzem, “modernleşme” hendeğine düşmeden “medenileşme” istikametinin yolcusu olmak, kentin kendi kemaline ermek lazım…
Dünyanın cemi cümle “kadim” ve “kimlikli” kentleriyle birlikte Kastamonu’nun da “yaşayabilir” kalması için tek reçete bu.
Kente dair “yaşanabilir” ile “yaşayabilir” nüansında hangisinin seçileceği mühim…
Kentlerin yön tayini idareyi maslahatçılara kalırsa yandı gülüm keten helva.
Tüm paydaşları ile Kastamonu kamuoyunun mühayyilesi kente dair acaba yukarıdaki iki ayrı istikametten hangisini seçiyor?...
Öyle görünüyor ki “yaşanabilir” kefesi ağır basıyor.
Üzerindeki insanı “yaşatmak” ile kentin “yaşayabilmesi” arasındaki makasın bu sorunun cevabını asırlar önce vermiş diğer kadim kentlere göre Kastamonu’da daha açık olduğunu kabul etmemiz lazım…
Ki, 1960 ve 70’mişli yıllarda Kastamonu kamusunun cevabı “insanı yaşatmak” olmuştu, o nedenledir ki ortada ne “konak” bırakılmaya yeltenildi ne de “kültür”, önceki yıllarında yitirtilen inanç yapılarını da bu keder kervanına katalım.
1990’ların sonunda kentin “yaşayabilmesi” üzerine bir “kamu iradesi” ortaya konuldu ancak “sivil sahiplenme” olmadığı için tersine çevrilmiş kum saati misali “tükendi” peyderpey…
Günümüzde kelam olarak dahi yok.
(Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce “Yerel Reform Buluşmaları” panelinde konuştu…
“Kentler bugün yalnızlaşıyor, giderek köhneleşiyor. Ruhu olmayan kentlere doğru hızla ilerliyoruz. Hangi kente gidersek gidelim, artık hepsi birbirine benziyor, aralarında fark kalmıyor. O kentin geçmişini, geleceğe taşıyacak olan ruhunu göremiyoruz. Peki, bu ruhu kim korumalı? Belediyeler bu sürecin neresinde yer almalı? Kentlerin hakkını en iyi koruyacak olanlar belediyelerdir. Özellikle büyükşehir belediyelerine ve ilçe belediyelerine bu konuda çok büyük görevler düşüyor. Uyum içinde çalışmalılar ki gerçekten o kente nefes aldırabilsinler.”
Ünlüce’nin dile getirdiği tespit Kastamonu için de geçerli…
“Geçmişin izini geleceğe taşıyacak” emare kaldı mı Kastamonu’da?
“Peki bu ruhu kim korumalı?”…
Kastamonu’nun derdi daha kallavi, “bu ruh” olarak ifade bulan “kent kimliğini koruma” mevzusunu “unuttu” Kastamonu, verilecek cevap “Neyin ruhu?” olur olsa olsa.
“Kent kimliği” kavramını Prof. Dr. Derya Oktay “Kent Kimliğine Bütüncül Bir Bakış” makalesinde şöyle izah ediyor…
“Oysa, nasıl bir insan kendine özgü nitelik ve özelliklerle belirli bir ‘kimse’ oluyor ve diğerlerinden farklı ve özel hale geliyorsa, bir ‘yer’ ya da ‘kent’ de kendisini diğer yerlerden farklı kılan bir nitelikler bütünü olarak algılanabiliyorsa özel bir yer/kent olur ve zihinlere yerleşir. Kimlikli bir kentte yaşayan insanlar, kentleriyle gurur duyar; kimlikli bir kentin ziyaretçileri o kente tekrar gelmek isterler. Bu bağlamda, kent kimliğinin oluşturulması ya da güçlendirilebilmesi için, önce kenti ‘özel’ ya da ‘ayrımsanabilir’ kılan nedenleri anlamak yararlı olacaktır.”
Prof. Dr. Oktay'ın tespitinden hareketle Kastamonu üzerine soralım kendimize…
Kastamonu kent kimliğini özel ve ayrımsanabilir içeriğini korumak için ne yapıyoruz?
Bir adım geriden sorayım ya da…
Kastamonu’nun özel ve ayrımsanabilir içerik taşıdığında mutabık mıyız?)
(1970’lerde Kastamonu’nun Safranbolu’dan önce kültür korumacılarının merceği altına alındığı ancak şehrin egemenlerinin aşılamadığı gerçektir…
O gün “medenileşmek” yerine “modernleşmek” yönüne revan olan Kastamonu’nun kazandığı da ortada kaybettiği de.
O günden daha “geri” bir ihata altında Kastamonu bugün…
Oysa kadim vakitlerden günümüze ulaşabilmiş bir kapı tokmağı dahi yine başlamak için kıvılcımdır.
Sivil toplum istemedikçe, irade koymadıkça, alkışa boğdukça…
İdareyi maslahatçılara kabahat bulmak lafügüzaf ancak.)
Not: “Halit Kakınç’ın “Kızıl Sultan Galiyev” kitabına Attila İlhan’ın yazdığı önsözden bir paragraf okuyalım…
“Yaşamış olanlar hatırlayacaktır; İnönü Cumhuriyeti’nde yaşanan devre, ‘Perikles devri” denilirdi; aslında, Maarif’in birden Gazi’nin öngördüğü ‘Ulusalcı Anadolu Kültür Sentezi’nden, ‘Batılı ve Batıcı Yunan / Latin kökenine’ dönmüş olması kastediliyor; hiç kimse artık, Mustafa Kemal’in Batılılaşmak’tan değil, Çağdaşlaşmak’tan (Muasırlaşmak) söz ettiğini, hatırlamıyordu.”
Attila İlhan’ın uyarısı ve hatırlatmasını “kentleşme” ve “kültür” üzerine hem ayrı hem de birleşik halde anlamaya gayret etmek lazım…
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “muasırlaşma” hedefinde kent kimliği “imar” ve “kültür” koyu çizgiler ile yer alıyordu.
“Batılılaşmak” yahut “Batılaşmak”…
“Medenileşmek” değil.
“Müstemleke” olmak zihnen…
Kimlik kaybı.
Not 2: “Atatürk ve İstiklal Yolu Yürüyüşü” fiilen günbegün sona yaklaşıyor…
Nasıl ki kent kimliğinden dirhem dirhem kopuyorsa Kastamonu “bütüncül” olarak, kılcal damarlar da bir bir yitiyor, kalp krizi müteveffanın yolunu bekliyor.
“Kastamonu Kimliği” içeriğini dönüştürmek isteyen idareyi maslahatçılar mezarlığa giden yolun taşlarını döşüyor…
Üzerine toprak dökmedikçe rahata ermeyecekler besbelli.