Geçtiğimiz günlerde İnebolu'nun Çubuk köyü Endonezyalı iki misafir ağırladı...

Uzun yıllar gemicilik sektöründe çalışan ve emeklilik yıllarını doğduğu köyde geçiren, bu arada meraklısı olduğu yerel tarih çalışmaları ile de gelecek nesillerin istifade edebileceği faydalı projelere imzasını atan Mehmet Arslan kardeşimiz inanıyoruz ki misafirlerine hem ev sahipliği hem de rehberlik yaparak Türk misafirperverliğini üst düzeyde gösterdi.

Tabii ki bu ziyaret sayılı günlerle sınırlıydı ve İnebolu ile ilgili izlenimler önemliydi.

Endonezyalı misafirlerin bu ziyaretlerini not alıp rehberleri Mehmet Arslan'a bırakmaları ve bu tespitlerin bana ulaşması, okuyucularımın da konu hakkında bilgi sahibi olmalarına fırsat verecekti.

Evet; aynen öyle oldu ve misafirlerin İnebolu hakkındaki izlenimleri beni buldu. Türkçe tercüme edilmiş hâliyle paylaşıyorum.

İNEBOLU'DA

Yedi yıl önce Jakarta Üniversitesi sürekli eğitim merkezinde konuşuyordu kırık bozuk telaffuzuyla, ilginç fikirleri vardı çok samimi görünüyordu ve bugün biz O'nun ülkesindeyiz.

Yerel tarih araştırmacısı Mehmet Aslan'ın misafirleri olarak İnebolu'dayız. Az bir zamanımız var. İlk olarak Palmiye'ye uğradık, kapıda güleryüzle karşılandık, İnebolu güveci yerken rehberimiz Mehmet Arslan; Bülent beyin Yeni İnebolu Gazetesinde köşe yazıları yazdığını söyledi. Çıkışta yine güleryüzle uğurlandık.

Fatih Uğurlutaştan İnebolu magnetleri aldık, bize yarı fiyatından verdiler. "Neden?" dedim.
"Siz misafirsiniz" dedi rehberimiz. İnebolu'da misafir olmak harika. İnebolu sokaklarında dolaştık, herkesin sanki çok acelesi vardı. Nedense hep yüksek sesle konuşuyorlardı. Yayaların yürüyeceği yerler esnaflarca işgal edildiğinden, mecburen araç yolundan yürüyorduk.

İstenmeyen durumlar ortaya çıkıyordu. Yürürken gazeteci Kadir Yıldırım Beyle karşılaştık, çok kısa rehberimizle konuştular. "Hoş geldiniz!" Bunu anlıyorum. Hasan konfeksiyon'a girerken yine güleryüzle karşılandık, yetkili kişi çalışanlara talimat verdi ve karşı dükkâna gitti. "Ne söyledi?" diye sordum, ne alırlarsa geliş fiyatından verin diye emretmiş. İlgi hürmet harika, baş örtüsü aldık geliş fiyatından bu da harika. Bunları ülkemde anlatacağım.

Oradan Orhan ticarete uğradık, bizi kapıda güleryüzlü sarı bir kadın karşıladı. Türk mavisi sofra örtüsü aldık, ilgi saygı çok güzel. Atlantis de lahmacun yedik, ilgi güzel. Bizim mutfağımızda olmayan yemeklerden...

Pazar yerine doğru gidiyoruz, rehberimiz yerel tarihçi Mehmet Arslan bey meyveleri tanıtıyor, bizde olmayan meyveler, ilk kez kiraz görüyorum. Kiraz ikram edildi. Rehberimiz manavla konuşuyor, yol kalabalık, yürüyenlerden biri sinirli konuşuyor, rehberimiz çok sinirlendi ve adamın üzerine giderek bir şeyler söyledi, adam aralardan kaçıp kayboldu. Ne oldu dedim: terbiyesiz, bir siz eksiktiniz, yol geçen hanına döndü memleket demiş. Belli ki yabancı düşmanı...

Yürüyerek Boyranaltı tarafına gittik. İSTİKLÂLİN YOLU İNEBOLU yazısıyla fotoğraf çektirdik. Rehberimiz doğrusu MİLLİ MÜCADELE YOLU olmalı, çünkü biz istiklâlimizi kaybetmedik diye bilgilendirdi.

Hanımeli kafeye uğradık, kitap sergisi vardı, fakat bizden başka kimse yoktu.

Başoğlu'ndan baklava aldık. Hayatımda ilk kez baklava yiyoruz, bize göre fazla şekerli. Yine ilk kez ekmek görüyoruz, fırına girdik ve buğday ekmeği aldık. Sahi bu ekmekler neden bu kadar büyük, Mehmet gülüyor ve bu ekmekler aile boyu diyor...

İnebolu'da en büyük sorun otopark ve kadınların oturacağı mekan olmayışı olsa gerek.

Kısaca bir kaç saatliğine İnebolu'ya uğradık. Şoförlüğümüzü yapan Hüseyin abiyi aradı rehberimiz.

İnebolu'dan ayrıldık, Çubuk köyüne gittik, evler eşsiz bir ahşap mimari, müthiş bir dinginlik var. Sekiz gün Çubuk köyünde dinlendik. Arkadaşımız yerelde araştırmalar yaparak kitap yazıyor. Harika bir insan.

Ben Uzakdoğu uzmanı E. Chanya ve yeğenim yüksek kimya mühendisi A Sanches Jakarta'ya dönüyoruz, hiç kar kış görmedik, umarım kışın kar görmeye geleceğiz.