Eğitim yaşamımızın en temel yapı taşıdır. Eğitimsiz bir birey, toplum hatta devlet münzevi bir hayatı yaşamaya mahkûm demektir. Hatta hayvanlar âleminde bile eğitimli ve eğitimsiz olanları arasındaki fark hiç küçümsenmeyecek boyuttadır. Bu nedenle dir ki devletler eğitime ciddi bütçeler ayırmakta ve güncelliğini de ihmal etmemektedir.
Bu yazıyı kaleme almamın esas nedeni Türkiye’de tanınmış bir gazete ve televizyoncu olarak bilinen yazarın bir cümlesi olmuştur. Aynen kurduğu cümle şu şekildedir “Cumhuriyet döneminin en şanssız öğrencileri bu dönemin öğrencileridir.” Bu ifadeyi gördüğümde öğrencilik hayatım bir filim şeridi gibi gözümün önünden aktı geçti. Neden bu dönemin öğrencileri en şanssız olarak ifade edilmektedir. Bu bence bir ark niyet söyleminden başka bir şey olamaz. Gençlerin pozitif düşüncelerini elimine etmek, onlarda kalbi bir kaosun oluşumunu sağlamaktır diye düşünüyorum. Her ne kadar anlatılsa da dünü yaşamamış olan gençler bugünü anlamakta zorluk çekmesi doğal diye düşünüyorum.
Bugünü analiz ederken birazda dünden alıntılar yapmakta fayda mülahaza ediyorum. Bizlerin öğrencilik yıllarımızı düşündüğümde yeniden genç olmak, öğrenci olmak arzum o kadar depreşiyor ki anlatamam. Ancak hislerimi görebilseniz ancak o zaman anlayabilirsiniz. Sene 1973 ler , köyden kazaya liseye gidiyoruz. Günde gidiş geliş on altı kilometre yol yürüyoruz. O yıllarda kaynak olarak kitap bulmak, bilgiye erişebilmek o kadar zor, o kadar ümit kırıcı ki yaşamayan asla bilemez. Köyde elektriğin henüz geldiği yıllar. Liselerde o yıllarda hocalara tebeşirler sayı ile veriliyordu. Bir matematikçi gün boyu belklide on tebeşir ile ders anlatıyor ve onu öyle ekonomik kullanıyor ki tebeşiri tutamaz olacağı zamana kadar yazıyor ve artık tutamayınca tahtanın biriktirme gözüne atıyordu. Ya bizler ne yapıyoruz ? Köydeki evimizin içi kestane tahta doğrama, hocanın attığı o tebeşirleri alıp akşam eve geliyoruz evdeki oda kapımızda cebir ve geometri çalışıyoruz. Teksirin lüks olduğu bulunamadığı, bizlerin alamadığımızı yaşadığımız hakikatinden bahsediyorum. Lise fen kolunda ağır olan dersler Cebir, Geometri, Sentetik,Analitik dersleri için çok mahdut bir kaynak mevcuttu. Merhum Arif Akçabay’ın Cebir ve onun çözümlü kitabını biz hayat iksiri olarak görüyorduk. Bu kaynağa eriştiğimizdeki sevincimi hala yaşar gibiyim. Ayrıca hasta yatalak olan babaannem ve hasta olan annem için Karadeniz’in insan emeğine muhtaç her işine de el atar, yardımcı olmaktan geri kalmazdık. Mahalle gençleri olarak evdeki işlerimizin ardından okul kapısına kadar yayan yolumuzda ders çalışır, o yürüme yolunu ganimet bilirdik. İnanın bu anlattıklarım bu satırlara asla sığabilecek boyutta olmayan yaşan gerçeklerimizdir.
Bugün şanssız olarak görülen gençliğimize baktığımızda, geldiğimiz konumu gördüğümüzde acaba bu gençlerin şanssızlığı nedir diye düşünmekten edemiyorum. Her öğrencinin kitaplarına kaynaklarına her an rahatça ulaşabildiği, okul materyallerini kendisine doğum günü pastası gibi ikram edildiği, en yakın okuluna bile lüks servislerle gidip gelebildiği bir zamanda acaba gençlik hangi şanssızlıkla boğuşmaktadır ? Günümüz internet çağında her bilgiye anında ulaşabilen bilgisayarını, laptopu nu yanında taşıyabilen, okulunda akıllı tahtalarda eğitim gören bir gençlik imkansızlığından mı şanssız dır ? Yanından ayırmadığı cep telefonu içerisinde dünyanın en gelişmiş kütüphaneleri yüklü olan bir nesil mi sansız dır ? Yediği önünde, yemediği arkasında olan bir gençlik mi acınacak durumda dır ? Acaba bizler üniversitede okurken açlıktan karnımızın arkaya yapıştığı durumda bir simit yemeyi alabilmeyi lüks sayarken bugünün beş yıldızlı yurtlarında üç öğün yemek yeme imkanı olan, sıcak suyu banyosu devamlı kendisine hizmet veren bir nesil mi şanssız dır ? Bugünün gençliği video kanalları aracılığı ile ders çalışmak isteyen, dil öğrenmek isteyen her öğrenciye sayısız hizmet programları hizmet vermektedir. Bu programlar binlerce yazılımcının bir araya gelerek çalışması sonucu ve de çoğu bedava olarak bize sunulduğu hizmetlerdir. Nesile düşen bu kaynakları optimum verimlilikte kullanmak kendini yetiştirme noktasında gayret içerisinde olmaktır. Özellikle üniversiteye adım atmış gençlik üniversiteyi oyun ve oynaştan ibaret birimler olarak görmek, kantinlerde laga luga yaparak zaman tüketmek, nefsaniyetin her nimetini yaşamaya çalışmak yerine kütüphaneleri, labaratuarları, dersleri ganimet bilip kendilerine zemin hazırlamak ülkesine fideli bir insan olma gayretini ilke edinmelidir. Şunu iyi bilmek gerekir ki niyet her hayrın başıdır. Niyet hayır olursa akıbette hayır olacaktır.
Evet yazarın bahsettiği gibi Cumhuriyet tarihinin en şanssız öğrencileri bu dönemin, çağın, teknolojinin, bilimin kıymetini anlayamayan yukarıdaki bahsettiğim olumsuzlukları hayatına yerleştiren öğrencilerdir. Genelleme yapmak, herkesi aynı potaya yerleştirmek, öğrencilere haksızlık yapılıyor gibi düşünmek olsa olsa öğrenciler üzerinden siyasi rant elde etmenin, ideolojik saplantılarına mahkum etmek istemenin, kaos yaratmanın, ümitsizlik girdabına düşürüp boğmanın adıdır. Öğrencilerimiz akli melekeleri ile sunulan hizmetlerin, çağın teknolojik getirilerinin farkında olmayı anlayabilmeli ve hayat tanzimini ona göre şekillendirmelidir. Ben inanıyorum ki bu gençlik bugüne kadar gelinen zaman diliminde en şanslı kesimidir. Gönül arzular, ileride daha nice güzellikleri yaşama fırsatı bulmuş olsunlar. Anlaşılıyor ki Cumhuriyet tarihinin en şanssız öğrencileri bu günün öğrencileri değil, bugünü idrakten uzak olanları dır.Allah’ın yarattığı kaderin, insanın düşünce, emek ve niyeti ile şekillendiğini unutmamalıdır.
Selam ve saygılarımla, sağlıcakla kalınız.