16 Eylül’ü 17 Eylül’e bağlayan gece Kuvayi Milliye safına geçti Kastamonu, zihnimizin çelik dolabında saklayacağımız 1919’un takvim yapraklarından biridir o gece, Kurtuluş Savaşı’nın önemli hamlelerindendir…
Kastamonulunun ilanihaye rehberidir, esinidir, övüncüdür.

58’inci Alay’a…
“Üsteğmen Şevket Bey, Birinci Tabur Silahçısı Yakup Batur, Defterdar Ferit Bey, Zarbanalı Şaban Reis, Kadri Bey, Açıksöz Gazetesi Sahibi Hamdi Bey, Başyazar Hüsnü Bey, Tatlızade Emin Bey, Nami Bey, Celal Bey, Baki Bey…” ve cemi cümle vatanperverlere şükran ve vefa ile.
1919’un 19 Mayıs’ında Samsun’a çıkan ve sine-i millet iradesinin komutanı olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Kastamonu’nun Kurtuluş Savaşı’nda oynayacağı emsalsiz rolü “İnebolu” bağlantısından dolayı hesap ediyordu, gönderdiği telgraflar ile Kastamonu’yu “Kurtuluş” cephesine çekiyordu…
Ne var ki Kastamonu’ya gönderdiği telgraflar hasıraltı ediliyordu ildeki yetkililerce.
Kastamonu “kaynıyordu”…
Az sayıdaki Kuvayi Milliye’ciler karşısında çeşitli kesimlerin oluşturduğu çoklu bir karşı barikat vardı.
Ramazan ayıydı…
İzmir'in işgalinde şehit edilen Kuvayı Milliyecilerin ruhlarına armağan edilen mevlitlerden biri de Mekteb-i Sultani’de (Kastamonu Lisesi (Abdurrahmanpaşa Lisesi)) okundu.

Hasan İzzettin Dinamo’nun “Kutsal İsyan” kitabından okuyalım o mevlidi...
“Mektebi Sultanî’de (lise) okutulan pek coşkun ve coşturucu mevlût, bütün şehri en uyuşuk ve takatsiz tellerine dek sarsmış, umutsuz yürekleri, din ve millet duygularının sıcak dalgalarına boğmuştu. Pek güzel okunan mevlûtun arkasından Müftü Hafız Osman Efendi'nin ettiği dua, dinleyenlerin gözlerini en sıcak yaşlarla doldurmuştu. Bir boşanma fırsatı arayan herkes, gözyaşına serbestçe yol vermişti. Bu içten duada İzmir'deki ilk şehitlerimizin aziz kanları tütüyor gibiydi. Okulun müdürü şair Behçet (yazar) bey, gözyaşlarının hızını arttıran bir nutuk söylemişti. Anlam olarak şöyle demişti: ‘Aziz konuklarımız! Bu toplantıya son vermeden önce bir yurttaş olarak yurt ve milletimize ilişkin bir konuşma yapmak istiyorum. Savaştan yenik olarak çıktıktan sonra Türk milletinin hukukunun Mondros Bırakışması maddelerine göre, korunacağını sanmıştık, bunu bekliyorduk. Hakkın ve adaletin meydana çıkmasını beklediğimiz bu günlerde ansızın düşmanın Anadolu'ya saldırdığını gördük. Birçok Türk ve İslâm kardeşimiz şehit edildi, fesler ve sarıklar başlardan alınıp çamurlara atıldı ve çiğnendi. Kadınlarımızın ve kızlarımızın namuslarına saldırıldı. Bunun üzerine millet, can kaygusuna düştü, her yanda gösteriler başladı, bu, varlığımızı işaret eden bir işaret oldu. Bunun için hiçbir vakit umutsuz düşmeyeceğiz, gevşeklik göstermeyeceğiz; teslim olmayacağız. Meramın elinden hiçbir şey kurtulmaz; umutsuzluk küfürle eşittir.’”
Sadece bu “nutuk” dahi Kastamonu Lisesi’nin tarihsel önemini izaha muktedir…
Bilinci görüyor musunuz?
Her Kastamonulunun ailesinin bir üyesi gibi bilmek ve saygı duymakla mükellef olduğu kahramandır “Müftü Hafız Osman Efendi”…
İsmini, kimliğini ve zihnini dört başı mamur yaşatmakla daim sorumluyuz.
Hasan İzzet Dinamo’nun “Kutsal İsyan” kitabındaki bölümlerden biri dönemin Kastamonu’sunu ayrıntısıyla anlattığı “Kahraman Şevket Bey Destanı” pasajıdır…
Kastamonu’nun Kuvayi Milliye geçiş gecesini okumak ürpertiyor onur ve gururla.

“Kastamonu Kışlası”…
“İkinci bölük kumandanı Üsteğmen Şevket, gizli ve tehlikeli düşünceleriyle baş başa kalmanın verdiği yiğitlik duygularıyla dopdolu olarak sırtını kalın bir kavağa dayadı ve güz çimenleri üstüne oturdu. Bacaklarını boylu boyunca uzattı ve elindeki uzun kamçıyla parlak çizmelerini usul usul döğerek düşünmeğe ve plân kurmağa başladı. Herkes kendini akıllı sanıyorsa da uslar arasındaki aralığın kıl gibi ince olduğunu anladığı gün iş işten geçmiş olacaktı. Sarı bir güz güneşi yaprakları ve toprakları altına boyayarak ağaç denizinin üzerine doğru alçalıyordu. Keskin sesli güz kuşları, nar bülbülleri, sessizliği çın çın öttürüyordu. Genç subayın çevresine yağan güz yaprakları, onun sert ve çetin düşüncelerine romantik renkler serpiyordu. Düşünceleri hızlandıkça elindeki kamçı çizmelerine daha hızlı ve ritmik vuruşlarla iniyordu. Ali Fuat Paşa'ya gönderilecek raporu kalın çizgileriyle kafasında hazırlamıştı. Rapor, elbette, Ali Fuat Paşa yerine 24. Tümen Kumandanı Mahmut beyin eline varacak, ondan Ali Fuat Paşa öğrenecek daha sonra da gerekirse Mustafa Kemal'in eline dek gidecekti. Güneş, ağaç denizinin arkasında gözden ırak olup ta Ilgaz dağının gölgesi, karanlığın artmasını hızlandırınca Şevket bey, yerinden doğruldu ve kışlanın biraz ötesindeki ıssız bir bahçe içindeki evine doğru yürüdü.”
16 Eylül’ü 17 Eylül’e bağlayan gece…
Üsteğmen Şevket Bey’in dahiyane ve feda planı ile Kuvayi Milliye safına geçti Kastamonu.
Devamında…
Vatan kurtuldu.
16/17 Eylül Gecesi…
Bayramdır Kastamonu’ya.
(Üsteğmen Şevket Bey’in “yüzbaşı” rütbesine yükselmesi zaman almadı…
58’inci Alay ile birlikte Kurtuluş Savaşı’nda cepheden cepheye sürdü atını.
İkinci İnönü Savaşı’nda…
Metris Tepe’de şehit düştü.

Alay Doktoru İbrahim Koşumdok’un Nurettin Peker’e anlatımından okuyalım Yüzbaşı Şevket Bey’in şehadet anını…
“Bu acı akıbete hepimiz üzüldük. Taburun doktoru ve Şevket’in eski bir arkadaşı olarak, gözlerim yaşlı bir halde yarasını sararken yarasının hafif olduğunu söyleyerek teselliye çalışsam da, o, metin bir tebessümle ‘Katip doktorum, ben yaramı biliyorum, öleceğim. Rica ederim beni düşmana bırakmayın, intikamımı alın. Allah vatanımızı, milletimizi istiklaline kavuştursun’ dedi ve başındaki kumandan ve arkadaşları da vedalaştı. Sedye ile geri gönderdik. Benim bulup, sardığım bir harp paketinden başka her sıhhi vasıtadan mahrum olan kahraman Şevket şehit olmuş ve İnönü köyü mezarlığına gömülmüştür. Yeri bellidir. Nur içinde yatsın.”)
Bilecik’in Bozüyük ilçesi ile Akpınar Köyü arasındaki bir tepede “İnönü Şehitliği”…
Yolu geçenden dua bekler Yüzbaşı Şevket Bey ve nice kahraman.)
(Her Kastamonulunun okumakla ve okutmakla sorumlu olduğu “Nutuk” elden düşmesin…
Yerel tarihimizi bilmek adına da Nurettin Peker’in “İstiklal Savaşı Resim ve Vesikalarla İnebolu-Kastamonu ve Havalisi Deniz ve Kara Harekatı” kitabı illa ki.)
