Kastamonu’nun sahibi olduğu “somut” ve “soyut” hammadde potansiyeline karşı “ekonomik kalkınma” ve “sosyal gelişme” hedeflerinin “gerek” ve “yeter” menzillerine ulaşamamış hatta çok gerisinde kalmasının kabahatini ne vakitte ne de mekanda aramak lazım…
Ana fail “somut koşulların somut tahlilini” yap(a)mayan ve “sürdürülebilirlik” zırhını zihnine giydiremeyen “sen, ben, o”, ecdadı da katarak geçmişten bugüne “biz”, “yarın” için olanak var ama sonsuz.

Sorun demiryolunda yahut limanda değil, aslına bakarsanız altyapı noksanlığı yeni çözümler geliştirmek için “kamçı”, “icat yardım ve yatakçısı”…
“Drone” ile nakliye devri başladı “yeni sanayi” devrinde misal.

Katırlar ile Ilgaz dağını aşıp Çankırı tren istasyonuna “mık” indiren ve ülkenin dört bir tarafına “ihraç” eden vaktin Kastamonulu “sanayicileri” ne demiryolu bekledi ne de liman…
“Mızmızlanmak” yerine somut koşulları kullanmayı bildiler.
İnebolu’nun mavnacıları misal…
Vala Nureddin tanığı, “Ertesi gün İnebolu’ya yaklaştık ki, iri dalgalar güverteye kadar yükseliyor, alçalıyor. İnebolu’nun kayıkçıları çok usta denizci. Dalga yukarıdayken yolcuyu eşyasıyla beraber kapıyorlar, dalga aşağı inince herkesi yerine yerleştiriyorlar. Dalga tekrar yukarı çıkıyor, başka yolcu…” (Bu Dünyadan Nazım Geçti)

Kurtuluş Savaşı’ndaki kahraman emeklerinden dolayı TBMM tarafından “Beyaz Şeritli İstiklal Madalyası” ile onurlandırıldı İnebolu mavnacıları…
Mazideki “İstiklal Savaşı” yanı sıra bugünkü “İstikbal Savaşı” rehberidir mavnacıların emeği, zor ve olumsuz şartlara meydan okuyan hikayeleri aslında bugünkü “mızmız” Kastamonu iş dünyasına derstir, kim okuya?

“Gümrük” yokmuş da havaalanında Kastamonu’dan dışarı ticaret olmuyormuş da, el kol bağlıymış da, “geç efendi”…
1800’lerin sonunda İnebolu’ya envai Avrupa devletlerinin ticari ateşeliklerini yerleşmeye mecbur bırakan devrin İnebolu’su da derstir okuyana.
Kim okuduğunu anlaya!…
Anladığını sahaya döke!
Necip Fazıl Kısakürek’in “Sakarya” şiirini tekrar tekrar okumayan, zihninin süvarisi yapmayan, “divane” olmayan…
Köpükten gövdesine kurşundan yük binmiş Kastamonu’ya yoldaş olamaz, yükünü sırtlayamaz, omuzlayamaz dertlerini derman istikametine.
Külü üfleyecek geniş zihinlere ihtiyaç var…
Ki alttaki kor tutuşa.
“Kül üfleyicileri/kor bulucuları” kim(ler)dir bugünün Kastamonu’sunun?...
Kastamonu’nun “seçilmiş” ve “atanmış” otoritesinin her bileşeni dışında olup, rüştünü ispat etmiş, seçilmiş ve atanmış otorite ile birlikte çalışabilecek ama ona kendini ezdirmeyecek ve ona bağımlı olmayacak “yerel otorite” olsa gerek.
(“Kastamonu Kalkınma Vakfı” (KKV) misal…
Tam da “kül üflemek” ve “kor bulmak” için kuruldu, “çakılı” kamu ve kamu hükmündeki meslek kuruluşu temsilcileri ile “seçilmiş” sivil toplum temsilcilerini tek destede buluşturan yapısı “makul” idi, ne var ki “söz, yetki, karar” hep “kamu” otoritesinde kalınca “makuliyet” buhar oldu.
Lokanta merdivenlerinde toplu fotoğraf vermek ile…
Memleket kalkınmasının olmayacağını bilmek için alim olmaya gerek yok.
KKV’nin “işlerlik” kazanmasının çaresi hep “yeni üye alımında” arandı ama bulunamadı ne hazin ki…
Kafa yapısı değişmeyince daha çok kafa ne fayda ki?
Kurumsal vizyonun yenilenmesi ve gereken dönüşümü sağlaması yanı sıra üyelerin de misyonlarının farkına varmaları ile…
KKV’den “yerel otorite” çıkar mı çıkar.
KKV’nin sahibi halk değil sanıldığın aksine, “kurucu üyeler”, bir “vakıf” orası çünkü…
Karar hakkı kendilerinde.
“Yerel otorite” olmak mı?...
İdareyi maslahat mı?)
Not: “23 Ağustos Ortaokulu Korusu”…
Okul binasının “doğu” cephesine “sıkışıp kalmış”.
Parmaklıklardan yola taşan “atkestanesi” ağacı…
Tam da mevsimi.
“Dikenli ceviz” misali meyveleri dökülüp gitmeden…
Görmek için son günler.

Kim dikmiş bu kafa kağıdı epeyce evvel ağacı?...
Kim dike, olsa olsa nerden geldiği belli olmayan bir çekirdek vücut bulmuş olsa gerek, “Yaratılanı sev Yaradan’dan ötürü”.
Ne işe yarar?...
“Divanelere şifa”.
Evvel zamanlarda “beton zemin” tahakkümü yoktu okul bahçelerinde…
Koru’rdu okullar toprağını.
Beton parkeler arasında prangalanmış kök kütükler…
Kesik başlarının ağıtıdır ağaçların.
Nasıl olduysa kalmış günümüze “23 Ağustos Ortaokulu Korusu”…
Göze de, gönle de, zihne de umut; tıpkı “23 Ağustos” gibi.