Oğuzların Kınık boyundan oldukları ittifakla kabul gören Selçuklular milattan sonra ikinci bin yıla girilirken Çağrı Bey komutasında (1016) keşif amacıyla Van’dan Anadolu’ya girdi ve önüne bent olanlarla savaştı, havalideki dört beş yıllık seferin ardından yüklü ganimetle Türkistan’a geri döndü Çağrı Bey, müjdesi vardı kardeşi Tuğrul Bey’e…
“Rum ülkesi fethedilebilir”.
Somut koşullar mecbur bıraktı Türk’ü elbette anavatanlarından yeni coğrafyalara taşmaya…
Akın akın Anadolu’ya aktılar.
Büyük bir aile “Türk”, Kaşgarlı Mahmud’tan 24 “Oğuz” boyunun 22’sini okuyoruz, varın diğer kollarını hesap edin…
“Kınık, Kayığ, Bayundur, İwa-Yıwa, Salğur, Afşar, Beg-Tili, Bügdüz, Bayat, Yazgır, Eymür, Kara-Bölük, Alka-Bölük, İgdir, Üregir-Yüregir, Tatırga, Ula,-Yuntluğ, Töker, Beçenek, Çuvaldar, Çepni, Çarukluğ”.
Kastamonu’da günümüzde varlığını sürdüren köyler zihninizde belirdi ister istemez boy isimlerini okuyunca doğal olarak…
“Oğuz köyleri” hepsi.
Elbette bin yılı aşkın kök sürümü “yoldakilerle ve oradakilerle” karışmayla, ötekisizleşmeyle, birlikle vücuda geldi…
Gazi Mustafa Kemal Atatürk ne güzel özetledi “Ne mutlu Türk’üm diyene” cümlesiyle bin yıllık “arı” yolculukla günümüze ulaşan yolcuyu.
(Her Türk boyunun “alametifarika” damgası/tamgası var…
Damgalar her boyun kimliğini, mülkiyetini, mezarlarını ve kültürel eşyalarını işaretlemek için kullandıkları karakteristik semboller olarak görev gördü.
“Mühür”…
“İz”.
Semboller olmayaydı…
Anla(t)mak, tanı(t)mak, sahiplik çok zor hatta olanaksız olurdu.
Uzun lafın kısasıdır damga…
Vurulduğu yerde kalır.
“Türk Boyu Damgaları” günümüze ulaşan “kültür mirası”…
“Tarihin sessiz sözcüleri”.)
(Kastamonulu kültür adamı “Mustafa Gezici” 40 yıl emek verdi damgalara…
Kastamonu’dan başlayarak Moğolistan’a kadar uzanan coğrafyada 90 Türk boy damgası topladı.
64 damgayı koleksiyon ki
tabında kamuyla bölüştü…
“Alka-Evli boy damgaları İhsangazi ve Kuzyaka’dan; Avşar boyu damgaları İhsangazi, Kuzyaka, Kastamonu, Araç’tan; Bayat boy damgası Kastamonu’dan, Bayındır boy damgası İstanbul’dan; Beydili boy damgası Kastamonu’dan; Büğdüz boy damgası Kastamonu’dan; Çavundur boy damgaları Kastamonu’dan; Çepni boy damgası Taşköprü’den; Dodurga boy damgaları İhsangazi’den; Döğer boy damgası Kastamonu’dan; Eymür boy damgaları Daday ve Kastamonu’dan; İğdir boy damgaları Kastamonu İğdir’den; Kara-Evli boy damgaları Kuzyaka’dan; Kayı boy damgaları Kastamonu, Kayı köyü ve Seydiler’den; Kınık boy damgası Devrekani’den; Yuva boy damgası Yuva köyünden; Peçenek boy damgaları Kastamonu’dan; Yörüklerce kullanılan damgalar; boyu bilinemeyen damgalar; şahıs damgaları; Osmanlı damgaları; Cumhuriyet dönemi damgaları; Nazar damgası; çadır alemi, tuğ.”)
(Mustafa Gezici’nin koleksiyonuna aldığı damgalar Kastamonu’da “sergilenemedi” ve “kitaplaştırılamadı”…
“Bursa’nın fethinin 700’üncü yılı” dolayıyla Bursa’da “Yıldırım Belediyesi” tarafından sergilendi ve açılan ve kitap halinde basıldı “Türk Boy Damgaları” ama.
Ekim 2025 tarihli kitabın önsözüne Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz “Eğitimci ve koleksiyoner Mustafa Gezici’ye damgaları bizimle paylaştığı ve sergi açmamıza katkı sağladığı için teşekkür ederiz” kaydını düştü…
Duy Kastamonu.
Bir başka şehirde daha sergilendi Mustafa Gezici’nin “Türk Boy Damgaları” koleksiyonu…
Safranbolu Belediyesi tarafından düzenlenen Safranbolu’nun UNESCO Dünya Miras Listesi’ne kabul edilişinin 31. yılına yönelik programların ilk gününde “Türk Dilinin Sessiz Tanıkları: Türk Boy Damgaları ile Demirin İzinde” adlı sergide.

Safranbolu’daki sergiye Safranbolulu idareciler not düştü…
“Sergi, Safranbolu’nun kültürel miras kimliğine katkı sağlamanın yanı sıra Türk boylarının tarihsel izlerinin tanıtılması açısından da önemli bir rol üstleniyor.”)
(“Kastamonu Kimliği” bilincinin zihinden silindiği “pop/hamasi” bir dönemdeyiz…
Yerine konan bir “kimlik” de yok, “kara balta”, “boşluk”.
“Kastamonu’ya sahiplik” lazım…
Kimlik kaybolduğunda “hükümsüzdür” kültür.
Asırlar öncesinden bugüne Kastamonu’yu kavrayan medeniyetler içinde somut ve soyut kültür mirası ile eldeki en güçlü kültür katmanı “Türk dönemi”…
Türk dünyasının en namdar şehirlerinden biri Kastamonu, 2018’deki “Türk Dünyası Kültür Başkenti” apoleti ile taçlandırdı be gerçeği, bilmeyen kalmadı.
Üstelik “ırk” desenli değil Kastamonu’nun “Türklüğü”…
Harmanındaki cüzleri aynı ciltte toplayan bir külliyat.
Kültürü içeren üstyapı elbette üretim ilişkilerinin belirlediği ekonomik altyapıya tabi…
Ancak üstyapının (kültür) altyapı üzerinde etkisi “sıfır” değil, yerine göre baskın, “volontarist”.)