Ülkeler yaşadıkları medeniyetlerle anılırlar. Bu kadar önem arz eden medeniyet nenin nesidir. Uygarlık olarak da tariflenen bilinen medeniyet, bir toplumun maddi manevi varlıklarla bilim,sanat, teknoloji gibi tüm değerlerinin bileşkesi olarak ifade edilebilir. Medeniyet, şehirli olmak anlamına gelen medeni sözcüğünden türetilmiştir. Medeniyetin evrensel yapısında teknoloji, mimari, hukuk gibi toplum barışına hizmet sağlayan değerler etkin rol oynar.

Medeniyetin en önemli yapılarından birisi manevi ve kültürel boyutudur. Burada bize hitap eden, birlikte yaşama anlayışımız ve adalete olan saygımızdır. İnsanlığın ortak mirası olan medeniyet, toplum bireylerinin çabaları ile abideleşmektedir. Tarih boyunca yaşamış devletler inşa ettikleri medeniyetle anılmışlardır. İslam Medeniyeti, Avrupa Medeniyeti ve diğer pek çok medeniyetler benzeri tanımlamalarla var olmuşlar tarihe adını yazdırmışlardır.

Medeniyetimizin oluşumunda bizi en fazla ilgilendiren durum, birlikte yaşama anlayışımız ve ahlakımızdır. Fertler ne kadar bir birleri ile sorunsuz , saygı ve sevgi anlayışında kusursuz bir yaşamı tercih etmişlerse medeniyetleri de o denli sağlam zeminler üzerine inşa edilmiş demektir.

Bugün kendimizi sorguladığımızda acaba beraber yaşama anlayışımızda ne kadar medeniyiz ? Gelişen teknoloji insanların ulaştıkları bilim, kalkınmışlık sahip olduğumuz parasal güç acaba medeni olmamıza ne kadar etki etmektedir. Devasa metropoller, kalabalık araç trafiğimiz, telekomünikasyon sistemler bizi ruhi bir yalnızlığa doğru sürüklemektemidir. Bir birimizin hayatına dokunma noktasında medeni bir açlığa doğru yol almaktyız. Binlerce insanımızın yaşadığı sitelerde en yakınımızdaki komşumuzdan dahi uzak bir dünya kurmuş durumdayız. Birbirimizin kusurunu hiç af etmeyen, bağışlama noktasında erdem anlayışa sahip olmayan bir dünya kurmuşuz. Özellikle hayatımızı esir alan sosyal medya bireylerin en etik bağlarını zayıflatmakta ve kopuşu hızlandırmaktadır. Aile içindeki beraber yaşama anlayışımız bile her geçen gün erozyona uğramaktadır. Peki bu anlayışla ne kadar medeniyiz diye sorgulamaktan edemiyoruz.

Yıllar önce rahmetli babamın bir anısını burada ibret olması açısından nakletmek istiyorum ; Sene 1947 babam İstanbul’da Selimiye Kışlası komutanın asker olarak şoförlüğünü yapmakta hafta sonrası da İstanbul’ a gezmeye gitmektedir. Memlekei Trabzon’da evlenmiş ve akabinde az bir zaman sonra askere gitmiş. Eminönü’nden vapurla karşıya geçerken o zamanın en belirgin haber kaynağı olan memleketten gelen mektubunu okuma fırsatı buluyor. Mektubu açıp okurken tebessüm ediyor yüzünde bir mutluluk ifadesi beliriyor. Vapurda karşısında oturan bir hanımefendi “Asker evladım herhalde sevinçli bir haber aldın, mahremiyeti yoksa bahsedebilirimsin bizde mutlu olalım” der. Babam bunun üzerine “Memlekette bir oğlum olmuş ona mutlu oldum” deyince o İstanbul hanımefendisi “Oğlum kabul buyurursan bir hediye verebilirmiyim” der ve babama yüklü bir para verir. Babam bunu hep anlatır ve “İki yılın üstündeki askerliğimi bu para ile bitirdim” derdi. Karşısındakinin haline muttali olan hanımefendinin beraber yaşama medeniyetimize olan katkısını bir tahayyül eder misiniz ?

İşte bizim medeniyet anlayışımız bu idi. Bugünse nefes nefese yolculuk yaptığımız metrolar da asık suratlarla uzun süreli hiç selamlaşmadan ve bir kelime etmeden yaptığımız yolculuğun olumsuz sinyalleri bizi ihata etmekte bizde menfi bir huzursuzluğa sebep olmaktadır.Selamsız komşuluk yaşantımızla mutlu olduğumuzu zannettiğimiz bir mutsuzluk girdabında dolaşıp durmaktayız. Metropollerde yalnız yaşayan insanlarımızın vefatında yayılan kokusundan kapısını zorladığımız bir hayat anlayışı benimsemekteyiz. Bir birimize tahammül edememe, sevgi besleyememe, bir hatayı cezasız bırakmama, sosyal medyada yargısız infaz yapmama gibi erdemli duruşu yitirdiğimizde, saygın bir medeni toplum inşa edebilirmiyiz? Tabiki hayır. O yüzden medeniyet anlayışımızı ve bu niyetli yaklaşımımızı maksimize etmek, hayatımızın kaybolan değerlerini güncellemek durumundayız.

Selam ve muhabbetle sağlıcakla kalınız.