Halk arasında altın buzağı heykelinin bulunduğu yer olarak anlatılagelen köyün adı günümüze Kızıl İnek köyü olarak gelmiştir.

İLİ: KASTAMONU
İLÇESİ: DADAY
YERİ: KIZILİNEK KÖYÜ

Bu heykelin Bizanslılardan kalma olduğu da anlatılanlar arasındadır.

Daday ilçe merkezine 20 km mesafede bulunan Kızılinek köyünün adı 1992 yılında Çamlıbel olarak değiştirilmiştir.

Eskiden köyde bir stel bulunduğu anlatılmaktadır. Bu stelin yanında bir altın buzağı heykeli bulunmuştur. Köyün çevresi ormanlarla kaplı olup orman içindeki bazı ahşap stellere ve mezar başlıklarına rastlanmıştır. Ayrıca günümüze kalıntıları ulaşmış ve çürümüş ağaç kalıntılarından çantı tipi mezarların da varlığı anlatılmaktadır.

Bu köydeki orman içindeki bir yerin eskiden mezarlarla dolu olduğunu da anlatmışlar ve bu köyden okumuş bir kişi bu yerin nekropol olduğunu da ifade etmiştir.

Çamlıbel köy yolu açılırken iş makinasının yol kenarına ittiği toprak yığını arasında tesadüfen Tanrı Zeus’un kabartma figürünün bulunduğu ve küçük bir tabağa benzeyen bir obje bulunmuş ve bu obje 1991 yılında İstanbul’da Yunan menşeili bir gayrimüslime yüksek bir bedelle satıldığı da anlatılmaktadır.

Türklerin Bizans’tan sonra bu civarları ele geçirdikten sonra Kızılbey oğlu Umur Alp’in bu köyü ele geçirdiği ve burada kızıl renkli inekler yetiştirdiği de anlatılmaktadır. Umur Alp orman içinde öyle bir çiftlik kurmuş ki yüzlerce hayvanı, gezekleri, otlakları ve yaylakları da varmış.

Ormanlık alan içerisinde küçük bir kayaya oyulmuş kaya mezarı ise bilim insanları tarafından incelenmeyi beklemektedir.

Bir halk hikayesi ise hayli dikkati çekmektedir. Bu köyde oldukça zengin bir kişi yaşamış. Onun hayvanlarını güden bir de çobanı varmış. Ağa öyle nakismiş ki çobanın günlük yiyeceğini bile en azından verirmiş. Ancak çoban da buna hiç itiraz etmezmiş. Şükreder ve sabırla da işini hakkı ile yapar dururmuş. Ayrıca da misafiri hiç eksik olmaz ve onları da sofrasında doyururmuş.

Ağanın gelininin bu durum dikkatini çekmiş ve günlerce çobanın kaldığı çürük ve köhne yeri izlemiş. Bir sabaha karşı, sabah ezanı vakti çobanın yanına iki geyik gelmiş ve çoban bu geyiklerden birisinin sütünü sağdıktan sonra ortalık aydınlanmadan geyikler ortadan kaybolmuş. Bu olayın günlerce devam ettiğini gören gelin buna bir anlam verememiş ve sırrını da köydeki yaşlı bir kişiye anlatmaktan da geri durmamış. Bundan sonra bu geyikleri bir daha görememiş.

Bu çoban hastalanmış ve hiçbir şey yemez ve içmez olmuş. Bir ikindi vakti köye yaşlı bir kişi gelmiş ve çobanın evinde misafir olmuş. Bu yaşlı kişiye, “Bu gece hak vasıl olacak. Sabaha karşı iki geyik gelecek. Bu geyiklerden birisini kes ve benim cenaze masraflarımı da karşıla ve beni kimselere muhtaç etme.” diye vasiyet etmiş.

Sabaha karşı iki geyiğin geldiği görülmüş. Bu geyiklerden birisi ortalık aydınlanırken ortadan kaybolmuş. Diğer geyik ise çobanın başından ayrılmamış. Güneş doğarken de çoban, gelen misafire kim olduğunu sorduğunda, “Ben senin cenaze namazını kıldırmaya memur edildim.” diye cevap verdiğinde çoban ruhunu hakka teslim etmiş.

Bu çobanın köyün mezarlığının yanındaki mezarı ise günümüzde nevruz günlerinde köylüler tarafından ziyaret edilir olmuş. Buradaki mezarın bulunduğu yere ise halk türbe demekte.

Bu zatın kim olduğu sorulduğunda ise o bir çobandı, ağanın hayvanlarını güderdi. Onu bir kızıl geyik doyururdu. Onun sütü ile yaşadı, öldüğünde de köylülere o geyiğin etinden yemekler verildi.

O çobanın sağlığında ermiş olduğunu kimse anlamadı. Ağa da kıymetini bilmedi. Çobanın ölümünden sonra da ağanın kızıl inekleri bir bir öldü. Köyün adı da o günden sonra Kızılinek olarak kaldı.

Biz duyduğumuzu kısaca anlatmaya çalıştık. Bize düşen bu mezarın başında selam verdikten sonra ruhuna dua göndermek düştü.

Mekanı cennet, ruhu şad olsun.