Kabaca söylersem; 1980’den beri Türkiye siyasetinin içindeyim. Demirel’den Ecevit’e, Evren Paşa’dan Özal’a, Çiller’den Mesut Yılmaz’a hemen her lideri, her devri ve her devirde yaşanan siyasi ve finansal krizleri dün gibi hatırlayan biriyim.

Arkadaşlar!
Siyaset ve siyasetçinin şöyle bir özelliği var:
Kendi çıkarttığı veya kontrol edebildiği krizleri sever…
Neden?

Çünkü krizi fırsata çevirmek Türk siyasetinin de Amerikan siyasetinin de ve hatta pek çok Avrupa ülke siyasetinin de doğasında var.
Ama yeniden söylüyorum; kontrollü kriz veya kontrol edilebilir kriz olması en önemli nüanstır.

Günümüze gelirsek:
Bugünlerde yaşanan Fon Krizi, çıkartılan değil; kendi çıkan bir krizdir.
Yani artık mızrak çuvala sığmanın ötesine geçmiş ve kriz kendini var etmiştir.
İddialı bir cümle edeyim size; bu kriz eğer bugün değil de bir-iki ay sonra çıksaydı emin olun sonuçları çok daha beter olur ve telafisi mümkün olmayan veya zor olan tahribata yol açardı.
Bu noktada ve bu kadar dezavantajlı bir durumdayken avantajımız nedir?
Kimse yanlış anlamasın ama tek avantajımız devletin başında Sayın Erdoğan’ın olmasıdır.
Olayın doğuşuna, gelişimine ve krize dönüşümüne sebebiyet veren kişi ve kişilerin siyasi kimliğinden azade şekilde yorum yapacağım.
Tanıdığım ve bugün sergilediği net tavrı gördüğüm Erdoğan’ın bu kriz konusunda eksik veya yanıltıcı bilgilendirildiği, yahut da bazı kişisel tavır ve kurumsal eksiklik noktasında bilgilendirilmediği kanaatindeyim.
Bu noktadan sonra, ben, sayın Erdoğan’ın radikal adımlarla ciddi bir neşterleme yapacağını düşünüyorum.
Çünkü yaşanan kriz, ne bilinçli çıkartılan ne de kontrollü bir krizdir. Ne yazık ki, yaşanan kriz kendini var eden bir krizdir.
Sayın Erdoğan’ın hiç hazzetmeyeceği ve tasvip etmeyeceği bir krizdir.
O yüzden bu süreçte el kesilecekse el kesilecek, kol kesilecekse kol kesilecektir. Bu süreç, pansuman edilerek veya vücutta beliren yaraya krem sürülerek giderilebilir bir kriz değildir.
Sayın Erdoğan’ın “bu krize karışanlara karşı ne iktidarımız ne de devletimiz müsamahakâr olacaktır” sözünü yabana atmayın derim.
Çünkü yaşanan kriz, siyasi veya sadece siyaseti etkileyecek bir siyasi kriz de değildir. Bana göre bir devlet krizidir ve bu yüzden Erdoğan’ın “devlet müsamaha etmeyecektir” sözünü çok anlamlı, önemli ve manidar buluyorum.

Arkadaşlar!
Fon krizinin Epikriz Raporunun en isabetli şekilde oluşması gereklidir. Aksi takdirde görsel yaraların tedavi edilmesi bâbında ortalama vatandaşların hakkı iade edilse bile hastalığın kaynağına ulaşılamamış ve habis ur sökülüp atılamamış olacaktır. Bu ise zevahiri kotarmaktan başka bir şey olmayacaktır.
Ama öyle sanıyorum ki zevahir bile kotarılamayacak bir aşamadayız.
Hâl böyleyken yapılması gereken şudur:
Hem yaralar tedavi edilecek, hem hastalığın yayılması önlenecek ve hem de hastalığa sebep olan habis urlar teşhis edilerek sökülüp atılacaktır.
Ben, Erdoğan’ın şuanda Epikriz Raporu oluşturttuğu ve krize yol açan mikropların teşhisine dair çalışma yaptırdığı kanaatindeyim.
Önümüzdeki günlerde radikal/çok boyutlu ve hatta direk bünyenin içini de ihtiva eden kararlar alacağı, mikrobik noktaları kesip atacağı ve bu sayede antikor görünümlü antijenleri temizleyeceği inancı, düşüncesi ve bilgisindeyim.

Sonuç ne olur şimdilik onu bilemem ama şunu biliyorum ki benim bildiğim Erdoğan, yanında görünüp de bu krize sebebiyet verenlerin yaptıklarını yanlarına kâr koymayacaktır.
Önümüzdeki günlerde buna hep birlikte şahit olacağız…


Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.