Veda Divanı’nın 724 sayfasını okudum mısralarla gözlerimi marangoz işkencesinin iki tutacağı arasında birbirine sımsıkı tutturarak, ağacım reçinesinden söküle söküle, denizim derelerine döküle döküle…

(D)okudum harfleri tane tane ayırarak kelimelerde.
İçine kıvrılabileceğim bir virgüllük yer ararken kendim(c)e…
Cümle ünlemlerimi ters çevirerek ayağa kalktım.
Freni patlamış kamyoncasına yokuş yukarı tırmandım son sürat kitabı…
Hızımı alamadım 13 sayfalık “İçindekiler” şiirini de okudum.
Kavgayla içlidışlı olduğum vakitlerde tanıdım “Sıyrılıp Gelen” ile ilk o yürek cennet/cehennem “ebedi’yatçıyı”…
Duvarlar sayfa, fırçalar kalem, harfler cam kırığı.
Sonra yerden gökyüzü boşluğuna çakılışın alametifarikası küçük burjuvalığa iç değiştirdim çokça derviş nefsin tattığı üzre…
“Kapının ardında şövalye romanları okur" döner döner yine okur(um).
En romantik şiirler anca(k) en gerçek(çi) ve toplumcu kelimelerle yazılır…
Hüzün koçbaşıdır sevincin tutsak tutulduğu kilitli kapının önünde.
Mesele yanlış adreste olmak değil…
Kimsesizlik sokağından taşınabilmek “Telli” turnanın şiirine binip.
(Kastamonu'nun 1900’lerin ilk çeyreğindeki pürmelal halini Vala Nureddin ve Nazım Hikmet’in Kastamonu'sundan öğrendim pek ala ve geç kala…
1900’lerin son çeyreğine girmiş Kastamonu'nun tarihini ise Ahmet Telli'nin Kastamonu’sundan.
İki satır yeter...
Sökmek için aynanın ardındaki sır(r)ı.
Toplumların “tarihi, sosyololojisi ve felsefesi” asli kalemdarlarından “evvel” ve “öte” “edebiyatçı” işidir…
“Ortada kalan” kısım tarihçinin, sosyoloğun, filozofun ola.
Edebiyatın tek kelimesi yeter…
Resmiyetten fiiliyatı ayırmak için.
Vala Nureddin, Nazım Hikmet, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ahmet Telli…
Kastamonu'nun “bir nevi” yerel tarihçisi her biri, şiir şiir, hikaye hikaye.
Kendinden ziyade her kaydın sağlamasıdır edebiyat...
Turnusol kağıdıdır.
Kastamonu’nun yoksul sofralarının müdavimi kuru suya katık hamuru öğrendik edebiyattan…
Varsıl sofralarından taşan kuzu biryanı da.
“Kara tahtaları” öğrendik…
“Yeşil umutları” da.)
(Doğanyurt doğasını anlatıyor Ahmet Telli…
“Geceleyin Kırda” şiirinde.
“Kuytu bir köşesindeyim ormanın
ve yorgun bedenimin altında
çıtırdıyor kuru yapraklar
Üstte kristal bir gök
ve yıldızlar
ozancasına
Yalnızım
Sıkıntının yalnızlığı değil bu
Düşlerle el ele
yaşamayı dillendiren
ve yudum yudum özümleten
bir sevgi yalnızlığı
Dinlendiriyor yüreğimi
kafamı
bedenimi
serin okşayışlarıyla doğa
Dinliyorum en güzel türküsünü
kurdun kuşun
Uçmak için
kanat aramıyorum”)
(Osmanlı’nın mülki idare taksimatına göre “hemşerimiz” olur Ahmet Telli...
“Eskipazarlı”.
Ve “Köy Enstitülü”...
“Hasanoğlanlı”.
“Her yoksul biraz parasız yatılılık taşır içinde” derken...
Nazım Hikmetçe “bakmayın sarı saçlı olduğuna Asyalı, Afrikalı” Ahmet Telli.
Şairlerin yaşam dizgilerini resmi/düz metinlerden değil bizatihi şiirlerinden okumak lazım, ikametgah kaydı değildir şairin izdüşümü, avcının yakalaması için yol boyuna döktüğü mısralarıdır...
Silinmez “ayak izi”.
“Pazarören”...
“Düşler, düşler, düşler”.
“Hayrabolu”...
“Kabakyazı”.
“Kelhok” köyünde bir genç öğretmenin “umutsuzlukla iki yılı”...
“Ankara” ve “Pülümür”.
Ahmet Telli Kastamonu’da...
“Doğanyurt nahiyesi/bucağı”.
Doğanyurt’ta köy öğretmeni olarak görev yaptığı “dört” yılı şiirlerinden okuyoruz Ahmet Telli’nin...
“Köy Öğretmeninin Günlüğü”, “Kahvede”, “Geceleyin Kırda”, “Her Şey Kararırken”, “Çocuk”, “Bir Çocuğun Yorgunluğu”, “Köyden Ayrılırken”.
“Dört yüz kitap okumuşum bu dört yılda” satırına ekleyelim giriş kısmını şiirin...
“Dört yıl geçti burada
bu köy akşamlarında
Çok öyküler dinledim
nice yenilgilerin
bir köşeye itelediği
yorgun ihtiyarlardan
Yarısı yalandı biliyorum
ama inanmış göründüm
candan”)
(“Ebediyatçı” Ahmet Telli’nin ömrünün dört yılını Kastamonu’da geçirmiş olması...
Kastamonu tarihi külliyatının mütemmim cüzlerinden biridir.
Gönül tacıdır...
Baş köşedir.
Okumalı Kastamonu şiirlerini Ahmet Telli’nin...
Döne döne.)