Rahmetli babamın işten başını kaldıramadığı, işyerinden ayrılamadığı, işinin hem işçisi hem de patronu olduğu ve her şeyi tek başına yapmaya çalıştığı yıllar...

Bayramda, düğünde, cenazede bile kapısını kapatamadığı, sürekli açık tutabilmek için tek başına yoğun çaba harcadığı ve esnaflık sorumluluğunun tavan yaptığı yıllar...

Azim ve gayretin neticesinde geçinebilme telaşının ekmek parasına dönüştüğü, çaresizlik içinde bile çare üretmek zorunda kalınan yıllardı o yıllar...

Neden böyle bir giriş yaptım anlatayım...

Esnaflık yapanlar çok iyi bilir, bazı iş kolları vardır, dükkânı kapatıp bir işini göremez, hiç bir yere kımıldayamazsın. Rahmetli babamın durumu da bundan ibaretti. Yıllarca tek başına çalıştı, çabaladı, hâliyle bir baba olarak bazı sorumluluklarını yerine getiremediği dönemlerde devreye rahmetli büyükbabam girdi hep...

1980 yılında Kastamonu merkezde iyi bir eğitim kurumu olarak bilinen Abdurrahman paşa lisesinin bursluluk sınavı vardı. Büyükbabam götürmüştü mesela beni o sınava. Hatta bir gün önceden gidip otelde kalmış, sabah erkenden kalkıp büyükbabamla sınava gireceğim okulun yolunu tutmuştuk...

O sınavı kazanmış fakat gitmemiştim Kastamonu'ya okumaya. Bir nevi sınav deneyimi elde etmiştim sanki...

Yine 1982 yılında sınavla giriş hakkı kazanılabilen Çankırı Ziraat Meslek lisesine girebilmek için iki gününü bana ayırmıştı büyükbabam. Sınav tarihinden bir gün önce gittiğimiz Çankırı'da, geceyi geçirmek için kalacağımız yer ayarlanmış, ertesi gün sınava girip kazanarak canım büyükbabamın emeklerini boşa çıkarmamış, eğitim hayatımın yönünü beraberce çizmiştik...

Rahmetli büyükbabam sağlığı elverdiği ölçüde her daim torununun destekçisi olmuştu...

Allah razı olsun...

Nasıl unutulur?

Babamın müsait olmayışından dolayı, o dönemde her daim canım büyükbabamın yanımda oluşu ve bana kol kanat gerişi hiç akıllardan çıkar mı?

Çıkmaz elbette, çıkmadı da zaten...

İstediğim okulu kazanıp okumuş olmamın ve daha sonraki süreçte gördüğüm maddi manevi desteğin hiç bir şeyle ölçülemez oluşunun bilincindeyim elbette...

Hayatı boyunca çalışkan, ekmeğini taştan çıkaran, evine ailesine bağlı biriydi büyükbabam.

Gençliğinde kendi tasarladığı ve yine kendi gücüyle çalıştırdığı dönme dolabı eski otogarın bulunduğu yere kurarak çocuklara yaşattığı farklı bir eğlence deneyimi bilenler tarafından zikredilirdi o yıllarda...

Büyükbabam bu meziyetinden dolayı "dolapçı Yaşar" lakabıyla tanınırmış o dönemde...

Sonra girişimciliği ve çalışkanlığı sayesinde günümüzde Ilgaz mobilyanın bulunduğu yerde ki Tekel kurumuna işçi olarak girmişti ve uzun yıllar orada çalıştı. O dönemde de "Tekelci Yaşar" olarak anıldı büyükbabam...

Ve "Tekavüt Yaşar" olarak geçirdiği emeklilik günleri geldi çattı. O günleride manavlık yaparak, çocuklarına yardım ederek geçirdi büyükbabam...

Soranlara tevellüt 1341 derdi hiç unutmam...

Emekli maaşını çektiğinde berberine gider, saç sakal traşını olur, sonra mutlaka yanıma uğrar, benimle dertleşmeyi çok severdi büyükbabam...

Bu dünyada ki ömrünü 2006 yılı Eylül ayında tamamladı ve aşırı sağanak yağışlı bir günde ahirete yolcu ettik büyükbabamı

Allah rahmetiyle muamele etsin inşallah...

Her daim rahmetle andığım ve hayırla yad ettiğim büyükbabam Yaşar Yirmibeş'in ve tüm ölmüşlerimizin ruhuna 3 İhlas 1 Fatiha göndererek ahde vefa gösterelim İnşallah.