Allah’ın yarattığı hiçbir şey kategorik olarak kötü değildir. İnsan da öyle. En vahşi hayvandan en zehirli bitkiye kadar. İnsan dışında her canlı yaratılış kanununa uygun olarak ekolojik dengedeki yerini alır ve yaratılış ilkelerine uygun olarak ta görevini sürdürür. Ya insan ?
İnsan da yaratılış olarak kötü değildir. Siz hiç kötü ve çirkin bebek gördünüz mü ?. Hatta hangi düşmanınız olursa olsun çocuğuna karşı o kötü hisleri duyamazsınız. Çünkü her çocuk masumdur. Düşmanınızın çocuğu olsa bile. Çocuk ne zaman reşit olur kendi iradesiyle ailesinin misyonunu üstlenirse ve size kötülük yapmaya başlarsa işte o zaman o masumiyetini kaybeder. Onun içindir ki bizim inancımızda insan cennetlik olarak doğar ve ergenlikten sonra bu masumiyeti kaybolur . Ya yaratılıştan gelen bu güzelliklerin üzerine kendisi de ekler “eşref-i mahluk” olur yada her geçen gün o güzellikleri kaybedip kötülük çukurunda” esfelessafilin” olur. Çünkü Allah kötülüğü yaratmış ama kötü yaratmamış. Dünyada kötü hiçbir şey yoktur ki insan eli değmemiş olsun. Yaratılıştan gelen bir kötü bulamazsınız . Ateş ve Su hayatın devamının en önemli unsuru iken onu kötü yapıp hayat bitiren unsura dönüştüren insandır. İnsanın cehaleti , arsızlığı , hırsızlığı , bencilliği , hırsı , açgözlülüğü , alçaklığı ve ikiyüzlülüğü , ahlaksızlığı , adaletsizliği velhasıl kötü hasletleri iyi ve güzel olanı kötü ve çirkin yapmaya yetiyor.
Aslında başladığı yere döner insan. Topraktan gelir ve yine toprak olarak ekolojik dengede ki yerini alır. Sonuçta bir ağaçtan veya bir kurbağadan farkımız yok geliş ve gidiş olarak. Farkımız tarzımız derdi ya rahmetli Müslüm Baba. Boşuna dememiş sanırım “ İnsan ol evlat “ diye. Herhangi bir canlı olarak gelip sıradan bir organizma olarak giden insan şu kısacık insan olma hikayesinde ya hayvanlar alemini taklit edip çakal olmaya çalışır. Ya da ormanda ki ruh ikizini bulup Şimşir ağacı gibi sağlam olmaya çalışır. Ya da kavak ağacı olup yapraklarını rüzgara göre çevirir. Ve bir sonbahar gecesi o güzelim yaprakları yerle bir olur. Kimisi meyve ağacı olur her canlı benden istifade etsin ister. Kimisi çınar gibi dümdüz olur. Meyve vermez ama bizatihi kendi varlığı yeter diğer canlılara. Kiminin de ne meyvesi olur ve gölgesi. “Çörtün” ağacı derler bizim buralarda onlara. Sadece hayvanların altını temizlemek için çalı süpürgesi yapılır. Kimisi aslan olup ormanlar kıralı olacağım der kükrer durur. Sonra birisi de kısa bir video çeker “ lan Sedat PEKER “ der kaybolur. Kimisi nazlı ve narin bir ceylan olur. Vicdanlılar ve merhametli olanlar bakmaya dahi kıyamaz onlara. Ama sırtlanlar saldırır her fırsatta güzel olanlara. Kimisi dikenli olur mesafeli durulsun kendine diye. Dikenini gelip batırmaz durup dururken kimseye. Çünkü o dikenlerin içinde koruması gereken gülleri vardır. Yoksa meraklı değildir kimsenin canını yakmaya. Kimisi hiçbir şey olamadıysa ot olmayı tercih eder. Bir ineğin boğazından geçeyim et olarak süt olarak diğer canlılara da can olayım der. Bazıları da ne gariptir ki ne ot olur ne gübre. Parazit olmayı ve hep başkalarının kanından beslenmeyi tercih eder. Pisliği severler bazıları. Pislikten beslenirler.
Demem o ki sevgili dostlar; Yaratılış itibariyle hepimiz mükemmeliz. Her birimiz cennetliğiz. Bizi değerli kılacak olan ise ekosistemdeki tercih ettiğimiz yerimiz. Kavak olmayı tercih ederseniz hep aynı yönden esecek ve hiç dinmeyecek bir rüzgara muhtaçsınız demektir. Böcek olmayı tercih edenlerde ezileceği günü beklesin. Benim tavsiyem tüm yaratılmışları sevelim her birinden ayrı ayrı dersler çıkartalım ama “eşrefi mahluk “ olan insan olmayı tercih edelim. Dur diyelim önce kendi nefsimize. Para, pul, şan, şöhret, makam ve mevki bunların hepsi geçici ve her biri bir vesile-i imtihan meselesi.