İyi biliyorum ki; pek çok kişi başlığı okuyor ve içeriğini okumaya gerek duymuyor...
Belki konu ilgisini çekmiyor, anlatılmak ve verilmek istenen mesajdan kendine pay çıkmadığını düşünüyor, bununda yazıyı okumamak için geçerli sebep olduğu kanısına varıyor...!
Toplumsal sorunlara duyarlı olan ve her türlü olumsuzluğun bir şekilde dile getirilmesi için çabalayan insanların da sesi olmak gerekiyor sorumluluğumuz icabı...
Geçtiğimiz günlerde bir büyüğüm bizzat işyerime gelerek, çarşıda-pazarda, kahve önlerinde, üç beş kişinin biraraya geldiğinde yüksek sesle ve argo kelimelerle sohbet ettiğini, yanlarından aile-çocuk-kadın geçse de istiflerini bozmadan devam ettiklerini ve bu durumdan rahatsızlık duyanların "Burası eskiden böyle değildi, buraya ne olmuş" diyerek tepkilerini dile getirdiklerini söyledi.
Bir köşe yazısının çokta etkili olamayacağı düşüncemi ilettiğimde ise, "bir kişi bile okuyup kendine çeki düzen verse kazançtır" diyerek, konuyu yazmamı rica etti.
Öncelikle toplumsal sorunları çekinmeden dile getiren, memleketinin kötü konularla konuşulması yerine, iyi ve güzel anılması için duyarlı davranan herkes memleket sevdalısıdır ve benim için değerlidir. Bu böyle biline...
Maalesef her yerde olduğu gibi Kastamonu'da da oturmasını kalkmasını bilmeyen, adabı muaşeret kurallarına uymayan, birlikte yaşama olgusunu benimseyemeyen insanlara şahit oluyoruz.
Empati kurarak bazı konular hakkında fikir beyan edebiliriz.
Çarşıda pazardasınız...
Alışveriş telaşı, insanların koşuşturması arasında kulağınıza bir ses çarpıyor...
Üç beş kişi bir araya gelmiş, yüksek sesle ileri geri, olur olmaz konuşuyorlar...
Argo-küfür-kaba söz içeriyor muhabbet...
Yanlarından geçen aileler adımlarını hızlandırıyor, bayanlar yüzünü buruşturuyor, kimse çocuklarının kulağına o sözlerin girmesini istemiyor. Hızla uzaklaşmayı tercih etse de insanımız içten içe bu davranışa bir şekilde tepki vermek istiyor.
Oysa toplum dediğimiz şey binalardan, yollardan ibaret değil, toplum sözün nezaketle, davranışın edeple buluştuğu yerdir. Edep kaybolursa huzur da yok olur.
Edep insanın en süslü elbisesidir. Ne markalı kıyafet, ne de pahalı ayakkabı; insana edep kadar yakışmaz.
İnsan güzel konuşursa çevresine ışık saçar. Kötü kelimeyle, kaba tavırla kendini küçültür.
Umuma açık her yerde insanlar neredeyse içiçe yaşıyor. Çevresine aldırmadan atılan kahkaha, sarf edilen kötü bir cümle etrafta bulunan herkesi etkiliyor. Hele hele argo ve küfür doluysa toplumsal bir yara haline geliyor. Sadece kötü söze şahit olan kulak kirlenmiyor, toplumun ahlakı aşınıyor.
Oturduğumuz apartmanın, yaşadığımız mahallenin, aracımızla dolaştığımız sokakların, herkesin kullandığı umuma açık yerlerin gerçekten adaba ve edebe uygun kullanılması gerekiyor.
Kurallar çerçevesinde hiç kimseye rahatsızlık vermeden, hiç kimsenin hakkına girmeden yaşanılan her yer tercih sebebi oluyor.
Eğitim, kültür, aile ve iyi insan olgusu işte tam burada anlam kazanıyor.
Seviyeyi belirleyen etkenler devreye giriyor ve yaşanılabilir ortam kendiliğinden oluşuyor.
Kültürümüzün özünü de edep oluşturuyor.
Bu değer korunursa sokaklarımız, pazarlarımız, çarşılarımız huzur buluyor.
Bu konuyu bir cümleyle özetlemek gerekirse eğer;
EDEP İNSANIN VİTRİNİ, SÖZ TOPLUMUN AYNASI oluyor vesselâm.