Kastamonu fotoğraflarındaki “Rıfat Ilgaz, İlhan Selçuk, Rahmi Saltuk, Emin Değer, Oktay Ekinci, Aydın Ilgaz…” maziyi bugüne taşıyor, ah bu şehri bivefayı sevmeyelim de ne eyleyelim, su istemez yangınımız…
Dumanı şan.
“’İnebolu’dan Ankara’ya İstiklal Yolu’ fikrini ilk olarak Emin Değer dile getirdi” dediğinde Atıf Uğurlu, ilk kez duyduğumu ifade ederek “belgesi var mı?” diye sordum, 15 Haziran 2020 tarihli Kastamonu Gazetesi’nde yazmışım oysa…
Daha ne belgesi arıyorsam!

“Cübbesini giydiğinde göklerde uçan kartaldı” başlıklı yazım “Asker, hakim, avukat, mahpus, gazeteci, yazar kimlikleriyle taksim olan hayatının özeti için Kuvayi Milliyeci dense kafi, 91 yıllık yaşamında asla emekli olmayan bir vatansever ve ulusal bağımsızlık aşığıydı… Dünyalara ‘Değer’ hemşerimizin anısı aklımızda, fikrimizde, kalbimizde. 1970’li yıllarda aydın fikirli hemşerilerimizle birlikte Ankara’da kurduğu Tüm Kastamonular Derneği ile gurbetteki Kastamonululara kol kanat germeye gayret etti ve ‘İnebolu’dan Ankara’ya İstiklal Yolu’ fikrini il ortaya atan isim oldu” şeklinde uzayıp gidiyor…
Yazının devamında yaşam öyküsünün kısadan hisse vermeyi de ihmal etmedim: “M. Emin Değer 1927 yılında Kastamonu’da doğdu, Kastamonu Lisesi ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, Milli savunma Bakanlığı’nın sağladığı bursla okudu, çeşitli illerde askeri yargıçlık yaptı, 12 Mart 1971 askeri darbesinin ardından ordudan istifa ederek devrimci gençlerin savunmalarını üstlenmeye başladı, Uğur Mumcu’dan Aziz Nesin’e dünya demokrasi tarihinin birçok önemli isminin avukatıydı, Cumhuriyet gazetesinde de yazmaya başladı, ne 12 Mart ne de 12 Eylül karşısında eğildi, diğer bir onur kaynağı hemşerimiz Rıfat Ilgaz’ın kadim dostuydu… 14 Haziran 2018’de Ankara’da ebediyete göçtü.”)

Tüm Kastamonulular Derneği (TÜM KAS-DER) Av. Emin Değer’in başkanlığında Ankara’da 1976 yılında kuruldu ve 1980 askeri darbesinde kapatıldı…
“Av. Şahap İnce, Dr. Atıf Uğurlu, Av. Ahmet Tamaç ve Ziya Kesimci” derneğin diğer kurucularındandı.
Sene 1989…
Kastamonu şehrinde “Rıfat Ilgaz Sokağı” tabelası altında “Mehmet Yıldırım, Günal Genç, Fazıl Oğuz, Rıfat Ilgaz, Emin Değer, Atıf Uğurlu, Mehmet Saydur”.
1991 yılında Kastamonu Belediye salonunda düzenlenen panelin konuşmacılarına bakar mısınız?…
“İlhan Selçuk, Rıfat Ilgaz, Atıf Uğurlu”.
Yıl yine 1991…
Rıfat Ilgaz’ın 80’inci yaş gününde Kastamonu Şehitler Anıtı’nda bir araya gelen “Rıfat Ilgaz, İlhan Selçuk, Rahmi Saltuk, Atıf Uğurlu, Mehmet Saydur” ve diğer hemşerilerimiz.

İlhan Selçuk’un Cumhuriyet gazetesindeki yazılarını okumak dahi “devrimci” bir eylemdi üniversite yıllarımda…
Geçtiğimiz günlerde “Yüzbaşı Selahattin’in Romanı” isimli kitabını bitirdim en son.
“İlhan Selçuk” ile “Kastamonu” ilişkisini incelerken Kastamonu Lisesi mezunu Hayati Asılyazıcı’nın Aydınlık gazetesinde yayımlanan 23 Haziran 2012 tarihli “Ölümünün ikinci yılında İlhan Selçuk gerçeği” başlıklı yazısı karşıma çıktı…
“İlkokul 5. sınıf, ortaokul ve lise yıllarında gazeteleri okuma konusunda çok başarılı olduğunu söylemek isterim. Klasiklerle tanıştığım yıllardır ortaokul yıllarım. Her zaman Hasan Ali Yücel’i saygı ile ananlardanım. İnönü-Yücel-Tonguç üçgeni ülkemize eğitim alanına dünya çapında yenilikler getiren Köy Enstitülü yıllarıdır. Köy Enstitüleri 16 Nisan 1940’larda kuruldu. 1950-1954 yılları arasında Kastamonu lisesinde okurken, bu ilin merkezinden 19 kilometre uzakta açılmış olan Gölköy Enstitüsüne en sık giden belki de tek lise öğrensiydim. Enstitülü hocaların çocukları da aynı lisede okul arkadaşlarım olduğu için her Gölköy’e gidişimde büyük bir sıcaklık bulurdum. Yine aynı yıllarda İlhan ve Turhan Selçuk kardeşlerin çıkardığı 41 Buçuk adlı mizah dergisini Kastamonu’da bulamadığım için bir bilgim yoktu. Selçuk kardeşlerin Dolmuş dergileri yayınlandığı dönemde Kastamonu’daki kitap evine derginin geldiğini gördüm. Böylece ilk olarak İlhan Selçuk’un yazılarını okumaya başladım. Turhan Selçuk’un alışılmadık güzellikteki çizgilerini görmek için, postanın Neşet Güğümcü Kitapevi’ne gelmesini beklerdim.”
Kastamonu’nun “Neşet Güğümcü Kitapevi”…
Bir kez daha hatırlatılmayı hak ediyor lebiderya bir yazı ile.
Hayati Asılyazıcı’nın bir diğer “Kastamonu” bağlantısı ise “Oğuz Atay”…
Wikipedia der ki: “Hayati Asılyazıcı (d. 1931, Arhavi, Artvin) Türk eleştirmen ve yazar. Tiyatro eleştirileri ile tanınır, Türkiye'de ‘ulusal tiyatro’ kavramının önde gelen isimlerinden kabul edilmektedir. Kurduğu yayınevinde Oğuz Atay'ın romanlarını yayımlayarak Atay'ı Türk edebiyatına kazandırmıştır.”

Bu kadar maziye dalmışken…
Yazıyı Oktay Ekinci’nin 26 Ocak 2006’da Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan “Kastamonu” yazısından pasajlar ile bitirmek şart.
Kastamonu’da olmanın anlamı neymiş bakın Oktay Ekinci’ye göre?...
“Cumhuriyet'in yazarlarının 'Anadolu Aydınlanması' buluşmaları için 17 Ocak 2006 günü Şükran Soner, Alev Coşkun ve usta sürücümüz Rıza Sarıkaya ile birlikte Kastamonu'ya vardığımızda, hava kararmıştı ama içimiz sanki daha bir aydınlanmıştı... Çünkü, Kastamonu'da olmak demek, İstanbul'dan kaçırılan silahları Küre ve Ilgaz dağlarından 'omuzlarında' aşıran efsanevi 'Kuvayi Milliye kadınları'mızı anmak demek. Aynı mücadelenin 'iskele'si ve şapka devriminin ev sahibi İnebolu'nun 'İstiklal Madalyası' gururunu; Rıfat Ilgaz'ın anılarını yaşatan Cide'nin onurunu; dahası, çağlar önce de Anadolu'yu savunmak için Troya savaşlarına katılan 'Paflagonyalı cengâver'lerin yurtseverliklerini paylaşmak demek…”
Devam ediyor yazı…
“Kastamonu'daki söyleşiye ev sahipliği yapan KATSO Başkanı Halil Öztosun, Belediye Başkanı Turhan Topçuoğlu, kentlerinin gelişmesi için çırpınan Dr. Atıf Uğurlu, Dr. Ahmet Zafer Ergün, emekli başsavcı Mesut Ergün, Anadolu sevdalısı Sabiha İzbeli ve diğer dostlar, özellikle şunu vurguladılar: Küre ve Ilgaz milli parklarıyla iç içe olan bu tarih ve doğa kentinin geleceği turizm, kültür ve bilimde...”

E kendime de pay çıkarmazsam olmaz Oktay Ekinci’nin satırlarından…
“İşte böylesi bir kentte, Zeki Dilekçi 'nin özenle yaşattığı 'dibekte dövülmüş' kahveyi Münire Medresesi'ndeki el sanatları çarşısında içmek; aynı çarşıdaki 'Paflagonya'da arkeolog Mustafa Afacan'la tanışarak yöreye ait şifalı bitkilerden almak; ya da tarihi kaleye tırmanan sokaklara dalıp, sayıları 50'yi geçen restore edilmiş konakları dolaşmak, belki de 'aydınlanmanın keyfini çıkarmak' olmalı...”
Hey gidi hey…
Ya bugün?