İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Ankara Şubesi’nin “11 ağustos 2021 Bozkurt Taşkın Felaketi Değerlendirme Raporu” “yine” ve “yeniden” hatırlanmayı ve masa üstüne konulmayı hak ediyor bugün…
Geleceğe dair “doğru şehirleşmek” ve “tedbir almak” namına en azından.

“Dün dündür” nitekim…
Düştüğü yeri yakan ateşi ile aldı başını gitti.

Yarına kalan emek…
“Dirençli şehirlere”.

Kastamonu iline 20 şehri ile “insan kaynaklı afetlere” karşı kol kanat germeye cümle emek…
Olan bitenden ders çıkarmaya.

Kulak üstüne yatmamaya…
“Yaparmışçasına” görünmemeye.

Bilim ile…
Devlet-millet imecesiyle.

Mustafa Afacan 11 Ağustos (1)

Kastamonu’nun “asrın seli” felaketinden yeterince ders çıkarmadığını ve uygulamada eksik kaldığını ilerleyen yıllarda vuku bulan “insan afetleri” bir bir gösterdi…
Temenna bundan sonraya.

(10-11 Ağustos 2021 tarihlerinde Bartın, Sinop, Kastamonu ve Karabük illerinde meydana gelen “sel” ve “heyelan” ardından “İMO Ankara Şubesi” yöneticileri ve uzmanlardan oluşan heyet 18 Ağustos 2021 tarihinde Küre, İnebolu, Abana ve Bozkurt ilçelerini ve civar köylerinde konut, sanayi, tarım, turizm, ulaşım gibi yerleşme ve arazi kullanımı açısından belirtilen bölgelerde ve havzalarda incelemelerde bulundu…
Raporunu hazırladı ve kamuoyu ile paylaştı.

İMO raporu sayesinde gerçeği öğrendik…
Ne “normal üstü yağış” idi sebep ne de “HES patlaması”.

Her türden siyasi çevrenin tüm hamasetine karşı…
Bilimin tespitleri farklıydı.

Afetin sebebi özü…
“İhmaller ve yanlış tercihler zincirinin sonunda gelen felaket” idi.

Mustafa Afacan 11 Ağustos (2)

İMO Ankara Şubesi raporunda madde madde sıralı “ihmaller” ve “yanlış tercihler”…
Okuyana, anlayana, ders alana.

“İhmal 1”…
“Akarsuyun taşkın yatağını bulamaması”.

“İhmal 2”…
“Araç köprülerinin taşkın hesaplarına göre boyutlandırılmaması”.

“İhmal 3”…
“Karayolu köprülerini tıkayan rusubat”.

“İhmal 4”…
“Yıkılan ve şehri su basmasını hızlandıran yaya köprüsü”.

“İhmal 5”…
“Havza planlaması, yönetimi ve işletmesinin göz ardı edilmesi”.

“İhmal 6”…
“Su yönetimi genel müdürlüğünün hazırladığı taşkın risk haritalarının göz ardı edilmesi”.

“İhmal 7”…
“Taşkın erken uyarı sistemi ve tahliye planlarının uygulanmaması”.)

Mustafa Afacan 11 Ağustos (6)

(Raporun sonuç bölümünde “genel” bir özet var…
“Yıllardır sürdürülen çarpık, plansız "kentleşme" çalışmalarının sonucunda karşılaştığımız bu sonuçlar sürpriz değildir. Dere ve taşkın yataklarının rant odaklı imar çalışmaları sonucu işgal edilmesi, betona ve asfalta dönüştürülmesi, kentleri yap-boz tahtasına çeviren plansızlık ve kentsel altyapı sisteminin geliştirilmemesi yaşadığımız su baskınlarının temel nedenidir. Kentlerimizin altyapısına, ulaşımına ve imarına ilişkin sorunların çözümünde bütünlüklü planlara ihtiyaç duyulmaktadır… Halkın vergileriyle yapılan yatırımların, öncelikli olarak kentlerde yaşayan yurttaşlarımızın can ve mal güvenliklerini sağlamayı gözetmesi gerekmektedir. Altyapı, ulaşım, barınma sorunları ivedilikle bilim ve tekniğin rehberliğinde katılımcı, şeffaf ve denetlenebilir bir yönetim anlayışıyla değerlendirilmeli ve kentlerin yapısal dönüşümleri bu çerçevede gerçekleştirilmelidir… Su havzalarının bütüncül bakış açısıyla planlanarak planların hayata geçirilmesi ve gerekli işletme bakım hizmetlerinin yürütülmesi, taşkınların oluşturacağı zararı azaltacaktır. Bu bağlamda; su havzalarının sahipsiz bırakılmaması, planlamadan işletmeye her aşamada kamu zararının en aza indirilme hedefiyle katılımcı biçimde denetimin sağlanması devletin görevleri arasındadır… Taşkın erken uyarı sisteminin hayata geçirilerek taşkın esnasında tahliye planlarının uygulanması oluşacak taşkın tehlikesini en aza indirecektir. Söz konusu sistem ve planlar teknik olarak hayata geçirilebilir durumda olup gerekli bütçenin ve kurumsal koordinasyonun sağlanması gerekmektedir. Yaşanan bunca felakete rağmen devletin planlarında yer alan çalışmaların hayata geçirilmiyor olmaları düşündürücüdür.”)

Mustafa Afacan 11 Ağustos (4)

(Ve cevap bekleyen sorular…
“Su Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan Taşkın Yönetim Planı’nın gereği yapılsaydı bu yıkım ve ölümler yaşanır mıydı?”, “Dere yatakları düzenli olarak temizlense ise bu kadar rusubat birikir miydi?”, “Taşkın olacağını öngörebildiğimiz ve özellikle bu taşkında hayati öneme sahip olduğunu gördüğümüz rusubat önleyici yapılar yapılmış olsaydı bu kadar can ve mal kaybı yaşanır mıydı?”, “Islah edilmiş dere yatağının içerisinde dahi görülebilen yapılara nasıl izin verilebiliyor?”, “Taşkın yatağında olduğu bilindiği halde bu bölgeleri nasıl imara açtınız ve nasıl ruhsatlandırdınız?”

Cevap bulmadı…
Bulmayacak da.)

(Yerel yönetimlerin öncelikli görev ve sorumlulukları “hamasetten, popülizmden, siyasetten” evvel şehri “dirençli” hale getirmektir…
Sürekli direnç kazanan afetlere karşı pozisyon almaktır.

Sele de karşı…
Susuzluğa da.

Az laf…
Çok iş.

Gelip geçen bulut silsilesi dahi…
Şehirleri göle çevirebiliyor.

“Sünger şehir”…
Hiç duydunuz mu idareyi maslahatçıların ağzından?

“Betona yatırır”…
Siyasi gömlek hiç fark etmez.

Şehrin gelişmişliğini “çarpıklaştırmakta” görür…
Övünür.

Aynıdırlar…
Yoktur farkları.)

Mustafa Afacan 11 Ağustos (5)

Mustafa Afacan 11 Ağustos (3)