Kastamonu’dan gelip geçenlere, Kastamonu’ya dair kelam ve yazı eyleyenlere, Kastamonu’yu tarihe iz düşürenlere vefamız elbette onların yüce gönüllüklerine yetişebile yahut yetişemeye…

Peşlerinden gide ama karınca sabrıyla.

Kastamonu’yu tarihe nakşedenlerden Annemarie Schimmel’i şükranla anmaktır vazifemiz…

Mekanı kalplerdeki nurdur.

İlahiyatçılar, sufiler, ezoterizm kuyusuna bir dirhem de olsa “su” deyu deyu haznesi kadar kova sallandıranlar iyi bilir Annemarie Schimmel’i…

Kitapları rehberdir.

Mevlana Celaleddin-i Rumi’yi Annemarie Schimmel’den okumanın ayırdına varanlar tanır ve izinden düşmezler…

Annemarie Schimmel ile soluklanmak Paul Gerhardt ve Süleyman Çelebi yahut Kani Karaca ve Muhammed Hamidullah, Hermann Hesse, Yahya Kemal Beyatlı, Şevket Süreyya Aydemir zirvelerinde.

Annemarie Schimmel Türkiye’de kaldığı “1953-1959” yılları döneminde fırsat buldukça bazen “Düldül” ismini verdiği otomobil ile bazen de otobüs yolculukları ile ülkemizin dört bir tarafını görmek için seyahat etti…

Kastamonu’ya da geldi.

Şan verdi…

Sefa geldi.

(Fenomonoloji ve Varoluşçuluk üstadı Martin Heidegger’in kendi felsefesine dipnot olarak Platon yanı sıra Şehabettin Sühreverdi’yi de göstermesinin sebebinin öğrencisi “Henry Corbin” olduğunu öğrenince Corbin’in elimin altındaki “İslam Felsefesi Tarihi” kitaplarının iki cildini raftan indirmek gerekti derhal…

İslam tasavvufuna merak salanların muhakkak kitaplarından istifade etmesi gereken Henry Corbin için öz bilgi https://islamansiklopedisi.org.tr/corbin-henry-eugenie adresinde mevcut.

Mustafa Afacan Köşe (3)-59

Hazır Henry Corbin’den başlamışken bir diğer batılı şarkiyatçı “Annemarie Schimmel” durağında da muhakkak durmam gerekti rota gereği…

Hali mevcuttaki 4 kitabını rafımdan indirdim.

“Doğudan Batıya” kitabının ortasını aşmışken “Kastamonu” ile karşılaştım…

Heyecanla koyuldum okumaya harf harf.

1950’lerin sonuna yakın yıllar olmalı…

“Bir defasında annemle eskiden Kommenos Hanedanlığının merkezi olan Kastamonu’ya gittik. Çam ormanları arasında harika, bol virajlı bir yolculuktu. Güzel bir manzaraya bakan hakim mevkide yaşlı bir adam oturuyordu ve aşağıya bakıyordu, biz manzarasını kıskanmıştık. ‘Gözleri görmüyor’ dedi şoförümüz. Kastamonu’da bizi bekleyen öğrencimiz Şükrü ile zar zor buluşabildik; çünkü otobüs bir saat erken gelmişti, zaten ertesi gün de bir saat erken kalktı. Kastamonu’da çok güzel sütunlu bir Osmanlı Camisi (“Kırk Direkli Cami” dipnotu düşülmüş), kale harabeleri, bir müze ve bir lise vardı. Bu okul 1885’de Karadeniz Bölgesi’nde kurulan ilk liseydi; Kastamonu’yu alimlerin ve devlet adamlarının yetiştiği bir yer yapmıştı. Şükrülerin evi neredeyse boştu, güzel annesi ocak ateşinde enfes bir etli pide hazırladı ve bize gazete kağıdı üzerinde ikram etti. Bunun yanına buz gibi kuyudan kavunlar çıkarttı. Birkaç yıl sonra da Kastamonu’da yüz elli farklı çorba tarifi olduğunu öğrendik.”)

(Annemarie Schimmel ifade ediyor satırlarında Kastamonu gezisinin çok kısa sürdüğünü, satırlarında “Kırk Direkli Cami, Kastamonu Kalesi, Arkeoloji ve Etnografya Müzesi ve Kastamonu Lisesi” yazılı, ziyaret ettiği “Osmanlı Camisi” için kitaba “Kırk Direkli Cami” dipnotunun düşülmesi elbette izaha muhtaç, acaba “Nasrullah Camii” ile mi karıştı kitap yazılırken?...

Bir düşündürücü durum da ömrünü İslam tasavvufunu araştırmak, yazmak ve dahi yaşamaya adamış Annemarie Schimmel’in nasıl olup da Şeyh Şaban-ı Veli Külliyesi’ni ziyaret etmemiş olması, üstelik öğrencisi rehberlik etmişken Kastamonu’da, ziyaret etti de kitap yazılırken unutuldu mu acaba?

Aynı şekilde “Mahmutbey Camii” de merak konusu…

Keza o günlerde henüz “ayaktaki” diğer inanç mekanları.)

(“Annemarie Schimmel” Almanya’da 1922’de doğdu…

Yedi yaşında hasta olduğu için evdeyken okuduğu “Padmanaba ve Hasan” masalı sayesinde “Doğu” ile ilk kez tanıştı ve 15 yaşında Arapça öğrenmeye başladı ve ilk ezberi “Fatiha Süresi” oldu, yüksek öğrenimini ve doktorasını oryantalizm üzerine yaptı ve 1946 yılında Marburg Üniversitesi'nde “Arapça, Farsça, Türkçe ve İslam Tarihi” dersleri okutmaya başladı, ikinci doktorasını İslam tasavvufu üzerine yaptı, 1954’te Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde “Dinler Tarihi Kürsüsü” profesörü olarak göreve başladı ve fakültede bu kürsünün kurulmasına öncülük etti, “Dinler Tarihine Giriş” adıyla bir ders kitabı hazırladı, 1959 yılında Türkiye’den ayrıldıktan sonra Harvard Üniversitesi’nden Hint-Müslüman kültürü dersleri okutması için yapılan teklifi kabul etti, doğumunun 75. yılı münasebeti ile Bonn Üniversitesi’nin 1997’de onuruna bir Hint-Müslüman Kültürü kürsüsü açması üzerine emekliliğinden sonra da vefatına kadar burada ders vermeye devam etti, 26 Ocak 2003 tarihinde Bonn’da rahmete erdi.

Annemarie Schimmel’in hayatının istikametini belirleyen “o an” henüz çocukken (1929) hasta olduğu bir gün evde okuduğu bir “masal” sayesinde yaşandı…

“Masalın adı ‘Padmanaba ve Hasan’ idi. Bir Hint arifi Şam’da bulunan Müslüman bir gence hikmet-i kebirin sırlarına vakıf olmayı öğretir ve nihayetinde onu, pek derin bir kuyunun dibindeki harikalar diyarına vasıl eder. İşte bu mekanda, bir kubbenin altında ve en muhteşem pırlantalar arasında dünyanın en büyük emirinin lahiti bulunur. Lahitin altındaki kitabede ise şu söz yazılı durmaktadır: ‘İnsanlar uykudadır ölünce uyanırlar.’ Bu kelam beni bir yıldırım gibi çarptı. Bu kelamın Hazret-i Muhammed’e izafe edildiğini ve sufilerin bu kelamı hasletin sevdiklerini on yıl sonra öğrendim. En somut şekliyle olmasa dahi yolumun bu yol olduğunu bildim.”)

(Annemarie Schimmel’i ayrıntısıyla tanımak için…

https://islamansiklopedisi.org.tr/schimmel-annemarie

100’ün üzerinde eser ve binlerce makale…

“Arapça, Farsça, Türkçe, Urduca, Peştuca, Sindce, Gucerâtça, Marathice, Keşmirce, Bengalce, Sanskritçe, Çekçe, İbrânîce, Eski Yunanca, Latince, İtalyanca, Rusça, İspanyolca, İsveççe, Hollandaca, Fransızca, İngilizce bilen; Arapça, Farsça, Türkçe, Fransızca, İngilizce, Urduca, Peştuca ve Sindce” dillerinden çeviriler.

“Bundan sonra hayatımın yeni dönemindeki o uzun ve çetin günlerimde acımı dindiren bir merhem” diye nitelediği Mes̱nevi’yi yanından hiç ayırmadı…

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun “Nur Baba” adlı romanını “Flamme und Falter” adıyla Almancaya kazandırdı.

Mustafa Afacan Köşe (4)-34

Bir zirve…

Eteklerine dahi çıkabilmek ne büyük hikmet.)

Not: Candaroğulları Beyi Süleyman Paşa “Mevlevi” idi, bugünkü İsfendiyar mahallesinde “Mevlevihane” kurdu, İsfendiyar mahallesi, Gaybılar deresi, Tabaklar mevkiindeki Mevlevihane mükemmel binalar halinde dergah, imaret, cami, türbe, hamam ve misafirhaneden müteşekkildi, Kastamonu Mevlevihanesi’nin son şeyhi Amil Çelebi Birinci Dünya Savaşı’nda Mevlevi dervişleri ile cephenin yolunu tuttu, Kurtuluş Savaşı’nda kurulan Kastamonu Müdafaa-i Hukuk Kadınlar Cemiyeti Başkanı Mevlevi Şeyhi Eşi Zekiye Hanım oldu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte tekke, zaviye ve dergahların kapatılmasıyla birlikte “Kastamonu Mevlevihanesi” de işlevini yitirdi, geriye kalan harap binalar 21 Ocak 1959 tarihinde dönemin Cumhurbaşkanı’nın imzası ile hazineye devrolundu, yerine imam hatip okulu yapıldı…

Annemarie Schimmel’in Kastamonu Mevlevihanesi’nden söz etmemesi doğal, Kastamonu’ya geldiği tarihte yıkılmıştı Mevlevihane, yazık.

Mustafa Afacan Köşe (1)-74